Fotoğrafçılığa ilk adım

Fotoğraf çekmekle fotoğrafçılık hobisini ayıran çok önemli bir çizgi var. Bu çizginin bir yanında fotoğraf çeken makineler, diğer yanında ise fotoğraf çeken insanlar olduğunu düşünün. Yani fotoğrafı 'akıllı' bir makine mi, yoksa akıllı bir insan mı çekiyor sorusunu cevapladığınızda, bu çizginin ne ifade ettiğini de kolayca çözmüş olursunuz. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere, akıllı makinenin çektiği görüntü bir anı ya da tatil fotoğrafı olarak kalır, akıllı insanın çektiği ise fotoğrafçılık hobisine giden yolda atılmış önemli bir adım sayılır.
Fotoğrafçılık hem en kolay, hem en zor, hem en pahalı, hem en ucuz hobilerden biri. Bu konuda tek belirleyici olan fotoğraf çekenin amacı. Bir fotoğrafı çekmek için uzay çağının en karmaşık makineleri de kullanılabilir, bir yanına minik bir delik açılmış karanlık bir kutu da. Kimi zaman ışığa duyarlı bir fotoğraf kağıdı bile fotoğraf çekmek için yeterli. Yani fotoğraf çekmek için gereken tek şey fotoğraf çekmeyi isteyen bir insan. Gerisi tamamen ne düşündüğünüze ve nasıl bir şey çekmek istediğinize kalmış. Derdini dermanını kare kare bir makineyle anlatmak isteyenlere ünlü fotoğrafçı Yücel Tunca şöyle diyor: "Fotoğraf kendini ifade etme aracıdır."
Fotoğrafçılığa giden 10 yol

1. Her fotoğrafa bakın: İnternette surf sırasında ya da Beyoğlu'nda yürürken bir galeride gördüğünüz fotoğraftan kaçmayın, ona bakın, birlikte biraz vakit geçirin.
2. Tarzınızı yaratın: Vizörünüzden (bakaç) yaşama bakabileceğiniz, onun belirli bir parçasını kadrajlayabileceğiniz basit bir makine edinin. Önemli olan doğanın size sunduğu kadrajı değil, kendi istediğiniz kadrajı arayıp bulmanız. Herkesin baktığı yerden değil, size doğru gelen yerden bakmaya çalışın.
3. Makine almak için acele etmeyin: Herhangi bir fotoğrafçılık kursuna başlarken makine sahibi olmanız gerekmiyor. Eğitim süresince makine temin eden kurslar var. Kurs seçiminizi yaparken bunu dikkate almanızda fayda var. Kursa başladıktan sonra, fotoğraf çektikçe ve eliniz alıştıkça hangi tür fotoğrafları çekmekten keyif aldığınızı da fark edeceksiniz, nasıl bir makineyle ve hangi aksesuarlarla çalışmak istediğinize karar verebileceksiniz. Bu seçimde eğitmenlerinizden de yardım alabilirsiniz. Böylece işinize yaramayacak aksesuarları almaktan ve gereksiz masraflardan da kurtulmuş olursunuz.
4. Analog mu, dijital mi: Sıra makine almaya geldiğinde iki seçeneğiniz var: Analog ya da dijital bir makine. Analog makinelerde pozitif ya da negatif bir filmi alıp makineye takarsınız, çekiminizi yapıp filmi banyo ettirirsiniz, film pozitifse projeksiyon makinesinde izler, negatifse fotoğraf bastırabilirsiniz. Bütün bunlar kimyasal bir süreci gerektirir. Dijital makinede ise film kullanılmaz. Makine görüntüyü belleğine kaydeder, böylece onu bilgisayara aktarıp e-posta ile gönderebilir ya da bir fotoğraf yazıcısıyla (photo printer) baskı yapabilirsiniz. Yani her şey tamamen dijital ortamda gerçekleşir. Ancak analog makineyle çektiğiniz fotoğrafı da bir tarayıcıyla (scanner) tarayıp dijital ortama aktarabilirsiniz.
