Milan ve Liverpool’a Atina yolunu açan

4 kahraman
3 İngiliz takımının yer aldığı Şampiyonlar Ligi yarı finalinde kuralar çekildiğinde, finalin adının büyük bir ihtimalle Chelsea-M. United olacağı belirtiliyordu. Fakat genel kanaatin aksine finalistler Milan ile Liverpool oldu. Milan, Manchester’daki 3-2’lik mağlubiyetin rövanşını 3-0 ile alıp finale yükseldi. İlk maçı 1-0 kaybeden Liverpool ise rövanşı aynı skorla kazandı ve maç uzatmalara gitti. Uzatmalarda da sonuç değişmeyince finalisti penaltılar belirledi. Liverpool, iki sezon önce yarı finalde tartışmalı bir golle elediği Chelsea’yi yine saf dışı bırakarak Milan’ın rakibi oldu. Böylece, Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk kez iki takım ikinci kez finalde eşleşti. Avrupa basını, İstanbul’daki 2005 Şampiyonlar Ligi finalinin rövanşının 23 Mayıs’ta Atina’da oynanacağını yazdı. Atina’ya giden yolda Liverpool’da Reina ve Agger, Milan’da da Kaka ve Seedorf ikilisi başrol oynadı. Bizde bu isimleri mercek altına aldık.
Jose Manuel Reina (Liverpool): İspanyolların ‘Penaltının Kralı’ lakabıyla çağırdığı Reina, baba mesleğini devam ettiren bir isim. Babası Miguel Reina, Barcelona ve Athletico Madrid formasını giydi. 1982 Madrid doğumlu Jose Manuel Reina, futbola Barcelona’da başladı. 18 yaşındayken Barcelona ile profesyonel sözleşme imzalayan Reina, 2 sezonda 30 maçta Barcelona kalesini korudu. 2002’de Katalan ekibinden ayrılıp Villarreal ile anlaşan Reina, burada ‘Penaltının Kralı’ unvanını aldı. 2004-05’te kırılması imkansız bir başarıya imza attı. 9 penaltıdan 7’sini kurtararak kalesinde devleşti. Liverpool patronu Rafael Benitez, İstanbul’da penaltılarda kupayı takımına kazandıran Dudek’i silerek kaleyi 2005’te transfer ettiği Reina’ya teslim etti. Penaltı kurtarmasını ‘şans olarak’ değerlendirmeyen Reina’ya göre başarının altında iyi hazırlık, sakinlik ve reaksiyon yatıyor. Maçtan önce muhtemel penaltı atacakların kasetlerini dikkatlice izleyen Reina, vuruş anındaki ‘vücut dilini’ doğru okuyarak 11 metre mesafeden atılan şutları çıkarıyor. Tıpkı Robben ve Geremi’nin sert şutlarını kurtardığı gibi. Liverpool kalesinin bir numaralı ismi Reina’nın hedefi, İspanya Milli Takımı’nın da birinci kalecisi olmak.
Daniel Agger (Liverpool): Chelsea ile oynanan yarı final ilk maçında Drogba’yı marke etmekte zorlanan Agger, yenilen golde büyük hata yapmıştı. Danimarka’nın son dönemde yetiştirdiği en iyi defans oyuncusu olan Agger, rövanşta ise hatasını attığı golle unutturarak takımının Atina bileti almasında büyük pay sahibi oldu. 1984 doğumlu Agger, 12 yaşındayken çocukluk kulübü Rosenhoj’u bırakarak ülkenin köklü kulüplerinden Brondby ile anlaştı. 2004’te İsveç Milli Takımı oyuncusu Andreas Jakobsson’un ayrılmasıyla Brondby savunmasında kendine yer buldu. Genç yaşına rağmen kaptan Per Nielsen ile iyi bir ikili oluşturan Agger, 2005’te milli formayı giymeye başladı. 2004-05’te kazanılan lig şampiyonluğu, Agger’i ‘yılın genç yeteneği’ yaptı. Eylül 2005’te sakatlanarak tam 3 ay yeşil sahalardan uzak kaldı. Ocak 2006’da 10 milyon dolar karşılığında Liverpool’la 4,5 yıllık kontrat imzalayan Agger, ilk yılında sadece 4 maçta görev aldı. 10 milyon dolarlık ücret Agger’i Danimarka’nın en pahalı oyuncusu konumuna yükseltirken, Liverpool ise bir defans oyuncusu için tarihinin en yüksek rakamını ödüyordu. 2006-07 sezonuna iyi bir başlangıç yaptı. Defansın göbeğinde yılların tecrübeli ve başarılı ismi Sami Hyypia’yı yedek bırakarak Jamie Carragher ile mükemmel bir ikili oluşturdu. Otoritelere göre Agger, genç yaşına rağmen ‘en iyi sol ayaklı göbek oyuncusu’.
