Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: ..::FotoğrafçıLık Hakkında Her Şey::..
Mynak.Com > Genel Kültür Ve Sanat > Hobiler > Fotoğrafçılık

OriginaL
Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya her hangi bir madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir. Kelime Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına gelmektedir. Fotoğrafçılık uluslararası bir dildir ve modern hayatta üçüncü bir göz vazifesi görür. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar. Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en büyük yardımcısıdır.

TARİHÇESİ

Fotoğrafçılığın başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fotoğraf tarihi karanlık kutu içinde görüntü elde etmenin tarihi olduğu kadar, bu görüntüleri fotokimyasal yollarla saptamanın da tarihidir.


Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam adlı bir Arap'ın Gümüş Nitrat'ın güneş ışığı etkisiyle karardığını bulması ve 15. asırda büyük sanatçı Leonardo da Vinci'nin karanlık odada mevcut ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümlerini aksettirmesi fotoğrafçılık tarihindeki önemli başlangıçlardır. Sanatçılar Rönesans devrinde karanlık kutuyu buldular. Böylece, ışığın girdiği ufak bir delik aracılığıyla karanlık kutunun öbür ucunda konunun ters çevrilmiş bir görüntü görebiliyordu. 18. yüzyılda karanlık kutunun bir ucuna mercek ve diğer ucuna da buzlu cam konularak görüntü kutunun dışında görülebilir hale getirildi.

Işığın kimyevi maddeler üzerindeki etkisi ve gümüş tuzlarının görüntü sapma duyarlılığı 200 yıl önceden biliniyordu. 1725 yılında, kireç ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğunda kağıt üzerinde bu şeklin bir görüntüsünün meydana geldiği görülmüştür. 19. yüzyılın başında kağıt, gümüş nitrat çözeltisine batırılarak negatiflerin elde edilmesi başarıldı. Fotoğrafçılığın ilk ve esaslı gelişmesi, vernikle saydam hale getirilmiş olan kağıt üzerindeki bir görüntünün kalay levha üzerine getirilmesidir. Daha sonra, Yuda Bitümü ile kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen bir görüntüde güneş ışığı düşen yerlerin beyazlaştığı görülmüştür.

Niepce ile başlayan fotoğraf çalışmaları 1829 da Jacques Mande, Daugerre ile birleşip 1837 de Daugerreotype'ı ortaya koymalarıyla birden gelişim göstermeye başladı. Bu işlem gümüşle karıştırılmış bakır bir levhanın sünger tozu ve zeytinyağı ile silindikten sonra 1/16 oranında su ve nitrik asit birleşiminde yıkanıp hafif bir ateşte ısıtılmasını ve ikinci defa nitrik aside batırılmasını gerektiriyordu. Böylece hazırlanan levha iyoda batırılıp makineye yerleştiriliyor, ışık durumuna göre 5 ile 40 dakika poz veriliyordu. Elde edilen görüntü 47.5ºC ısıdaki cıvayı kapsayan bir tepsinin içine konulana kadar ortaya çıkmıyordu.

1840 yılında ışığı 16 kere fazla geçiren bir mercek kullanılarak poz süresi düşürüldü. Daugerre tipi ile elde edilen görüntü çok net olmakta ise de gümüş bakır karışımı levhanın kolayca kırılması ve bu yönden çok pahalı olması fazla gelişmesini önledi.

Aynı süreler içinde Henry Fox Talbot bir takım kimyasal maddelere batırılmış kağıtlar üzerinde görüntü elde etmeyi başardıysa da yavaş yavaş kararması ve görüntünün net olmaması nedeniyle kolayca unutuldu. Ancak Talbot'un bu buluşu için ilk defa "FOTOĞRAF" kelimesi kullanılmıştır. Bir süre sonra da negatiflerin pozitife çevrilmesi başarılmıştır. Böylece modern fotoğrafçılığın temeli atılmıştır.

Daha sonra fotoğraf kağıtları, yumurta akına batırılarak pürüzsüz bir yüzey elde edilmiştir. Ancak bu yöntem ayrıntıları ortaya çıkarmakta başarısız olmuştur. Yumurta akının iyotlaşması ise başarılı sonuç vermiştir. Bundan sonra ıslak levha yöntemi daha donra da kuru levha yöntemi bulunmuştur.

Bu tarihlerde bir fotoğraf çekebilmek için ulaşılabilmiş en büyük poz süresi 1/25 saniye idi.

1852 yılında George Eastman, Kodak makinelerinde 10 poz çekebilen bromür kaplı Jelatin rulolar bulunan Kodak fotoğraf makinelerini piyasaya sürerek çok büyük aletler taşıması gereken fotoğrafçıya kolay hareket imkanı sağladı. Fotoğraf çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve jelatin film kağıttan ayrıldıktan sonra bir cam üzerine yerleştiriliyor ve sonra yeniden makineye film doldurularak sahibine iade ediliyordu.

1870 de Hermann Vogel emülsiyonları muhtelif banyolara batırılarak duyarlılıklarını arttırma yolunu buldu. 1880 yılında kırmızıya karşı duyarlılığı çok sınırlı olan ortokomatik filmin yanında, pankromatik filmler ortaya çıktı. Fotoğraf 19. ve 20. asırda değişik astigmat merceklerin, selüloz asıllı filmlerin kullanılması, fotoğraf makinesi ve film sanayinde gelişmelerle günümüzdeki durumuna geldi.


OsmanLı İmparatorLuğunda Fotoğraf





Bu asır Avrupa'sında, en görkemli yıllarını yaşayan endüstri devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nu politik, kültür ve sanat, askeri ve ticari yönlerde de etkilemeye başladı ve Batı'ya dönük bir politikanın esas alınmasına neden oldu. Toplumun beğenileri değişti. Resim, mimari ve müzikte gelenekselin yanısıra, Osmanlı toplumunda elit zümreyi oluşturan entellektüel, bürokrat ve saray çevrelerine Batı zevki girmeye başladı.

Batılı hükümdarların bir gelenek haline getirdiği, kendi portrelerinin devlet dairelerine astırılması ve hediye edilmesi alışkanlığı, Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk kez Sultan II. Mahmud (Saltanatı 1808-1839) döneminde uygulandı. Yeniçeri olayından (1826) sonraki günlerde, 6.5X7.5 cm. boyutunda, kabartma sarı ve pembe güllerin, üzerlerinde elmas bulunan mavi çiçeklerin çevrelediği bir alanın ortasına, askeri üniforma giymiş olan Sultanın bir resmi hazırlandı. Tasvir-i Hümayun adı verilen bu nişanlar zincir ile boyuna takılır veya resmi dairelerin duvarlarına asılırdı.

Bir kısım tutucu çevreler Sultanın bu davranışından rahatsız oldukları için bunu yıkmak isteyen Sultan, 1832 yılında Cuma Selamlığından sonra, Küçüksu'da ikamet eden Şeyhülislam Abdülvahab Efendi'yi huzuruna kabul ederek kendisini Tasvir-i Hümayun ile ödüllendirdi. 1835'de Harbiye Mektebi'ne ve 1836'da, Rami ve Selimiye Kışlalarına büyük bir törenle Sultanın resimleri asıldı. Ve II. Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa kuvvetlerine karşı çarpışacak olan Osmanlı ordusunun kumandanı �erkez Hafız Mehmed Paşa'ya, 1838 yılında, moral vermesi için bir resmini gönderdi.

3 Ekim 1839'da Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun Reşid Paşa tarafından okunmasından bir iki hafta sonra, fotoğrafın bulunuşu ilk kez, İstanbul'da yayınını Türkçe, Arapça, Fransızca sürdüren Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1839 (19 Şaban 1255) Pazartesi günü 186. sayısında duyuruldu.

1840 yılında Yenicami avlusunda ilk Postane-i Amire kuruldu. Aynı yıl İngiliz William Churchill'in yabancı basından aktardığı yazılarla yayınına başlayan Ceride-i Havadis Gazetesi'nin 25 Ağustos 1840 (26 Cemazıyelahır 1256) Salı günü 47. sayısında, Daguerre'in ticari amaçla çoğalttığı makinasından söz edilmekteydi.

1839 yılının Ekim ayında, Fransız ressam Horace Vernet (1789-1893), yeğeni Charles Marie Bouton ve Daguerreotypist Goupil Fesquet (1806-1893), Marsilya limanından yola çıkarak dünyadaki ilk fotografik geziye başladılar.