5. Ayarları siz yapın: İster analog, ister dijital olsun, fotoğraf çekmeyi düşündüğünüz bir makinede uzaklık (metraj), ışık (diyafram/aperture) ve hız (enstantane/shutter) ayarlarını makine değil, siz yapabilmelisiniz. Böyle bir imkanı olmayan makineyi bırakın anı koleksiyoncuları kullansın.
6. Her şey kontrol altında: Analog bir makineyle çalışıyorsanız makinede film olup olmadığını mutlaka kontrol edin. En pratik yol alttaki geri sarma düğmesine basmadan, geri sarma kolunu dayanıncaya kadar (filmin boşluğunu alıncaya kadar) zorlamadan geriye doğru sarmak ve fotoğraf çektikten sonra makineyi kurarken geri sarma kolunun dönüp dönmediğini kontrol etmek.
7. İyi fotoğraf iyi ışık demek: Pozometreli bir makinede filmin ışık duyarlığı (DIN/ASA) değerini mutlaka ayarlayın. Fotoğrafa yeni başladıysanız ışık kaynağını (mesela güneşi) daima arkanıza alın; güneşin tepede olduğu öğlen saatlerinde insan ve yapı resmi çekmeyin. Fotoğraf çekmek için güneşli havaları ve güneşin yumuşak ve eğimli olduğu saatleri tercih edin. Sabahları güneşin yeni yükselmeye başladığı saatlerdir, o yüzden akşama doğru güneşin sertliğini kaybettiği anlar idealdir. Bu saatlerde renkler doygun ve sıcak tonlarla ortaya çıkar, kontrast zayıf olacağı için iyi bir sonuç alınır.
8. Tripod yoksa nişan alın: 1/60 zaman ayarı (shutter speed/enstantane) altındaki 1/30, 1/15, 1/8, 1/4, 1/2 gibi değerlerle fotoğraf çekecekseniz, makineyi tripod (üç ayak) ya da masa, sandalye gibi bir eşya üzerinde sabitlemenizde yarar var. Bunların hiçbirini yapamıyorsanız, tıpkı tüfekle ateş edecekmiş gibi derin bir nefes alın, sonra üçte ikisini bırakın, ayaklarınızı sağlam bir şekilde iki yana açın, nişan alın ve deklanşöre basın. İşte bu kadar!
9. Kompleks yapmayın: Gelecekte biraz daha profesyonel olursanız amacınıza göre dilediğiniz boyutta makine seçersiniz ama başlangıç için 24x36 milimetrelik görüntü çeken makineler tam size göre.
Bu makineler de kompakt ve refleks olarak ikiye ayrılıyor. Kompakt makineler, sabit objektifi olan ve çekeceğiniz görüntüye objektiften değil, ayrı bir optik pencereden bakılan makineler. Nispeten daha ucuz bir sistem olduğu için amatör makinelerin tamama yakını bu kategoriye giriyor. Biri hariç: Onlarca yıldır fotoğraf tutkunları ve profesyoneller tarafından kullanılan, daha uzun yıllar boyunca da kullanılacak olan Leica'nın ünlü M serisi. Kompakt makineleri bir kenara bırakıp (Leica M hariç) refleks tipte bir makine almanız daha iyi olur. Refleks makinelerde görüntü objektiften geçip bir ayna ve prizma aracılığıyla (prizma kullanmayan kimi profesyonel makineler de var) vizöre aktarılır, yani objektif ne görüyorsa, çeken de onu görür. Fotoğrafa yapacağınız pek çok kişisel müdahaleyi (ters ışıktakiler dışında) çekimden önce vizörden görebilirsiniz.
10. Moralinizi yüksek tutun: Başlangıç aşamasında yaşayabileceğiniz hayal kırıklıklarının üzerinde durmayın, fotoğraf çekmeye devam edin. Fotoğrafçılığın bir sabır ve deneyim işi olduğunu unutmayın.