Kaka (Milan): Almanya 2006’da Brezilya’nın yaşattığı hayal kırıklığı başta Ronaldinho ve Kaka gibi yıldızlarda derin etki bıraktı. Bu isimler hayal kırıklığını üzerinden uzun süre atamadı. Milan’ın şike skandalından dolayı lige eksi puanlarla ve şampiyonluk hedefi olmadan başlaması Kaka’nın toparlanmasını geciktirdi. Futbolunu Şampiyonlar Ligi’nde konuşturan Kaka, attığı 10 golle Atina yolunu açan isim oldu. Yarı final maçında M. United’a Old Trafford’da attığı 2 gol estetik ve vuruş becerisi olarak uzun süre hafızalarda kalacak nitelikte. Kaka, M. United maçlarındaki performansıyla Avrupa arenasında gölgesinde kaldığı Ronaldo’yu da geride bırakmış oldu. Asıl adı Ricardo Izecson dos Santos Leite olan Kaka’nın küçük kardeşi Ricardo, ismini telaffuz edemeyerek ağabeyine ‘Caca’ dedi. Bu isim ileride değişerek Kaka oldu. Kaka, 22 Nisan 1982 doğumlu. Profesyonel kariyerine 2000 yılında ülkenin büyük kulüplerinden Sao Poalo’ya attığı imzayla ‘merhaba’ diyen Kaka, 2000-2003 yılları arasında 55 maçta forma giyip 22 gol attı. Kaka 18 yaşındayken Milan’ın dikkatini çekmeyi başardı. Chelsea de devreye girince fiyatı arttı ve 2003’te 8,5 milyon dolara Milan’a imza attı. Real Madrid’in son yıllarda almak için büyük uğraş verdiği Kaka, attığı ve attırdığı gollerle yıldızını sürekli parlatıyor. Son bir not: Kaka, yıllık gelirinin yüzde 10’unu kilise ve yardım kuruluşlarına bağışlıyor.
Clarence Seedorf (Milan): Ajax akademisinin yetiştirdiği yıldızlardan biri olan Seedorf, Şampiyonlar Ligi’nde 3 değişik takımda şampiyonluk yaşayan tek oyuncu unvanını elinde bulunduruyor. 1 Nisan 1976’da Surinam’da doğan Seedorf, Hollanda günlerinde küçük yaşta Ajax’ın altyapısında buldu kendini. 1992-1995 arasında Ajax formasıyla iki lig şampiyonluğu yaşadı. 1995’te kazanılan Şampiyonlar Ligi ekibinde yer aldı. Ajax, finalde Milan’ı yenmişti. Sampdoria’dan sonra 1996-2000 arasında Real Madrid formasını giydi. İspanya’da 1 şampiyonluk ve 1 Şampiyonlar Ligi sevinci yaşayan Seedorf, pek parlak geçmeyen dönemini 2000-2002 arasında İnter’de geçirdi. İnter yıllarını kupasız kapatan Seedorf, 2002’de ezeli rakip Milan’a imza attı. Milan’la lig ve kupa şampiyonluğu sevincine Şampiyonlar Ligi’ni de ekleyen Seedorf’un sözleşmesi 2011’e kadar uzatıldı. Teknik patronluk koltuğuna Van Basten’in oturmasıyla 81 kez giydiği milli formadan uzak kalan Seedorf, sahada karınca gibi çalışıyor ve özellikle uzaktan attığı sert şutlarla rakip kalecilerin korkulu rüyası oluyor.