Suriye, İskenderiye, Kahire, Sina, Filistin, Tyre, Saidon, Deir El Kamar, Şam, Kudüs, Nazareth, Beyrut ve Baalbeck'den sonra, 4 Şubat 1840'da İzmir'e vardılar. Fesquet tarafından hazırlanmış olan anı defterinde, 13 Şubat 1840'da Iena gemisinin bordasından çekilen İzmir'in Daguerreotype'larından söz edilmektedir.

Bu yıllarda matbaa ve baskı tekniği gelişmediğinden, çekilen fotoğrafları yayın organlarında ve kitaplarda göstermek olanaksızdı. Bu çekimler, fotoğraflara ara tonlar verilerek yeniden ressamlar tarafından çizildi. Fotoğraftan tekrar çizim yolu ile hazırlanmış ilk kitap Excursions Daguerriennes: Vues et Monuments Les Plus Remarquables du Globe (1840-1844) adı ile Paris'te N.P. Lerebours tarafından yayımlandı. Bunlar Avrupa ve Ortadoğu'nun çeşitli yerlerinden saptanmış görüntülerdi.

İslam mimarisi üzerine araştırmalar yapan Joseph Philbert Girault de Prangey (1804-1892), Ortadoğu'da 1842-1845 yılları arasında 1000'in üzerinde Daguerreotype çekti. Bunlardan yapılan illüstrasyonlar 1846'da Paris'te Monuments Arabes d'Egypte de Syrie, et d'Asie-Mineure Dessines et Mesures de 1842 a 1845 adı ile basıldı.

Fransız asıllı Kompa'nın 1842 yılında İstanbul'a geldiği ve Beyoğlu Belvü'de çalıştığı, Ceride-i Havadis gazetesinin 16 Temmuz 1842 (8 Cemazıyelahır 1258) Cumartesi günü 95. sayısında duyuruldu.
Fransız yazar Maxime du Camp (1822-1894), 1843'de İzmir, Efes ve İstanbul'da çektiği fotoğraflarını, 1848'de Paris'te, Souvenirs et Paysages d'Orient: Smyrne, Ephese, Magnesie, Constantinople, Scio adlı kitabında yayımladı.

Jacob August Lorent (1813-1884), 1842 yılında İstanbul'dan başlayarak, İzmir, Mısır, Kudüs, Karadeniz'e yaptığı seyahatini, 1845 yılında Wanderungen im Morgenlande 1842-1843 adlı kitabında yayımladı.
Bu yıllarda Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul'da Batılı anlamda gelişme çabaları içinde, Haliç girişinde Karaköy-Eminönü arasına inşa edilen ilk tahta köprü 1845 yılında açıldı. 1847'de ilk banka kuruldu ve aynı yıl ilk telgraf denemesi eski Beylerbeyi sarayında yapıldı.

Ernest de Caranza, 1852'de İstanbul'a geldi ve Anadolu yarımadasını gezerek pekçok Calotype çekti. Bunlardan 55 adedi ile hazırladığı albümü Sultan Abdülmecid'e ( Saltanatı: 1839-1861) takdim ederek, "Sultan Fotoğrafçısı" ünvanını almayı başardı.

Yine aynı yıl Alfred Nicolas Normand (1822-1909), İstanbul'un 16 X 21 cm boyutunda Calotype'larını çekti.
İrlanda'lı John Shaw Smith'in (1811-1873), 1852 yılında çektiği Pera fotoğrafı, iki negatiften oluşmuş, bilinen en eski çiftli baskıdır.

Bu yıllarda Osmanlı yönetimi İmparatorluğun değişmekte olan çehresine yeni katkılarda bulunuyordu. 1854 yılında Kahire-İskenderiye arasına ilk demiryolu yapıldı. Aynı yıl Dolmabahçe Sarayı yaptırıldı. Saray, Türk Rokoko'su adı ile tanınan eklektik tarzın doruk noktalarından biri olmuştu. 1857'de Matbuat Nizamnamesi çıkarıldı.

Francis Frith (1822-1898), İzmir'i 1860'lı yıllarda gezdi ve yörenin fotoğraflarını çekti. 37 fotoğraflık albümün ilk sayfasına, Türk kostümleri içinde kendi portresi de basıldı.

Francis Bedford (1816-1894), Galler Prensi VII. Edward'ın Türkiye ve Ortadoğu'ya 1862'de yaptığı geziye katılarak, Wet Collodion'lar çekti. Bu gezinin fotoğrafları, Londra'da Day&Son tarafından basıldı.
Arkeologlar için bulunmaz bir hazine olan Küçük Asya toprakları, Fotoğrafla uğraşan ve eski eserlerle ilgilenen gezginlere fotoğrafın bulunuşu ile birlikte yeni bir çalışma olanağı sunmuş oldu.

1861'de George Perrot, mimar Edmond Guillaume ile Anadolu yarımadasına arkeolojik bir gezi düzenledi. 1862'de Paris'te Exploration Archeologique de la Galatie et de Bithynie adında bir kitap yayımladılar. Jules Delbet'nin fotoğraflarıyla yayımlanan bu kitapta verilen bilgiler, arkeologlara yol gösterici oldu.

Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu'ndaki elçisi Marquis de Moustier'in akrabası olan A. de Moustier, 1862 yılında İstanbul'dan başlayarak, Marmara bölgesi ve Kuzey Ege'nin çeşitli görüntülerini çekti. Bu fotoğraflar, gravür tekniği ile hazırlanarak, 1864'de Le Tour de Monde adlı 15 ciltlik kitabın içinde yayımlandı.

Felix Bonfils (1831-1885) ve oğlu Adrien Bonfils'in (1861-1929) Beyrut'ta fotoğraf stüdyoları vardı. Baba-oğul, İstanbul ve Anadolu yarımadasının fotoğraflarını da çektiler.
Askeri öğrenimde üç boyutlu eşyanın doğru görüntüsünü yakalayabilmek amacı ile, Batı tarzında ilk resim dersleri Mühendishane-i Berri-i Hümayun'un 18. yüzyılda programına alınmıştı. 19. Yüzyılda fotoğraf derslerinin eklendiği bu okulda öğretmenliği, ressam sınıfından mezun olan öğrenciler yaptılar. Sultan II. Abdülhamid'in de tüm olayların fotoğraflarını onlara çektirerek izlediği Mühendishane ve diğer askeri okul öğrencileri arasında; Yüzbaşı Hüsnü (1844-1896), Bahriyeli Ali Sami, Servili Ahmed Emin (1845-1892), Ali Rıza Paşa (?-1907), Ali Sami Aközer (1866-1936) gibi isimler vardı.

Gazete fotoğrafçılığı anlayışının öncülüğünü, 1840 yılında Osmanlı darphanesinde şef desinatör olarak çalışmaya başlayan James Robertson (1813-1888), Kırım Savaşı sonlarının, 1855 yılında çektiği fotoğrafları ile yaptı.

İmparatorlukta yerleşik stüdyolar da açılmaya başladı.Bu stüdyoların sahipleri, çevre görüntülerinin yanısıra, portre çekimlerine de yer verdiler. Bu ilk portreler, o güne kadar görüntülemek için kullanılan resim sanatındaki genel eğilimleri yansıtıyor gibiydiler. �evre görüntüleriyse, gravürlerdeki ana konuları içermekteydi.
Carlo Naya (1816-1882), İtalya'dan Pera'ya gelip yerleşen ilk fotoğrafçılardan oldu. 1845 yılında İstanbul'da başlayan çalışmalarını günün gazetelerine verdiği ilanlarla da duyurdu. Stüdyosu, Grande rue de Pera'da, Rus elçiliğinin karşısındaydı. �alışmalarını 1857 yılına kadar burada sürdürdü.
Osmanlı halkından Basile Kargopoulo, fotoğraf stüdyosunu 1850'de Pera'da açtı. �zellikle İstanbul şehir panoraması ve şehir belgelemeciliğinde etkin bir rol oynayan Basile Kargopoulo'nun fotoğrafhanesinde, süslenme heveslisi ayak takımı gençlerin kıyafet değiştirerek, fotoğraf çektirmeleri için, geniş bir gardrobu vardı.