Ve 11. yol - Ödeme yolu: Fotoğraf hobisinde yol almak istediğinizde bütçeniz size çelme takmasın. Arzu ettiğiniz makineyi, filmi, aksesuarları almak için bütçenizin eksik kaldığı noktada Akbank İhtiyaç Kredisi'nin yardımına baş vurabilirsiniz.
Doğru makine hangisi?
Yeni başlayanlar için:

24x36 mm boyutlarında görüntü çeken ve 135'lik film kullanan makineler: Yeryüzünde var olan fotoğraf makinelerinin büyük çoğunluğu bu gruba girer. Amatörlerin yanı sıra bazı profesyoneller de küçüklüğü, hafifliği, hızı ve aktüel çekim kolaylığı yüzünde bu tür makineleri tercih eder. Çünkü gerek fiyat, gerekse ağırlık yönünden öteki makinelerden çok daha hafifler. Analog olanları 36 veya 24 pozluk filmler kullanır, dijital olanlarında ise poz sayısı makinenizin bellek kapasitesiyle sınırlıdır.
İleri amatör ve profesyoneller için:
4.5x6, 6x6, 6x7, 6x9 cm boyutlarında görüntü çeken ve 120'lik film kullanan makineler: Roll denilen filmlerin kullanıldığı bu makineleri profesyoneller ve ileri amatörler tercih ediyor. 135'lik film kullananlara oranla daha karmaşık ve ağır olan bu makineler, fotoğrafların daha az görsel kayıpla ve daha net büyütülmesini sağlıyor.
Acelesi olmayanlar için:
4x5 inçten başlayan ve daha büyük boyutlara giden, tek parça (sheet) film kullanan makineler: Büyük boyutlarda ve tek tek şaseler içinde yer alan filmlerin kullanıldığı, seri çekimlere uygun olmayan bu ağır ve körüklü makineler, sağladıkları olağanüstü görsel kalite yüzünden başta mimari olmak üzere özellikle durağan çekimlerde tercih ediliyor
Hangi aksesuarı seçmeli?

Objektif
Pek çok uzman 50 mm odak uzaklığına sahip bir objektifle başlanmasını tavsiye ediyor. Bu odak uzaklığı, insan gözünün görüş açısına en yakın olanı çünkü. 35 mm ve daha altında odak uzaklıklarına sahip geniş açılı objektifler de kullanabilirsiniz, ancak odak uzaklığı azaldıkça görüntü deformasyonunun artacağını unutmayın. Arka planı flulaştırıp tüm dikkati portresi çekilen kişiye vermek istiyorsanız, 85 ya da 105 mm odak uzaklığındaki objektifleri tercih edin. 135 - 2000 mm odak uzaklığındaki objektifler ise detay çekimler için kullanılabilecek tele-objektifler. Özellikle 500 mm ve üzerindekiler ise hani şu tüm fotoğrafı kaplayan portakal rengi devasa güneşlerin çekildiği objektifler. Objektif fiyatları 50 mm'nin üstünde ve altında artıyor. Hele tele-objektiflerde ağırlıklarıyla birlikte daha da artıyor.
Zoom objektif:
Değişken odak uzaklıklı objektiflere zoom objektif deniliyor. Bunlar markalara göre değişmekle birlikte, 70-210 mm, 35-105 mm gibi ölçüler içerisinde yer alabiliyor. Tek bir objektifin, birden fazla objektifin fonksiyonunu taşıması pratik açıdan cazip ancak görsel kaliteleri hiçbir zaman standart odak uzaklıklı objektiflere ulaşamıyor. Bu yüzden zoom objektifleri daha çok haber fotoğrafçıları yeğliyor.