25 Mayıs 2005’te İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Olimpiyat oyunlarına adaylığımıza katkı sağlaması maksadıyla yapılan ancak atıl durumda kalan bu devasa stat, Milan-Liverpool Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapacaktı. İngiliz ve İtalyan taraftarlar günler öncesinden İstanbul’a akın etmişti. Birçoğu zil zurna sarhoş durumdaki taraftarlar şehrin çeşitli noktalarından otobüslerle Olimpiyat Stadı’na taşınmış ve maç saati yaklaşınca heyecan doruğa çıkmıştı. 60 bini aşkın seyircinin hazır bulunduğu finale Milan çok hızlı başladı. Daha ilk dakikada tecrübeli defans oyuncusu Maldini, İtalyan ekibi 1-0 öne geçirdi. Ardından Crespo’nun 38 ve 43. dakikalarda kaydettiği gollerle Milan soyunma odasına 3-0 önde girdi. Artık Milan’ın Avrupa’nın en büyüğü ilan edilmesine 45 dakika kalmıştı. Fakat Liverpool, ikinci yarıda bambaşka bir hale bürünmüştü. 54’te Gerrard, 56’da Smicer, 60’ta da Xabi Alonso’nun 6 dakika içinde fileleri 3 kez sarsması Milan’ı şoka sokmuş, İngilizler’i ise çılgına çevirmişti.
İlerleyen dakikalarda Liverpool’un hızı kesildi ve karşılaşma bu skorla sona erdi. Uzatmalarda da gol sesi çıkmayınca penaltılara geçildi. Milan’dan Tomasson, Kaka topu ağlarla buluştururken; Serginho, Pirlo ve Shevchenko gollük vuruş gerçekleştiremedi. Riise kaçırırken Hamann, Cisse ve Smicer affetmeyince Liverpool, 2004-05 sezonunu Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak tamamladı. İstanbul’daki final de Şampiyonlar Ligi tarihinin en iyi finallerinden biri unvanını kazandı. Şimdi 23 Mayıs’ta Liverpool-Milan yeniden kapışacak. İtalyanlar intikam yeminleri ederken, İngilizler Türkiye’deki finalin tekrarı olacağını ve kupayı yine kazanacaklarını düşünüyor. Komşu ülke Yunanistan’ın başkenti Atina’nın ev sahipliğinde oynanacak finalde göze çarpan takımların kadrolarında öyle çok fazla değişikliğe gitmemiş olması. Liverpool da Milan da neredeyse 2005’teki kadrolarına yakın 11’lerle mücadele ediyor. Bakalım, Atina’da son gülen kim olacak?
--------------------------------------------------------------------------------
Final aynı, kadrolar aynı, şehirler değişik!
2005’TEKİ FİNALİN KADROLARI
Liverpool: Dudek, Finnan (Hamann 46), Hyypia, Carragher, Traore, Kewell (Smicer 23), Xabi Alonso, Gerrard, Riise, Luis Garcia, Milan Baros (Cisse 85).
Teknik Direktör: Rafael Benitez.
Milan: Dida, Cafu, Stam, Nesta, Maldini, Seedorf (Serginho 85), Gattuso (Rui Costa 111), Pirlo, Kaka, Crespo (Tomasson 85), Shevchenko.
Teknik Direktör: Carlo Ancelotti.
***
2007’DEKİ YARI FİNAL KADROLARI
Liverpool: Reina, Finnan, Carragher, Agger, Riise, Pennant (Xabi Alonso 78), Gerrard, Mascherano (Fowler 118), Zenden, Crouch (Bellamy 106), Dirk Kuyt.
Teknik Direktör: Rafael Benitez.
Milan: Dida, Oddo, Nesta, Kaladze, Jankulovski, Gattuso (Cafu 84), Pirlo, Ambrosini, Seedorf, Kaka (Favalli 86), Filippo Inzaghi (Gilardino 66).
Teknik Direktör: Carlo Ancelotti.
Şampiyonlar Ligi'nin ya adı değiştirilsin ya da...