1848'de Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Macar mültecilerinden Raif Efendi, 1854 yıllarında İstanbul'da �emberlitaş'ta fotoğrafla uğraşmaya başladı.

Alman kimyager Rabach, 1856'da Beyazıt'ta bir stüdyo açtı.

Pascal Sebah, 1857'de El Chark adı ile açtığı stüdyosunda, yerel giysileri içinde dönemin Osmanlı tiplerini çekti. 1888'de Policarpe Joaillier'nin de katılması ile stüdyonun adı Sebah&Joaillier olarak değiştirildi.
1867 yılında Beyazıt'ta bir stüdyo açan Nikolai Andreomenos (1850-1929), otuz yıla yakın burada çalıştıktan sonra, Pera'da da bir şube açtı. Andreomenos'un Sultan II. Abdülhamid'den iki madalyası vardı.
İsveçli Guillaume Berggren (1835-1920), bir gemi yolculuğu sırasında uğradığı İstanbul limanında karaya çıkınca, yolculuğunun devamından vazgeçti. Doğu'nun bu gizemli şehrini gördüğü anda burada kalmaya karar vermişti. 1870'li yılların başında Pera'da bir stüdyo açan Berggren, İstanbul'un en güzel görüntülerini usta tekniği ve kompozisyon anlayışı ile belgeledi.
Pera'lı fotoğrafçılardan Gülmez Kardeşler, özellikle portreler ve İstanbul'un kırsal görüntülerinin fotoğrafçılarıydılar.
Ünlü Pera fotoğrafçıları içinde Bogos Tarkulyan (?-1940), fotoğrafçılığının yanısıra portre ressamlığı konusunda da çalışmalar yapmaktaydı. Foto Phebus'ün sahibi olan Tarkulyan, daha sonra fotoğrafhanesinin adı ile kendi adı birleştirilerek "Febüs Efendi" diye çağırılmaya başlandı.
Tüm bu fotoğrafçılara teknik donanımı sağlayan, fotoğrafın ticareti ile uğraşan, fotoğraf malzemeleri ithal eden en büyük firmalar; Onnik Diraduryan, Caracache Biraderler ve Nadir Fotoğrafhanesi'nin sahibi G. Paboudjian'dı.


Fotoğraf Tarihine Kısa Bir Bakış




İlk fotograf, Joseph Nicephore Niepce'in penceresinden görünüm, 1827
965-1038 Karanlık Kutuyu (Camera Obscura) ilk kullanan, ortaçağda güneştutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek isteyen zamanının ünlü optik bilgini Basralı el-Hasan'dır. Roger Bacon, 13.yüzyıl Arap yazmalarından öğrendiği "Karanlık Kutunun" ayrıntılı bir tanımını yapmış. 1460-1472 döneminde Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutu dan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır. 1553 Giovanni Battista Della Porta "Magiea Naturalis Libri IV" adlı eserinde Karanlık Kutuyu etraflıca anlatmıştır.(Bu yüzden Karanlık Kutunun ilk mucidi sayılır) 1568'de Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır





Bir çok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır. Daha sonraları görüntülerin kağıt üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır.




1727'de Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı.

1777'lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların kanıtladı.





1780 Johan Kaspar LAVATER'in Silüet Makinası.




Bu geçen sürede ışığın etkisiyle, duyarlı maddeler üzerinde görüntüleri tespit etmek konusunda bir çok denemeler yapıldı





1813'de Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başardı.




1826'da Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. 1829'da kendisi gibi Karanlık Kutu da meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu.

1837'de fizik bilgini Francois Arago tarafından Daguerre'in metodunun (Daguerrotype) esası, bir gümüş levhayı, iyot buharına tutarak, üzerinde bir gümüş iyödür tabakası elde etmek ve bu levhayı karanlık kutuda uzun süre ışığa tuttuktan sonra, civa buharıyla tutarak banyo yaptırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Daguerrotype metodunda kopyası elde edilen tek kopya göeüntü aynadaki görüntünün tersiydi. 1839 ve 1840'larda William Hanry Fox-Talbot gümüş tuzlarına batırılmış bir kağıt kullanarak elde edilen negatif görüntülerden, yine aynı usulle hazırlanmış kağıtlara istenilen sayıda pozitif fotograf basmayı başarmıştır. 1847 Albumin, 1851 Kollodyum ve 1873 Jelatin usulleri duyartabakayı bir cam levha üzerine dayandırdılar ve kağıt yerine de saydam ince bir film kullandılar. 1888'de John Curbult gerçek anlamda (selüloit levha üzerine ışığa duyarlı madde kaplanmış) ilk fotograf filmini hayata geçirdi. Bunu takip eden yıllarda George Eastman roll film kullanan yeni bir kamera tasarladı. 1895 Lumiere kardeşler saniyede 16 kare gösterim kapasitesine sahip sinema makinasını tanıttılar.


İLk FotoğrafLar




Avrupa stili taşınabilir fotograf makinası ve karanlık oda çadırı ile çekime giden fotografçı, 1877





Avrupa stili taşınabilir Karanlık oda çadırı ve çekim anı, 1877






Louis Jacques Mande DAGUERRE, Still Life, 1837





Louis Jacques Mande DAGUERRE, Boulevard du Temple, Paris, 1838


MAKİNELER
Fotograf makinaları genelde aynı amaca, yani birşeyleri görüntülemeye hizmet ederler. Bu yüzden çeşitli sınıflandırmalara sokularak anlatılmıştır. Büyüklüklerine, bakaç sistemlerine, kullanım alanlarına, kullandıkları filmlere göre özel amaçlı sınıflandırmalara tabi tutulmuşlardır.


Temelde bütün makinalarda ortak olanlar.
Işık geçirmeyen bir ortam,
Görüntüleri üzerine kaydedecek, ışığa duyarlı filmi tutacak bir düzlem,
Film üzerine düşen görüntünün bozulmasını engelleyecek bir mercek sistemi,
Işığa duyarlı film üzerine düşecek ışığın süre ve şiddetini kontrol edecek bir mekanizmadır.

Kompakt Kamera




Objektiften bağımsız görüşü olan vizörleri objektifin yanına veya üstüne yerleştirilmiştir. 135 veya 110 tip olarak iki formatta film kullanırlar. 110 film kullanan kameralar çok küçük ve kolay taşınırlar. 135 tipler ise aynı formatta SLR kameralardan daha küçük bir gövde ve objektife sahiptirler. Prizmaları yoktur. Görüntü doğrudan film üzerine geldiği; objektiften giren ışığın, prizma yardımı ile vizörden görülmediği bu kameralarda paralaks hatası olur.


İleri derecede otomatik olduklarından, özellikle geniş açı gerektiren çekimlerde çok iyi sonuçlar alınır. Kompozisyon olanakları sınırlıdır. Alan derinliği veya objektife takılan filtrelerin etkisi görülmez. Çok pahalı modelleri hariç SLR'lere oranla objektif bulmak zordur. Kompakt kameraların kendi üzerlerindeki objektifler genellikle standart objektif olup odak uzaklığı kısadır. Yakın çekimlerde bozulmaya neden olurlar.

FiLmLer


Objektif içinden geçen ışık hüzmelerinden oluşan görüntünün elde edilebilmesi için ; Saydam bir yüzeye sahip. Üzerine Gümüş bromür, Gümüş klorür, Gümüş iyodür gibi ışığa duyarlı bileşiklerden sürülmüş maddedir. Bunlar pozlandırılmış alan içerisinde aydınlık ve karanlık bölgelerin farkını ortaya çıkaracak kimyasallarla banyo edilirler.