Işık ölçer (pozometre):
Fotoğrafını çekeceğiniz objeyi aydınlatan ya da ondan makineye yansıyan ışık gücünü ölçmenize yarayan aparat. Profesyonel kullanımlar için tek başına bir alet olarak tasarlanan bu aygıt, tüm refleks makinelere objektif içinden (built in) ölçüm yapacak şekilde uyarlanmıştır. Vizörden baktığınızda hedef aldığınız objenin fotoğrafını doğru ışık ve hız ayarlarıyla çekmenizi sağlar.
Filmler:
Dijital makinelerde film kullanılmadığı için konumuzun dışında kalıyor, ancak analog makineler için temelde iki tür film var: Siyah-beyaz ve renkli. Fotoğrafın serüveni bundan yaklaşık 150 yıl önce siyah-beyaz olarak başladı. Renkli fotoğrafın popülerleşmesinin ardından siyah-beyazın pabucu dama atıldı atılmasına, ama siyah-beyaz fotoğraf tekniği daha ilk gününden başlayarak insanın doğaya en belirgin müdahalesiydi. Bu özelliği yakın zamanda yeniden keşfedildi ve bugün, başta moda dünyası olmak üzere, tüm popüler fotoğraf çekimlerinde renkli 'out', siyah-beyaz 'in'. Ancak amatörler için siyah-beyaz biraz pahalı bir uğraş. Renkli fotoğrafın yaygınlaşmasının ardından siyah-beyaz amatör fotoğraf basan laboratuar pek fazla kalmadı. Az olduğu için bugün renkliden daha pahalıya geliyor. Ama fotoğrafçılıkla gerçekten ilgilenecekseniz biraz uğraşıp kendi karanlık odanızı kurmanızı tavsiye ederiz, hem çok keyifli, hem de çok daha ucuza geliyor.
Ve makine:
Değiştirilebilir objektifli refleks makinelerde, objektifi taktığınız ana bölüme kasa, body, case, gövde gibi isimler veriliyor. Analog veya dijital makine tercihinizi gövdeyi alırken yapacaksınız. Gövde analog ya da dijital olabilir, objektifler bundan etkilenmiyor. Gövde tercihinizdeki en belirleyici özellik makinenin manuel, yani elle kullanıma uygun olması. Modern makinelerin hepsinde otomatik kullanım kolaylıkları var. Sizin aramanız gereken özellik, o makinenin manuel olarak da kullanılabilir olması. İstediğiniz zaman fotoğrafa elle müdahale edemiyorsanız fotoğrafçılık sizin değil, makinenizin hobisi olacaktır unutmayın.
Sözü edilmesi gereken daha pek çok aksesuar var: Flaşlar, filtreler, negatif ve pozitif değişik hassaslıkta filmler, makro ve mikro çekim aparatları, perspektif düzenleyiciler vb. Bunları da kurslara ve eğitimcilere bırakıyoruz.
Biraz da teknik...

Fotoğrafı, sadece “doğadaki objeleri ışık aracılığı ile kaydetmek” olarak görenlere sakın kulak asmayın... Fotoğraf; estetik, teknik ve anlatım gibi kaygıları olan bir ifade dilidir.
Onyıllardır ister kullan-at makinalarla, ister dijital ister analog formatlarda fotoğraf çekiyor olmamızın aslında çok basit bir nedeni var: Karşılaştığımız obje ve olayları kaydederek, başka insanlara göstermek (gerekirse hava atmak) ve o insanların da bizim çekim anında hissettiğimiz duyguları hissetmesini sağlamak, sevgilinizin ışıldayan gözlerini ya da son model arabanızı ölümsüzleştirmek...
Başarının buradaki kıstası fotoğraf çekerken yaşadığınız hisleri izleyicilerinize geçirmek eğer formül doğru işliyorsa, bu doğru ve güzel bir fotoğraf çektiğinizin kanıtı. Yok eğer karşınızda size boş boş bakan arkadaşların varsa, işte o noktada biraz durmak gerek. Muhtemelen fotoğrafınızda teknik, estetik ya da anlatım açılarından kaynaklanan bir problem var...