UEFA?nın başkanlık seçimi 27 Ocak 2007?de yapılacak. 1990?dan beri görevini sürdüren İsveçli Lennart Johansson, daha önce aday olmayacağını açıklamasına rağmen bu kararından vazgeçti. Johansson?un karşısına şu ana kadar tek aday çıktı: Fransızların efsane yıldızı Michel Platini... Adaylardan hangisinin Avrupa futboluna yön veren UEFA?nın başına geçeceğini kestirebilmek zor; ama Platini, seçildiği takdirde özellikle Şampiyonlar Ligi?nde birtakım yenilikler yapacağını açıkladı. Bunların başında da Şampiyonlar Ligi?ndeki kontenjanı 4 olan ülkelerin takım sayısının 3?e düşürülmesi geliyor.
Kurallar gereği Şampiyonlar Ligi?ne İngiltere, İspanya ve İtalya?dan 4 takım katılıyor. Bir ülkeden dört takımın fazla olduğunu söyleyen Platini, ?Mevcut formatı değiştirmek isteyecek kadar aptal değilim; fakat Şampiyonlar Ligi?nde yeterli sayıda ulusal lig şampiyonu yer almıyor. Böyle olmamalı.? diyor. Platini?nin görüşü zaten uzun zamandan beri futbol kamuoyunun gündemindeydi. Çünkü, bu durum ?Şampiyonlar Ligi? adıyla bile çeliyordu. Liglerinde şampiyon olamayanlar direkt gruplara katılırken, pek çok şampiyon ön elemeye takılıyor veya gruplara kalamadan UEFA Kupası?nın yolunu tutuyor. Bu haliyle organizasyona ?Devler Ligi? demek herhalde daha akıllıca bir tercih olacaktır. Şu anki dağılıma göre 32 kulübün 16?sı geçen yıl kendi ligini şampiyon tamamlarken, diğer 16 takım şampiyonluk sevinci yaşayamamış. Ulusal ligi şampiyon bitirenlerden Bayern Münih, Lyon ve PSV gruptan çıkmayı garantilerken; şampiyon olamayanlardan Liverpool, Valencia, Real Madrid ve Milan, iki maç kala üst türa çıkma hakkını elde etti.
Peki, bu dağılım kupayı kaldıranlarda nasıl oluşmuş? Son 10 yıla baktığımızda, Şampiyonlar Ligi kupasını 6 kez ulusal ligini şampiyon tamamlayan takımlar kazanmış. 4 kez ise kendi ligini şampiyon tamamlamayanlar... Şampiyonlar Ligi?nde başta da belirttiğimiz gibi ülke kontenjanı uygulanması var. Puanı yüksek olan ülkeler iki, üç ve hatta dört takımla bu turnuvada boy gösteriyor. Puanı düşük ülkelerin şampiyonları bir veya iki ön eleme oynuyor. Ve bunların büyük çoğunluğu da lige katılma vizesi alamıyor. Şampiyonlar Ligi, Şampiyon Kulüpler Kupası?nın yeniden yapılandırılmasıyla oluşturuldu. Başlangıçta sadece şampiyonlar katılıyordu. Her takımın ön eleme oynadığı 8 takımlı Şampiyonlar Ligi?nde daha sonra sayı 16, 24 ve 32 oldu. Tabii bunda en büyük etkenlerden biri de 1993-94?te ön elemede G.Saray?ın Manchester United?ı eleyip Şampiyonlar Ligi?nin dışında bırakmasıydı. UEFA, G-14?lerin de etkisiyle dev markaları korumak için ligin statüsünde değişiklikler yaptı ve bugünkü tablo ortaya çıktı.
Bir de konunun şu boyutu var. Takımlar arasında uçurum gün geçtikçe artıyor. Türkiye şampiyonu G.Saray, 4 maçta ancak 1 puan alabilirken; İngiltere?de ilk 3 arasına dahi giremeyen Liverpool, rahatlıkla üst tura çıkıyor. Chelsea, Barcelona gibi devlerin yanında L. Sofya adeta eziliyor. Çoğu grupta ilk iki takım son maçı beklemeden üst tur sevinci yaşıyor.