Filmlerin Sınıflandırması Boyutlarına Göre Film boyutları büyüdükçe fotograf baskılarında ve görüntülerinde keskinlik artar. Film boyutları küçüldükçe baskılarda ve görüntülerde keskinlik azalır. Büyük 10x12,5 cm, 20x25 cm ve daha büyük boy filmlerdir. Orta Roll fimler yani 4,5 veya 6cm genişliğinde 80cm uzunluğunda şerit halindeki filmlerdir. Küçük 18x24 mm veya 24x36 mm boyutlarındaki filmlerdir. Minyatür C110 denilen filmler minyatür filmler sınıfına girer. Hızlarına Göre Film hızları arttıkça; Işık ihtiyacı azalır. Pozlama süresi azalır. Fotografı oluşturan en küçük nokta yani grenler büyür. Grenlerin büyük olması fotografın baskısında keskinliğin azalmasına neden olur. Fim hızları azaldıkça; Işık ihtiyacı artar. Pozlama süresi uzar. Grenler küçülür. Yavaş (16-40 ASA* ) Poz süresi uzundur. Film üzerinde fotografı oluşturan gerenleri çok küçük olduğundan baskılarda yüksek keskinlik verirler . Işık sorunu olmayan yerlerde veya durağan konuların çekimlerinde kullanılırlar. Orta Hızlı ( 50-100 ASA* ) En çok kullanılan film hızıdır. Normal bir görüntü ve keskinlik verirler. Daha çok dış çekimlerde durağan veya az hareketli konular için uygundur. Hareketli konuların çekimlerinde veya uygun ışık koşullarının olmadığı zamanlarda kullanılırlar. İri grenli olduklarından bu filmden yapılan baskıların keskinliği azalır. Manzara veya portre konularında daha sık kullanılır Çok Hızlı ( 800-3200 ASA* ) Çok hareketli konuların veya gece fotograflarının çekimlerinde kullanılır. Grenleri çok iri olduğundan bu tür filmlerden üretilen baskıların keskinliği daha da azalır. Yeterince aydınlanmamis kapalı mekan çekimlerinde kullanılır. ASA değerleri aritmetik dizi özelliği gösterir. 100 ASA'lık bir film 50 ASA'lı filmden iki katı daha duyarlıdır.
ASA*
12
50 64 100 160 400 800
DIN*
12 18 19 21 23 27 30
(*) DIN (Alman Standartlar Entitüsü tarafından belirlenmiş film hız birimidir) DIN değerleri her üç birimde bir çift artar. 24 DIN'lik bir film 21 DIN'lik filmden iki katı daha duyarlıdır. Siyah Beyaz Filmler Esnemeyen birçok taban üzerine kaplanmış gümüş bileşiklerinden oluşur. 1mm² bir milyon kristal (gren) bulunur. Kaplama üzerindeki ince jelatin gümüş bileşiklerinin zarar görmemesini ve filmin banyo ve kurutma sırasında kıvrılmasını önler. Elde edilen negatif filmden, pozitif bir görüntü elde edebilmek için negatif siyah-beyaz kağıda baskıları yapılır. Renkli Negatif Filmler Bütün renkli filmlerde üç fonksiyonel ışığa duyarlı bileşik tabakadan meydana gelir. Her tabaka bir ana renge karşı hassastır. Bu tabakaların üstten itibaren sırası: mavi, yeşil ve kırmızıdır. Mavi ışığın yeşil ve kırmızıya duyarlı diğer tabakalara etki etmemesi için maviye duyarlı tabakanın altına bir sarı filtre tabakası konmuştur. Bu tabaka geliştirme işleminden sonra saydam hale gelir. Amacı beyaz ışıktan maviyi çıkararak alttaki tabakaları etkilemesini önlemektir. Renkli filmlerde her bileşik tabakası ışığa duyarlılığı sağlayan gümüş bileşikleri içerirler. Geliştirme banyosunda meydana gelen boyama maddeleri her bileşiği kendi karakterine uygun boyar. Daha sonra gümüş bileşikleri filmden temizlendikten sonra geriye sadece boyama maddeleri kalır. Eğer banyo işlemlerinden sonra negatif tabakaları ayırabilseydik. En üste maviye duyarlı tabakada orjinali mavi olan yerler sarı, yeşile duyarlı olan tabakada orjinali yeşil yerler megenta, kırmızıya duyarlı tabakada orjinali kırmızı yerler cyan olarak görünürdü. Renkli Pozitif Filmler Renkli pozitif filmler projeksiyon veya direkt baskı amaçlı kullanılırlar. Pozitif görüntü oluşumu için film önce Siyah Beyaz geliştiricide yıkanır daha sonra renklerin oluşması için ikinci banyo da yıkanır. Siyah Beyaz Pozitif Filmler Renkli pozitif filmler gibi kullanılır. Film bileşikleri Renkli negatif filmlerdekine benzer olup sadece siyah-beyaz ve tonlarını ortaya çıkaracak bileşiklerden oluşmuştur. Siyah beyaz fotografı seven ve baskısını yapamayan kişiler tarafından kullanılır. Ama henüz kendine renkli negatif filmler gibi bir yer bulamamıştır. Polaroid Filmler Anında görüntü veren üç renge duyarlı bileşik taşıyan filmlerin her birinde boya hazır olarak kart üzerinde bulunmaktadır. İşleme polaroid film kullanan makinada pozlandırma ile başlanır. Film kameranın altında görünen ucundan çektiğinizde pozlandırdığımız kısım ile boya taşıyıcı kağıt silindirler arasından geçerek kesedeki kimyasal araya homojen olarak yayılır ve yüzyüze gelerek dışarı çıkarlar. Gelişme işlemi başlamıştır. Işıktan etkilenen bileşikler karşılarına gelen yüzeydeki boyayı tutar. Boya diğer tarafa aktarılır. Örneğin maviye duyarlı bir tabakada, üzerinde hiç mavi olmayan bir görüntü sadece sarı rengin aktarımına sebeb olur. Yeşile duyarlı tabakada eğer görüntüde yeşil yoksa magenta aktarılır. Beyaz bölgelerde hiç bir boya aktarımı olmaz, siyah bölgelerde ise tüm boyalar aktarılır. Yüzyüze gelmiş negatif ve pozitif dışarı çıkarıldığında alıcı tabaka bütün renkleri taşıyan bir pozitiftir. APS - Advanced Photo System Film formatı 35mm'den daha küçük olup 24mm eninde 15, 25 veya 40 adet film boyutlarında olarak kartuşa yerleştirilmiştir. Her bir kare 9/16 oranında film üzerine kaydedilir ve isteğe göre 2/3, 9/16 veya 1/3 oranında üç değişik (klasik, Orta ve Panoramik) formatta basılabilir. Filmin makinaya kolay takılması, Fotograf makinasının küçük olması, index sayfasına (makinanın ozelliklerine gore) fotografçının adı, çekim tarihi, mekanlar, baskıyı yapan stüdyonun adı, film numarası gibi bilgiler basılabilmesi ve daha sonraki baskılar icin kolaylık sağlaması, film bitmeden film kartuşunun degiştirilebilmesi gibi özellikleri APS filmlerin kullanımını artırmaktadır.[/B]


RENKLER


Bir ışık kaynağından yayılan ışınların nesnelere çarptıktan sonra yansımaları sonucu gözümüzün algıladığı duyumdur.

Renk Sıcaklığı Işık kaynaklarının renk kalitesini belirlemek için kullanılır. Birimi ºK (Kelvin)'dir. Fotografı çekilecek ışık kaynaklarının renk ısılarının bilinmesi filmde nasıl renk elde edileceğine yardım eder. Böylece fotografı çektiğimiz ışık kaynağının Kelvin derecesine göre hangi ton filtreyi kullanacağımızı bulmaya yardımcı olur. Kelvin dereceSi düştükçe mavilik azalır, kırmızılık artar. Kelvin yükseldikçe mavilik artar, kırmızılık azalır. Her filmin üzerindeki ışığa duyarlı bileşikler, kullanılacak ışığın renk sıçaklığına göre ayarlanmıştır. Eğer film üzerinde yazan Kelvin derecesinden daha yüksek Kelvin değerlerinde çekilirse fotograf mavileşir. Bunu önlemek için sarı bir filtre kullanılır. Tam tersi film ayarlandığı kelvin derecesinden daha düşük Kelvin değerinde çekilirse fotograf sarı-kırmızımsı renk verir. Bunu önlemek için mavi filtre kullanmak gerekir. Burada anlattıklarımın çoğu stüdyo fotografcılığı için mutlaka öğrenilmesi gerekir. Tabi renk sıcaklğın dış çekimlerde de işimiz çok yarayacak. Daha sonra bunları geri döneceğiz. Sıcak renkler konuyu ön plana çıkarırken, soğuk renkler uzaklaştırdığını unutmayalım. Gün ışığının rengi hakkında