Neticede teknik sorunların çözülmesi diğer aksayan ayaklara göre oldukça kolay bir işlem çünkü toplam teknik bilgi, 30-40 sayfayı geçmeyecek, çok basit bir dokümantasyondan ibaret. Yine de işin tekniği dışında bir de estetik ve anlatım boyutu olduğunu hatırdan çıkarmamak gerek.
Fotoğraf aslında iki ayak üzerinde duran bir sanat dalı; bunlardan biri teknik bilgi ayağıyken diğeri ise yine kendi içinde genel kültür ve görsel birikim olarak ikiye ayrılan kültür ayağı. Genel kültür diyerek Somali’nin başkentini bilmekten ya da Neptünyum’un özgül ağırlığından bahsetmiyoruz, kastımız fotoğrafçının söyleyecek bir çift lafı olması. Siz de takdir edersiniz ki fotoğraf, sadece güzel bir günbatımı ya da gülen bir çocuk görüntüsünü kaydetmekten ibaret değil.
Görsel birikim ise başka fotoğrafçıların yaptıkları işleri takip etmekle kazanılan ve öğrenme sürecini çok hızlandıran bir miras. Uzun lafın kısası, ikinci bir emre kadar sağ tarafta görmüş olduğunuz ajandadaki sergi ve dia gösterisi duyurularına daha çok ilgi göstermeniz gerekmekte.
Fotoğrafa yeni başlayan hemen herkesin karşılaştığı ilk sorun, çekimler sonucu elde ettikleri görüntülerin, gördükleri objelerin çekim anındaki halleri olmaması. Kısaca “ben bunu böyle görmedim” ya da “bu böyle değildi” diyerek geçiştirilen bu mevzu, aslında fotoğrafın temel sorunu. Yani yalnız değilsiniz...
Çektiğiniz fotoğrafların gördüğünüz gibi (!) çıkması için gereken şey sihir falan değil sadece çekim tarzınızı değiştirmek çünkü fotoğrafa yeni başlayan herkesin tercihi gördüğü ve kendisini heyecanlandıran her şeyin fotoğrafını “kaçırmadan” çekmektir.
Oysa yapılması gereken tek şey bir dizi soruya doğru cevap verip deklanşöre basmaktır. Bu ilk başlarda zor gibi görünse de kısa bir sürede alışkanlık halini alacak ve bir-iki saniyelik bir aşama olacaktır.
Herhangi bir durumda fotoğraf çekmeye karar verdiyseniz, ilk olarak şu soruları cevaplayın: “Ne çekiyorum?” ve “Neden çekiyorum?”
Bu yanıtlar sayesinde “Nasıl?” yapacağınızı da kolayca bulabilirsiniz. Neyi, neden çekeceğimize tam olarak karar verdiysek sizi daha zor bir soruya alalım: Işık...
İlk olarak ışığın konuyu doğru aydınlatıp aydınlatmadığını belirlemeliyiz. Eğer bir fotoğrafın ışığı doğru değilse bunun dışında her şey doğru olsa bile bir değer taşımayacak. Konu doğru aydınlanıyorsa sırada ışık ölçümünün doğru yapılıp yapılmadığı sorusu var.
Işık ölçümü mutlaka doğru olmalı akabinde de enstantane ve diyafram değerlerinin istenen görsel etkilere göre doğru olarak değiştirilip değiştirilmediğini kontrol etmek gerekmekte. Bunlarda sorun yoksa bir diğer soruya geçebiliriz: Objektif.
Konuyu “doğru” anlatacak “doğru” objektifi seçmek sanıldığı kadar büyük bir marifet değil, sadece tecrübeyle gelişen bir tercih. Örneğin bir portre için geniş açı kullanmanın konuya uzak kalmaya yol açacağını ve anlatımı zayıflatabileceğini düşünebiliriz. Bu soruyu da geçtiğimizi kabul edersek, son olarak konunun fotoğraf karesi içine yerleştirilmesine gelebiliriz ya da kısaca Kompozisyon... Bazı kriterlere uyarak objeleri fotoğraf karesi içine yerleştirdiğimiz zaman anlatımımızın çok daha kolay olacağını görebiliriz. Tüm bu sorular cevaplandıktan sonra çekilecek fotoğraflar hep “gördüğünüz” gibi çıkacak.