Cim Bom?da yeni hedef UEFA Kupası
Gelelim Şampiyonlar Ligi 4. maçlarında öne çıkan gelişmelere... Televizyondan tamamını izleme imkanı bulduğumuz maçlardan Arsenal-CSKA Moskova karşılaşması golsüz sona erse de heyecanı çok yüksekti. Arsenal belki de 10-0 kazanacağı maçtan bir puanla ayrılmak zorunda kaldı. Real Madrid?in sahasında 80 bin taraftarının önünde Steaua Bükreş?i 1-0 yenmesinden ziyade Bükreşli Nicolita?nın kendi kalesine çok ilginç bir gol atması ve Nistelrooy?un penaltı kaçırması geceye damgasını vurdu.
Milan?ın Serhat Akın?lı, Ahmet Hassan?lı Anderlecht?i 4-1 geçtiği mücadelede ise 3 gol atan Kaka öne çıktı. 24 yaşındaki Brezilyalı, Chelsea?li Drogba gibi ligde bu sezon 5. golüne ulaştı. Sezon başında milyon dolarlar harcayan Alman ekip Hamburg?un Porto?ya kendi sahasında 3-1 yenilmesi de şaşırtıcıydı. Hamburg ayrıca, Levski Sofya ve Dinamo Kiev?le birlikte henüz puan alamayan 3 takımdan biri. 3. maçlarda Celtic, Benfica?yı evinde 3-0 mağlup etmişti. Bu defa Benfica sahasında Celtic?i 3-0 yendi. Geçen hafta Sporvizyon?da geniş yer verdiğimiz Lyon?un farklı kazanmasını bekliyorduk; ama Fransız ekip yine de Kiev?i 1-0 yenip 4?te 4 yaptı. 2 maçın da berabere bittiği tek grup ise D Grubu?ydu. B Grubu?ndaki Spartak Moskova-İnter maçında Türkiye?dekine benzer olaylar yaşandı. İstanbul?daki Olimpiyat Stadı, Avrupa maçlarında trafik yüzünden hep sorun çıkarıyor. Moskova?daki trafik sıkışıklığı nedeniyle de İnter maçına metroyu kullanarak yetişebilen Spartak Moskova takımı, Rus basınında alay konusu oldu. G.Saray?ın PSV?ye 2-0 yenildiği maçın ardından üst tura çıkmayı garantilen Hollanda ekibi, ülkesinde 4. maçlar sonunda bu başarıyı gösteren ilk takım oldu. G.Saray?da da şimdi tek hedef ligi Bordeaux?nun önünde 3. tamamlayıp UEFA?ya geçebilmek.
Avrupa defterini UEFA Kupası?na göz gezdirerek kapatalım. İlk maçında iyi oynamasına rağmen Newcastle?a 1-0 mağlup olan F.Bahçe, haftayı maç oynamadan geçti. H Grubu?nda Newcastle, deplasmanda Palermo?yu 1-0 yenerek liderliğe yükselirken; Celta Vigo, Frankfurt ile 1-1 berabere kaldı. İnönü?de Tottenham?a 2-0 yenilen Beşiktaş ise Romanya?da üç puanla tanışmak istiyordu. Cristiea ve Bobo?nun karşılıklı golleriyle berabere biteceği zannedilen maç, 85. dakikaki tartışmalı penaltı Niculescu tarafından gole çevrilince 2-1 bitti. UEFA Kupası?nda final hedefleyen ?0? puanlı Beşiktaş için kalan iki maç final niteliğinde...
***
Geçen sezon kendi liginde şampiyon olanlar: Chelsea, Barcelona, Levski Sofya, Bayern Münih, PSV, G.Saray, Olympiakos, S. Donetsk, Lyon, S. Bükreş, Celtic, Kopenhag, CSKA Moskova, Porto, İnter, Anderlecht.
Geçen sezon kendi liginde şampiyon olamayanlar: Werder Bremen, Sporting Lizbon, Spartak Moskova, Liverpool, Bordeaux, Valencia, Roma, Real Madrid, D. Kiev, M. United, Benfica, Arsenal, Hamburg, Milan, Lille, AEK.
--------------------------------------------------------------------------------