Gün ışığı sabahların erken saatlerinde sarıdır. Akşama doğru kırmızılaşır.
Kışın gün ışığında yaza göre daha çok mavi vardır.
Deniz seviyesinden yükseldikçe mavilik ve ultra-viole ışınların etkisi artar
Doğrudan gelen güneş ışığı gölgelere göre daha sıcak olur tonlu olur
Bulutlu ve puslu havalar mavi tonlu renkleri vermek eğilimindedir.
Renklerin pisikolojik olarak insanlar üzerinde etkileri Renkleri psikolojik etkilerini anlamak. Onları fotograf dili ile beraber kullanarak çektiğimiz fotografa vereceğimiz duyguyu daha da kuvvetli hale getirebiliriz. Kırmızı Titreşimi en kuvvetli, en dinamik renk kırmızıdır. Hareketlendirme, tahrik etme gibi özelliği vardır. Boğa güreşlerinde boğaları kızdırmak için kırmızı kullanılır. Kırmızı rengi uzun zaman seyreden kişide sinir gerginliği gözlenir, nefesi sıklaşır, kalbi daha kuvvetle çarpar. Kırmızı; güneş, ateş, alev gibi ısı veren olayları hatırlattığı gibi, hareketlendirici kimliğinden dolayı bir çok ülke bu rengi bayraklarında kullanmıştır.En sevilen renlerin başında gelir. Yeşil Dinlendirici renklerin başında gelir. Acı, sert bir yeşil olmamak şartıyla perde perde sıcağa veya soğuğa giden yeşiller seyredeninin içine ferahlık, açıklık verir. Titreşimi zayıftır.Yeşilde dinsel, mistik bir anlam da vardır. Müslümanlıkta ana renk olduğu gibi, Hiristiyanlarda da bu rengi inanmanın, ölmezliğin bir simgesidir. Bolluk duygusuda verir. Mavi Huzur, mutluluk verir, rahatlamayı sağlar.Sonsuzluğun simgesidir. Uçsuz bucaksız gökyüzünün her insana nasıl huzur verdiğini düşünün. Turuncu Sıcak renkler sınıfında olup kırmızı kadar dinamik değildir, titreşimi ondan zayıftır. Rahatlığı, parlaklığı hatırlatır. Kırmızı kadar olmasada ateşi, güneşi, ışığı ve ısıyı çağrıştırır. Sarı İçinden veya arkasından ışıklandırılmış etkisini uyandıran çok parlak bir renktir. Sevinç uyandıran tonların başında gelen bu renk, limon sarısı gibi hafifçe yeşile kayınca rahatlatıcı ve ferahlatıcıdır. Sarı renk, uzun zaman seyredildiğinde, kanın damarlarda daha düzenli akmasını ve sinir sistemini düzenli olmasını sağlar. Egemen olma duydusunu da çağrıştırdığı söylenir. Mor Kader içe kapanış melankoli ifade ettiği söylenir. Hiristiyanlarda yas rengidir. Soğuk renkler arasında yer alır. Siyah Matemin, hüznün ve belirsizliğin simgesi olarak kullanılsada daha çok güçün, korumacılığın, doğumun ve gizemliliğin simgesidir. Beyaz Saflığın, temizliğin, bozulmamışlığın yeniden başlamanın simgesi bir renktir.[/B]

Pratik BiLgiLer

Fotograf makinası boyuna asılı olarak göbek seviyesinde taşınmalıdır. Burada durması makinanın sağa sola çarpmasını engeldiği gibi çok kısa sürede çekim pozisyonu almayıda kolaylaştıracaktır. Ellerin boş olması doğa'da ihtiyacınız olan dengeyi sağlayacaktır. Çekim anında tabiki sehpa kullanılmalı. Şu anda sehpanın olmadığı anlardan bahsediyoruz

Çekim anında öncelikle sol el avuç içi yukarı bakacak ve öne doğru açılırarak makina denge noktası avuç içine tam oturtulmalıdır. Parmakları çok sıkmadan hafif bir şekilde kavramalı. Sağ elimizlede makinanın sağ tarafını kavradıktan sonra çekeceğimiz konuya doğru yönlenmeliyiz. Bakaç sağ gözümüze iyice yaklaştırılmalı ve iyi bir kompozisyon seçmeliyiz. Kompozisyon seçiminden önce en azından bir kolumuzu gövdemize yapıştırmalıyız. Böylece sallanma riskini enaza indirdikten sonra bir kontrolle beraber nefesimizi tutup deklanşöre basmalıyız.

Sehpa kullanmadan elde yapılan çekimlerde en düşük perde hızı hesabını unutmayın. Örnek verecek olursak 50mm odak uzaklığı olan objektif için en düşük perde hızı odak uzaklığının 1'e bölümünden elde edilecek enstantane değeri 1/50 olacaktır. En düşük perde hızı 1/50 değeri olmadığı için buna en yakın ve büyük değer olan 1/60 ve üzeri olmalıdır. 100mm odak uzaklığı olan objektif için 1/100'e yakın ve büyük perde hızı yani enstantane 1/125 olmalıdır.

Işığın yeterli olmadığı veya sehpamızın olmadığı durumlarda her zaman geçerli olmayacak çözümler arasında bir yere yaslanmak, oturarak veya makinayı sabit bir şeyin üstüne koyarak çekimi gerçekleştirebiliriz. Bunların yanında hızlı filmler kullanarak yüksek enstantane değerlerine de ulaşabiliriz. Bu durumu sonucunda grenlerin büyüklüğü bizi rahatsız edebilir.
OriginaL
HANGİ FOTOGRAF MAKİNASI ?

Eğer Aile bireylerini, tatil anılarınızı, özel günlerinizi görüntülemek için kullanacaksanız. En iyisi kolay film takılıp çıkarılabilen, kullanımı son derece kolay olan, vizörden bakıp konuyu kareye yerleştirdikten sonra sonra deklanşöre basarak çekimi tamamlayacağınız kompakt kameraları seçmelisiniz. Eğer Yukarıdakileri yaptınız ve size film banyosunu ve baskısını beklemek zor geliyorsa ve bunlarla ilgilenmek istemiyorsanız; çektiklerinizi hemen ama hemen görmek istiyorsanız. Kompakt kameralar kadar kullanımı basit olan anında görüntü veren fotograf makinalarını seçmelisiniz. Bu tür fotograf makinalarıda digital fotograf makinalari cıktıktan sonra eski cazibelerini kaybetmişlerdir. Sonucu yine hemen görmek istiyorsanız ve kompakt makinalarada yatırım yapmak istemiyorsanız bütçenize uygun bir digital-makinalardan birini seçmelisiniz. Eğer Eğer biraz önce saydıklarımızın yanında fotograf sanatına ilgi duyuyor ve kendinize de bir hedef belirlemişseniz insan veya hayvan portreleri, doğa fotografları, eski evler, sokaklar aklınıza gelebilecek ve ilgi duyduğunuz herhangi bir konuda fotograf çekmek istiyorsanız. Bütün çekim kontrollerinin kendinizde olmasını istiyorsanız. Bunları diğer insanlarla paylaşmak gibi bir planınız varsa. Sahip olmanız gereken 35mm SLR fotograf makinasıdır. Eğer Büyük boyutlarda baskı yapacaksanız biraz daha profesyonel bir makinaya yani 6x6 Roll filme kullanan SLR makinaya ihtiyacınız var demektir. Eğer Yine büyük boyutlarda profesyonel baskı yapacaksanız ve kalitede sizin için çok önemli ise ihtiyacınız olan Plan film kullanan makinalardır. Bu sayfalar tamamen amatör fotografcılar için hazırlanmış olup tavsiye edilen kendi bütçenize en uygun, sizi zorlamayan, diyafram, enstantane, netlik ayarlarını kontrol edebileceğiniz herhangi 35mm SLR makinadır.