Fotoğraf çekmek için beş şey gerekir:
• Fotoğraf Makinesi
• Objektif
• Film
• Işık
• Fotoğrafı çekecek kişi
Yapılacak olan ilk şey bu beş bileşeni bir araya getirmek. Bu nedenle fotoğraf makineleri hakkında kısa bilgilerle teknik altyapıyı oluşturmaya başlıyoruz.
Fotoğraf Makineleri
Fotoğraf makineleri temel olarak ortak özelliklere sahiptir, tabii ki her birinin format, yapı, marka ve fiyat gibi farklılıkları bulunur lakin makineleri kullandıkları film formatlarına, vizörlerine ve kullanım yerlerine göre çeşitli sınıflandırmalara tabi tutmak mümkündür.
1) SLR (Single Lens Reflex) Makineler
35 mm veya orta format rol film kullanan fotoğraf makineleri bu sınıfa girer. Objektiften gelen görüntüyü ayna ve penta-prizma yardımı ile bakaca (vizör) yansıtan bu tür makineler, ebatlarının ve özelliklerinin farklılığına rağmen aynı sistemle çalışırlar.
Makinenin deklanşörüne basıldığı anda, o ana kadar perdenin tam önünde bulunan ve 45 derece açı ile yerleştirilen ayna yukarı kalkar; görüntü, filmi koruyan perdenin üzerine düşer. Ardından perde açılır ve görüntü film düzlemi üzerine düşer, perdenin tekrar kapanması ve aynanın eski konumuna gelmesi ile çekim aşaması tamamlanır.
Objektiflerin değiştirilebilir olması ve çok geniş bir yelpaze sunması hemen hemen her konunun çalışılmasına olanak verir. SLR makinelerde filme ulaşan görüntü ayna yardımı ile göze ulaştığından kompozisyon ve netleme kolayca yapılır. Günümüzde birçok SLR fotoğraf makinesinde film ile ayna arasında kumaş veya metal perde kullanılmaktadır (Focal Plane Shutter). SLR makineleri kullandıkları film ebatlarına göre (ki fiziki ebatları ile de doğru orantılı); Küçük Format ve Orta Format olarak ikiye ayırabiliriz.
a) Küçük Format Makineler: 35 mm film kullanan, objektifleri değiştirilen SLR’ler bu sınıflandırmaya girer. Bir makara film ile 36 kare çekilmesi, geniş objektif ve yardımcı araç yelpazesi, kolay kullanımı, ergonomik tasarımı, bol çeşit ve yedek parçaya erişimi, hızlı ve seri kullanım avantajı, amatör ve profesyonel ihtiyaçları karşılaması bu tür makinelerin hemen hemen her alanda kullanılmasını sağlamıştır. Özellikle son yirmi yıl içinde, teknolojinin etkin kullanımı ile birçok fonksiyonun yaygınlaştırılması, en basit modellerde bile bu özelliklerin kullanımının sağlanması sonucu, klasik anlamda sözü edilen, amatör-profesyonel fotoğraf makinesi kavramı yıllarla değişime uğramıştır.
Birçok orta format makinede, makine gövdesinin arka kısmına yerleştirilen ve gün ışığında sökülüp takılabilen magazinler sayesinde, aynı gövdede farklı filmlerin sarıldığı magazinler kullanılabilir, bu da ikinci bir makine ihtiyacını karşılamış olur, ayrıca film magazinlerinin yanında, son yıllarda “dijital back”ler de kullanılmaktadır. Bu sayede dijital bir makine kullanılmadan, sadece gövde ardına yerleştirilen “back” sayesinde, analog makinenin dijital görüntü çekmesi sağlanır.