İKİNCİ EL FOTOGRAF MAKİNASI ALIRKEN

Pratik bilgiler bölümündeki Hangi Fotograf Makinası sayfasına göz atmanızda yarar var. İkinci El Alırken;
Öncelikle göz kontrolü yapıldıktan sonra el alınmalı. Makinanın el tutulan yerleri kontrol edilerek ikinci el makinanın ne kadar eski olduğunu anlamalıyız.
Makinanın yere düşmüş veya bir yerlere çarpması sonucunda makina gövdesinde veya objektifinde eziklerin veya küçük boya dökülmelerinin olup olmadığını kontrol edin.
Makinayı elinize aldıktan sonra objektifi bir nesneye doğrultup netlik ayarını yaptıktan sonra deklanşöre basarak normal bir çekim yapın. Netleme, film sarma işlemi ve çekim sırasında çıkardığı sesleri dinleyin. Ters giden veya kafanıza takılan soruyu satıcıya sorun.
Objektifi makinadan çıkarın. Çıkarırken veya takarken vida dişlilerinin kayıp kaymadığını kolayca çıkıp takıldığını kontrol edin. Makinanın içine doğru bakarken koklayın rutubet olabilir bu makinanın suya düştüğü veya içine su kaçırıldığı anlamına gelir. İçine bakarken aynanın üzerinde veya çevresinde herhangi bir çizik veya defarmasyon olup olmadığını kontrol edin. Bu pozisyonda deklanşöre basıp aynanın normal bir şekilde inip kalktığını ve çıkardığı sesi dinleyin. Ayna üzerindeki çizikler sadece konuyu görmenizi engeller film düzlemi üzerine hiç bir etki yaratmaz.

Objektifin diyafam değerlerinin ve alan derinliği bilgilerini veren rakamların silinmediğini kontrol edein. Biraz önce gövde için yaptığımız kontrolleri objektifler içinde yapın.
Objektifi çok az sallayarak içinden ses gelip gelmediğini kontrol edin.

Objektifin ön ve arka camlarının kesinlikle en ufak bir çizik olmadığından emin olun. Çünkü buralardaki çizikler çektiğiniz her fotografta karşınıza çıkacaktır.
Netlerken veya zoom yaparkençıkardığı sesleri kontrol edin.

Makinanın arka kapağını açılıp kapatırken kapak kilidinin çalışıp çalışmadığını kontrol edin. Perde yatağını kontrol edin. Deklanşöre bir kaç kere basarak herşeyin normal çalıştığını perdelerin normal olarak gidip geldiğini gözleyin. Enstantane değerlerini değiştirerek perde hızlarının doğru çalışıp çalışmadığını kontrol edin. Bunu anlamak için makinanın en düşük ve en yüksek enstantane değerlerini şeçerek deneyin. Her bir stop değerinin bir öncesinin veya sonrasının iki katı süre olduğunu hatırlayın.
Makina pil yuvalarınını oksitlenip oksitlenmediğini kontrol edin. Bu gibi durumları engellemek için alkali pillerin kullanılması gerektiğini unutmayın.

Makinanın arka kapağını kapatıp objektifi taktıktan sonra pozometresini kontrol edin. Anlamak için önce aydınlık yerden bir değer alın sonra daha az ışık olan bir daha ölçüm değeri alarak pozometrenin verdiği ölçüm değerlerinin değiştiğini görün. Tabi makinanın enstantane öncelikli ölçümde enstantane değerinin değişmediğini veya diyafram öncelikli ölçümde diyafram değerinin değişmediğini unutmayın. Yaptığınız ölçümlerin doğruluğunu ışık bilginizle test edin.
Flaş takınan yerin yine oksitlenip oksitlenmediğini kontrol ettikten sonra satıcıdan isteyeceğiniz bir flaşla bir çekim yapın. Makinanın flaşı ateşleyip ateşlemediğini kontrol edin.

Makinanın poz kilidi var ise bunu test edin. Bir yerden ölçüm alarak poz değerini kilitleyin. Sonra makinayı başka bir ışık kaynağına çevirerek poz değerinin değişmediğini kontrol edin.

Makinanın netleme kilit mekanizması var ise test edin. Bir konuyu netleyin ve kilitleyin. Objektifi netlediğiniz konunun biraz sağına veya soluna çevirerek netliğin önceki konuda olduğunu ve değişmediğini kontrol edin.
Kesinlikle satış sonrası garantinin nasıl işleyeceğini sorun ve kandırılmadığınızdan emin olduktan sonra makina için pazarlık yaparak almaya çalışın.

İkinci el makina almak için sirkeci deki Hayyam pasajını tercih edin. Buradaki dükkanlarda her zaman size uygun bir ikinci el fotograf makinası bulabilirsiniz.

ÇİÇEK FOTOGRAFI NASIL ÇEKİLİR ?






Yaratıcı bir biçimde kullanmak için ışığın yönünü, şiddetini ve niteliğini inceleyin.


Aydınlık noktalardaki yansımaları ortadan kaldırmak için polarizasyon filtresi kullanın ve daha keskin renkler elde edin.

Makro çekim yapıyorsanız alan derinliğiniz çok az olacaktır. Bunun için çiçeğin en önemli kısmına netleme yapın.

Yine makro çekim yaparken alan derinliğini en uzun mesafeye çıkarmak için daha küçük diyafram açıklığı kullanın.
Arka planı sade tutmaya çalışın ve olabildiğince flulaştırın. Konuyu tek bir renk önünde tek başına bırakmaya çalışın. Bunu yapmak için çiçeğin arkasında siyah veya başka bir renkte karton tutabilirsiniz. Arka planda gözü rahatsız edecek parlak lekeler oluşmamasına dikkat edin.
Nesneye bakış yönünüzü değiştirin. Bir bahçenin genel görüntüsünü çekerken duvarın üzerine yada balkona çıkabilirsiniz. Arazide kırları kaplayan çiçekleri çekmek için yere yakın çalışabilirsiniz.
Eğer zeminde kağıt parçası, kuru yaprak, kırık çöp parçası gibi nesneler varsa görüntünün ve çevrenin doğal halini bozmadan bunları çiçeğin etrafından temizleyin.

Basit şeyler her zaman iyidir. Çiçeği kadrajın içine yerleştirin ancak yapraklar kadrajdan taşacak şekilde görüntüyü çerçevenin içine fazla sıkıştırmayın.

Özellikle makro çekimlerinde çok hafif bir rüzgar bile çiçeğin görüntüsünü flulaştıracağı için çekim yaparken rüzgarı kesecek bir düzenek kullanın. Bir karton parçası bu işi rahatlıkla görür. Alan derinliğinizi koruyarak mümkün olduğunca hızlı enstantane kullanın.

Poz ölçümünü çiçeğe 15 cm mesafeden yapın ve poz değerlerini sabitleyin (kilitleyin). Daha sonra tesbit ettiğiniz poz değerininin negatif film kullanıyorsanız bir stop üzerinde ve bir stop altında pozlayarak; dia kullanıyorsanız yarım stop üzerinde ve altında pozlayarak basamaklama (bracketing) yapın.

FİLTRELER



Film düzlemine düşürülecek ışığın niteliğini kontrol etmek amacıyla objektifin önüne takılan cam, plastik veya jelatinden yapılmış nesnelerdir. UV-Ultraviyole (Morötesi) Filtre Mor ötesi (ultra-viyole) ışınların fazla olduğu yerlerde özellikle yüksek dağlarda, deniz veya plajlarda, kar çekimlerinde; Gözle görülmeyen morötesi ışınların fotografın keskinliği ve berraklığı üzerine yaptığı etkiyi azaltmak ve objektifin ön camını çarpmalara ve tozlanmalara karşı korumak üzere kullanılan renksiz ve saydam filtrelerdir. Fotografa çok hafif pembelik verir. Pozlamaya hiçbir etkisi yoktur..

A1-Skylight (Gökışığı) Filtre Doğrudan gelen parlak gün ışığıyla çekilen fotograflarda mavi renk fazlalığını gidermek ve fotografa daha kontrast bir görüntü vermek için kullanılırlar. Pozlamaya hiçbir etkisi yoktur. Polarize Filtre Doğrudan gelen ışık kaynaklarının nesneler üzerinden yansıyan ışık kaynağına polarize ışık denir. Bu polarize ışığın yarattığı yansımaları azaltmak ve fotograftaki kontrastı artırmak için kullanılan filtrelerdir. Polarize filtrelerin oluşturduğu düzlemde; Yansıyan ışınlar kırılarak yaratığı etki azaltırılır veya yok edilir. Polarize filtre kullanarak çekilmiş mavi gökyüzü üzerindeki bulutlar gözle gördüğümüzden daha belirgin çıkarlar. Polarize filtreler ikiye tipdir. Doğrusal (linear) Polarize Filtrelerde ışık tek düzlemden geçer. Dairesel (Circular) polarize filtrelerde ışık iki düzlemden geçererk işlevini tamamlar. Işık ölçümü objektifin içinden yapan fotograf makinalarında Dairesel(circular) polarize filtreleri kullanılır. ND-Nötr Yoğunluk Filresi Bu filtreler film düzlemine düşen ışığın renk dengesini bozmadan sadece ışık şiddetini azaltmak için kullanılır. Nötr yoğunluk filtreleri renklerin dalga boylarına hiçbir etkisi yoktur. Kullanılan Nötr yoğunluk filtre faktörüne göre diyafram ayarını aşağıdaki tablodan bakarak kolaylıkla yapabilirsiniz. RENK DÜZELTİCİ FİLTRELER Kullanılan film ile çekim mekanındaki ışığın renk ısısının uyuşmadığı durumlarda kullanılır. Bu filtreler renk ısısını Gün ışığı ısı değerlerine getirmek için kullanılan filtrelerdir. 80 B Tungsten ışık (3200 Kelvin)'de Gün ışığı filmleri ile çekilen fotograf kırmızıya kaçar.

Bu kırmızılığın yoğunluğunu azaltmak için kullanılırlar. 80 B filtreler renk ısısını yaklaşık olarak 2100 Kelvin artırarak gün ışığı ısısı seviyesine getirerek film düzlemi üzerine düşmesini sağlar. Filtre rengi mavi olup filtre faktörü 2.4x'dir. 85 A 80 B filtresinin tam tersine çalışır. Gün ışığı(5500 Kelvin)'de Tungsten tipi filmlerle çekilen fotograflar maviye kaçar. Bu maviliğin yoğunluğunu azaltmak için kullanılırlar. 85 A filtreler renk ısısını 2100 Kelvin azaltarak film düzlemi üzerine düşmesine izin verirler. Filtre rengi Turuncu olup filtre faktörü 2x'dir 85 B 85 A'nın biraz daha kuvvetlisi olup aynı amaç için kullanılırlar. Renk ısısını 2300 Kelvin azaltırlar.

Filtre rengi Turuncu olup filtre faktörü 2.4x'dir. 81 B Yüksek renk ısında çekilen fotografların aşırı maviye kaçmasını önlemek için kullanılır. Renk ısısını 300 Kelvin azaltır. Filtre rengi amber olup filtre faktörü 1.4x'dir FL-D Florasan lambaları ile aydınlanmış mekanlarda gün ışığı filmler kullanılarak yapılan çekimlerde fotografta oluşacak aşırı mavi-yeşil tonun etkisini azaltır. FL-B Tungsten filmlerle florasan ışığında yapılan çekimlerde fotografta aşırıya kaöan mavi-yeşil tonların etkisini azaltır. FL-W Florasan ışığında gün ışığı filmleri ile yapılan çekimlerde fotografta aşıraya kaçan yeşil-kahverengi tonların etkisini azaltır. Close-Up filtreler Normal objektiflere takılarak konuya daha çok yaklaşarak yakın plan konuların çekilmesini sağlar. Makro objektifi olmayanların kullanabileceği filtreler olup macro objektiflerden daha ucuz olup kullanımı macro objektifler kadar kolay değildir. 2x, 4x, 8x gibi büyütme faktörleri vardır.

Renkli Filtrelerin Emdiği ve Etkisini artırdığı Renkler

Filtre Emilen Renkler Etkisini Artırdığı Renkler Kırmızı Mavi - Yeşil Kırmızı Mavi Kırmızı - Yeşil Mavi Yeşil Mavi - Kırmızı Yeşil Sarı Mavi - Yeşil Sarı - Kırmızı Turuncu Mavi - Yeşil Kırmızı - Yeşil - Sarı
Filtre faktörlerine göre diyafram değerlerinin ayarlanması Filtrelerin film düzlemine düşürülecek ışığın niteliğin kontrol etmek için kullanıldığını söylemiştik. Bu kontrolü yaparken normal poz değerleriyle düşürülecek ışık şiddetinin ne kadar etkilediğini filtre faktörü belirler. Aşağıdaki tablo objektife takılacak filtrelerin faktörlerine göre f değerinin ne kadar daha artırılması gerektiğini gösterir.
Filtre faktörü 1.5 2 2.5 3 3.5 4 5 6 8 10 f-stop 0.50 1.00 1.25 1.50 1.75 2 2.25 2.50 3 3.25
OriginaL
:: Fotoğraf makinelerindeki simgeler Nedir? Ne İşe Yararlar? ::

İster amatör ister profesyonel olun dijital fotoğraf makinesini hakkını vererek kullanmak bir parça ön bilgi gerektiren bir iştir. Tabi kolay değil: Bir sürü düğme, düğmelerin üzerlerinde bazı işaretler ya da yazılar, her biri iki ya da daha fazla fonksiyona sahip tuşlar. Sonuçta bu ürünleri kullanan herkesin de ileri seviyede fotoğrafçılık bilgisine sahip olmasını da beklememek gerekir.

İşte bu yazıda dijital fotoğraf makineleri üzerindeki bazı işaret ve şekillerin ne anlama geldiği, bu işaretlerin hangi fonksiyonları aktif (ya pasif) hale getirdiğini ele alıyoruz.
Varsayalım ki bu köşeyi takip eden bir fotoğrafseversiniz. Yazılarımızı okuyarak bir dijital fotoğraf makinesi aldınız. Şimdi sıra fotoğraf çekmeye geldi. Ama bu minik cihazların üzerlerindeki bazı işaret, kelime ve şekiller size çok uzak. Tek tek araştıracak vaktiniz de yok. Buyrun o halde buradan devam edin ve önünüzde yeni bir kapı açılsın


Yazımız için üç farklı marka ve modelde dijital fotoğraf makinesi kullandık. Görsellerin tamamı bu ürünlerin üzerlerindeki tuşlara ait. Makinelerden biri Olympus FE-150, diğeri Samsung Digimax L85 ötekisi ise Canon Ixus 65. Her üç makine de kompakt sınıfa ait ürünler. Daha üst seviyedeki cihazlara (prosumer veya D-SLR) girmedik. Zaten kompakt ürünlerdeki işaretler bütün cihazlarda da kullanıldığından buna çok da gerek yoktu.


AÇMA/KAPAMA
Her üç üründe de açma ya da kapatma işlemi için üzerinde POWER yazan bir tuş bulunuyor. Piyasadaki birçok dijital fotoğraf makinesinde bu fonksiyon yine bu şekilde ifade ediliyor. En az dikkatli kullanıcının bile rahatlıkla görebileceği şekilde üst yüze yerleştirilen bu düğme yardımı ile ürünü açmak ya da kapatmak mümkün.

MODLAR
Çekim modu (Fotoğraf), izleme modu (Play) ve Video çekim modu kimi ürünlerde sürgülü 3 farklı seçenekli bir tuş ile ifade edilirken, bazı ürünlerde bu tip bir düğme bulunmaz. Nitekim Olympus ve Canon’da bu tip bir düğme mevcutken, Samsung’da böyle bir düğme yok. Çekilen fotoğrafları izleme modu arka yüzde PLAY işareti ile gösterilen bir düğme ile aktif edilirken video ise çekim modlarına entegre edilmiş


ÇEKİM MODLARI
Kompakt makinelerinin bir kısmında dairesel bir tuş ile sınıflandırılan çekim modları, bir kısmında da MENU’ye entegre ediliyor. Samsung L85’de çekim modları üst yüzde bulunan dairesel bir düğme ile tanımlanmış. Olympus FE-150 ve Canon Ixus 65’de ise tüm modlar MENU’ye entegre edilmiş ve yazılım yardımı ile ulaşabiliyorsunuz.

Çekim modlarında ise M (manuel), Av (Aperture Priority - Diyafram Öncelikli), Auto (Otomatik), Tv(Shutter Priority – Ensatane Öncelikli), Scene (ortalama 10-15 farklı hazır mod barındıran çekim modu) en çok kullanılanların başında gelir. Eğer teknik konularda fazla bilgili olmayan bir kullanıcı iseniz çeşitli ortamlar için önceden hazırlanmış ayarları makineye yükleyen Scene çekim modları tam size göre. Bu modlar yardımı ile uygun ayarları kullanarak zahmetsizce fotoğraf çekmeniz mümkün.