2) Dijital Fotoğraf Makineleri
Görüntüyü kaydetmek için, film ya da kart (polaroid vb.) yerine manyetik bir ortam kullanan fotoğraf makineleridir. Bu makinelerde film yerine CCD (Charged Coupled Device) ya da CMOS denilen görüntü algılayıcılar ve görüntüyü kaydetmek için manyetik saklama ortamı bulunur.
CCD ya da CMOS denilen görüntü algılayıcılar, görüntüden yansıyarak gelen ışık ışınlarını elektrik akımına çevirirler, bu algılayıcıların yüzeyindeki küçük duyarlı bölümlerin dizilim sıklığı “çözünürlük” olarak adlandırılır. Yüksek çözünürlük yani sık dizilim sayesinde büyük baskılar yapılabilir. Bu makinelerle çekilen fotoğrafların bilgisayara aktarılıp, gelişmiş görüntü programlarıyla üzerlerinde değişiklik yapılabilmesi, direkt olarak makineden printer çıkış alınabilmesi, görüntünün çekimden hemen sonra görülebilmesi ve görüntünün başka bilgisayarlara İnternet aracılığı ile hızlı bir şekilde aktarılabilmesi önemli avantajlarıdır.
İşte bu nedenler ve bilgisayarın günlük hayatta kullanım oranının artmasından dolayı, son yıllarda fotoğraf makineleri üretiminde trend hızla dijital makinelere kaymaktadır. Özellikle ayrı bakaçlı ve SLR makine modellerinde teknoloji hızla gelişmekte, orta ve büyük formatlı (körüklü) makineler için görüntü alıcı back’ler (dijital şasiler) daha fazla çözünürlüklü algılayıcılarla donatılmaktadır. Yakın zamana kadar üretilen 35 mm SLR makinelerde 24x36mm (8,6cm²) ebadından küçük görüntü algılayıcılar (CCD) kullanılırken, her geçen gün bilgisayar işlemcilerinin hızlanması ile ve bu alanda kullanılması ile artık 24x36mm ebadında CCD’ler kullanılmaktadır. Görüntü algılayıcı (CCD) alanın büyümesi ile cm² ye düşen çözünürlük artmıştır.
“Ben daha çok teknik detaylarla ilgileniyorum, kullanım kılavuzları başucu kitabımdan daha değerleri” diyorsanız buyrun: Birçok 35 mm dijital SLR makinede, optik katsayı olarak 1.5x, 1.6x gibi çarpanlar, görüntü algılayıcı (CCD) alanın, 24x36mm’ye göre 1/1.5 veya 1/1.6 kat küçük olduğunu ifade eder. Örneğin, optik katsayısı 1.5x olan bir gövde üzerine yerleştirilen 20mm odak uzaklığına sahip objektif, bakaçtan bakıldığında, 24x36mm’ye göre 30mm odak uzunluğu verir. Bu amaçla son yıllarda özellikle haber fotoğrafçılığının gözdesi olan dijital makineler için ultra-geniş (14mm gibi) objektifler üretilmiştir.
Dijital gövdelerdeki hızlı teknolojik gelişmelerle paralel bir sektör de, bu makinelere takılan hafıza kartlarının depolayabileceği sayısal bilgi hacminin gigabyte’lar seviyesine çıkmış olmasıdır. Tüm bu teknolojik gelişmelere rağmen dijital makinelerin aşırı pil tüketimi ise yakın zamanda çözülmesi beklenen bir problemdir.
En güzel çekim rotaları
İstanbul fotoğrafseverler için eşi bulunmaz bir kent, ancak bütün gününüzü elinizde makineyle oradan oraya sürüklenerek geçirmek de var. Daha ilk günden telef olmamak için neyin nerde olduğunu bilmeniz ve rotanızı ona göre çizmeniz iyi olur.