MAKRO
Hemen hemen bütün dijital fotoğraf makinelerinde bulunan ve çiçek simgesi ile gösterilen makro modu, normalde 30-40 cm olan en düşük netlik mesafesini makinesine göre değişmekle beraber 10cm’den 1-2 cm’e kadar düşürür. Böylece çicek, böcek ve benzeri yakın plan çekimlerinde net fotoğraflar elde edebilirsiniz. Bu özelliği kullanmazsanız yakın çekimlerde flu ve netsiz fotoğraflar çekersiniz. Bu özelliği genelde arka yüzde LCD ekranın etrafında bulunan bir düğme yardımı ile aktif hale getirebilirsiniz. Elimizdeki 3 fotoğraf makinesinde de bu şekilde bir aktivasyon gerekiyor. Bu modu açtığınızda ekranda çicek simgesini görürsünüz böylece yakın plan çekim modunda olduğunuzu anlarsınız. Elimizdeki örnek fotoğraf makinelerinde karşılaşmasak da bazı ürünlerde bu mod açıkken normal netlik yapılamaz. Bu yüzden bu özelliği aktif hale getirdiğinizde normal çekim yapmak isterseniz kapatmanız gerekebilir.


MANZARA
Dağ simgesi ile gösterilen bu özellik her dijital fotoğraf makinesinde bulunmaz. Amacı dağ, orman, akarsu gibi uzak bir noktaya netlik gerektiren manzara çekimlerinde netliğin otomatik olarak sonsuza ayarlanmasını sağlamaktır. Bu sayede fotoğraf makinesi netlik yapmak için uğraşmaz, kullanıcıya da sadece kadrajı ayarlamak kalır. Elimizdeki örnek fotoğraf makinelerinden sadece Canon Ixus 65’te böyle bir özellik vardı. Çok gerekli bir fonksiyon olmasa da (çünkü birçok makine manzaraya netlik yapabiliyor) bulunması faydalı olan bir özellik.


YAKINLAŞTIRMA/UZAKLAŞTIRMA
Genelde dijital fotoğraf makinelerinin arka yüzünde sağ üst bölümde bulunan bir tuş olan ve yakınlaştırma/uzaklaştırma (zoom in/ zoom out) görevini görür. Sağa ve sola doğru iki ayrı tuş izlenimini veren bu düğmenin sol parçasının üzerinde W (Wide – Geniş), T (Tele – Tele) harfleri bulunur. W’ye basıldığında objektif en kısa odaklı haline gelir, T de ise en uzun odaklı olur. Yani zoom objektifin odak uzaklığı bu düğme ile ayarlanır. Böylece kadraj yapmak için yerimizden ayrılmamıza gerek olmaz. Elimizdeki fotoğraf makinelerinden Samsung L85 ve Olympus FE-150’de yukarıda da anlattığımız gibi bir tuş vardı. Canon Ixus 65 ise bu konuda biraz farklı bir yöntem uygulamış: Deklanşöre entegre ettiği bir düğme ile yakınlaştırma ya da uzaklaştırma yapılıyor. Her iki yöntemi de kullanan farklı makineler bulunmakla beraber ağırlıklı olarak arka yüzdeki W/T düğmesi tercih edilir.

Bu düğmenin bir diğer özelliği ise izleme modunda iken fotoğraflara yakınlaştırma ya da uzaklaştırma yapabilmedir. Bu sayede netlik sorunlarını, kadrajla ilgili problemleri ya da kişilerin yüz ifadelerini daha yakından görüp kontrol etmek mümkün hale gelir.


FLAŞ
İstisnasız bütün dijital fotoğraf makinelerinde bulunan ve artık global bir simge haline gelen yıldırım işareti ile flaş modları arasında seçim yapabilirsiniz. En çok kullanılan flaş modları; Otomatik (sadece gerektiğinde flaş çakar, bu gerekliliği fotoğraf makinesi belirler), Sürekli Açık (Her zaman çakar), Kapalı (Hiçbir zaman çakmaz), Kırmızı Göz Engelleme (gözlerin kırmızı görünmesini engeller). Bunlara ek olarak bazı ürünlerde Yavaş Senkron (Slow Sync) adı verilen (her marka ve model farklı isim verebilir ama genelde bu isim kullanılır) modu ile genelde belli enstantane ile kullanılabilen flaş, düşük enstantane değerleri ile de kullanılabilir. Böylece dolgu flaşı dediğimiz etrafı aydınlatma amaçlı bir kullanım da mümkün hale gelir. Elimizdeki örnek ürünlerden Olympus FE-150’de temel 4 flaş modu varken, Samsung ve Canon modellerinde ise bunlara ek olarak aynı zamanda Slow Sync modu da mevcut.


PICTBRIDGE
Genelde yazıcı simgesi ile gösterilen (her marka ve modelde bu yazıcı simgesi farklı olabiliyor) bu özellik, fotoğraf makinesinin uyumlu bir yazıcıya (her yazıcıda bu özellik bulunmaz) uygun bir kablo ile bağlanarak çıkış alınabileceğini işaret eder. Böylece bilgisayara ihtiyaç duymadan uyumlu bir yazıcıdan baskı almanız mümkün olur. Günümüzde hemen hemen bütün dijital fotoğraf makineleri bu özelliğe sahiptir. Elimizdeki her üç üründe de bu özellik bulunuyordu. Fakat hepsinin de simgesi (birbirine benzemekle beraber) farklı idi


POZ TELAFİSİ
Fotoğraf makinelerinin yaptığı pozlamalar biz kullanıcıları zaman zaman tatmin etmeyebilir. Kısmi müdahale ise poz telafisi adı verilen fonksiyon ile yapılır. Bazı ürünlerde +-, bazılarında ise bir kare içinde + ve – işaretleri ile tanımlanan bu özellik, belli aralıklarla diyaframa müdahale etmeyi mümkün hale getirir. Genelde ½ basamaklı olan bu ara değerler +2/-2 aralığında değişir. Bazı makinelerde ise bu değer +3/-3 Ev’yi bile bulur. Ara diyafram değerlerini kullanmayı sağlayan bu özellik yardımı ile biraz açık ya da biraz koyu fotoğraflar çekebilirsiniz. En uygun sonucu yapacağınız farklı denemelerle alacağınızdan bol bol fotoğraf çekip bu özelliği kullanmaya hakim olmanız gerekir.


ZAMANLI ÇEKİM
Saate benzeyen bir simge ile tanımlanan bu özellik yardımı ile kendi fotoğraflarınızı çekebilirsiniz. Genelde 10 sn’ye ayarlanabilen otomatik ya da zamanlı çekim modu kullanıcılara gecikmeli otomatik fotoğraf çekme imkanı sağlar. Böylece makineyi ayarlayıp kadrajdaki yerinizi alabilir ve karede siz de görünebilirsiniz. Biraz daha gelişmiş ürünlerde ise 10 saniyenin yanı sıra 2 saniye gecikmeli çekimler de yapılabilir. Elimizdeki her üç üründe de bu fonksiyon arka yüzde bulunan dairesel tuşa enterge edilmişti.


SİLME
Çektiğiniz bir fotoğrafı silme işlemi de genelde arka yüzde bulunan ve çöp kutusu simgesi ile gösterilen bir tuş yardımı ile olur. Bazı ürünlerde bu özellik MENU içindeki bir bölüm üzerinden yapılsa da birçok fotoğraf makinesinde özel bir tuş bu görevi yerine getirir. Yazımız için kullandığımız örnek ürünlerden hepsinde böyle bir düğme vardı.


SES KAYDI
Günümüz modern dijital fotoğraf makinelerinin bazılarında ses kayıt özelliği (genelde wav formatında) bulunuyor. Bu özellik ise mikrofon ya da kaset işareti ile (bu konuda kesin bir birlik yok, her marka kendine göre bir işaret belirlemiş) gösterilen bir düğme ile kullanılıyor. Böylece istediğiniz fotoğraf için sesli notlar (çekim yeri, çekim zamanı vb bilgiler) eklemek mümkün oluyor. Bu kayıtlar 30sn ila 1 dakika uzunluğunda olabiliyor (bu uzunluk marka ve modele göre değişiyor). Örnek ürünlerden Samsung ve Canon’da bu özellik varken Olympus’da bu özellik bulunmuyor.
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.