Alışveriş ve insan davranışları için Eminönü, Sirkeci, Tahtakale, Yeşildirek, Ortaköy, yerel pazarlar ve özellikle Kadıköy'ün ünlü Salı Pazarı,
Doğa ve peyzaj çekimleri için Terkos çevresi, Belgrad ormanları, Rumeli Feneri ve Anadolu Feneri çevresi,
Sanayinin ilk gelişim sürecine ilişkin üretim biçimlerinin hala canlı olarak görülebileceği son örnekleri için Kasımpaşa-Sütlüce arası,
Osmanlı'nın resmi kimliği için Sultanahmet, Süleymaniye, Yıldız ve Dolmabahçe, Maslak kasırları, Beylerbeyi ve Küçüksu,
Osmanlı'nın sivil kimliği için Süleymaniye sokakları, Fatih ve Çarşamba, Karagümrük, Üsküdar'da eski halini koruyan Boğaziçi yerleşim yerleri,
Osmanlı'nın Levanten tarihi için Galata, Pera, Tarlabaşı ve Cihangir,
Azınlık yaşantıları için Samatya, Kurtuluş, Feriköy, Tophane, Balat, Adalar (Prens adaları),
Sait Faik Abasıyanık'ın dünyası için Burgazada,
Rum-Ortodoks mirası için Fener,
Bunların dışında herkes, her yaş ve her eğilim için Beyoğlu'nu önerebiliriz.
Amaca göre sayısız ölçüde çekim mekanı ve parkur oluşturulabilir. Yaşadığınız kentin ya da yörenin özelliklerini öğrenerek siz de kendi parkurlarınızı saptayabilirsiniz. Fotoğraf turları ve konulu çekimler için fotoğrafçılığa ilişkin internet sitelerine başvurmanız gerekiyor. Bu bölümün devamında ilgili adresleri bulabilirsiniz.
Portre fotoğrafı

Portre, fotoğrafı çekilen kişinin, karakterini, kişiliğini, duygularını ve iç dünyasını ortaya koymalıdır. Fotoğrafı çekilen kişinin güzelliği ya da çirkinliği söz konusu değildir. Önemli olan portrenin kişinin iç dünyasını yansıtabilmesidir. Günlük hayatımızda tanıdığımız birçok kişinin güzel mi çirkin mi olduğunu hatırlamaz hatta düşünmeyiz bile. Onları kişilikleriyle değerlendiririz. Güzel mi çirkin mi oldukları belki de aklımıza gelecek en son özellikleridir. Eğer, çektiğimiz portre fotoğrafı da bu kişiliği ortaya koymayı başarabiliyorsa fotoğraf başarılıdır.
Çekime Hazırlık – Doğal Poz:
Portre çekiminde fotoğrafını çekeceğiniz kişiyi çok fazla sıkmadan çekiminizi tamamlamanız önemlidir. Bu nedenle fotoğraf çekimine başlamadan önce nasıl bir çekim yapacağınıza, hangi objektifler çekim yapacağınıza, çekim yerinize karar vermeniz en doğrusudur. Hatta ışık ölçümünüzü de büyük oranda halletmiş olmanız (örneğin kullanacağınız diyaframı önceden belirlemeniz) çekim aşamasında işinizi çok kolaylaştıracaktır.
Portre fotoğrafında ilk dikkat edilmesi gereken nokta fotoğrafı çekilen kişiden izin alınması gerektiğidir. Birçok yeni başlayan fotoğrafçı uzun odaklı objektiflerle (300 mm vb) portre çekmenin daha kolay olduğunu düşünür. Ancak, bu şekilde; neredeyse gizlice, kaçamak bir şekilde çekilecek portre fotoğraflarının büyük çoğunluğu başarısız olacaktır. İzin alındıktan sonra fotoğrafı çekilecek kişinin fotoğraf makinesine ve fotoğrafçıya da alışması gerekmektedir. Bu nedenle biraz sabırlı olmak, başarılı bir portre fotoğrafının bir başka önemli adımıdır.
Sabrın sonu selamet diye boşuna dememişler, süreç bu kadarla da bitmiyor, izin mevzusunu hallettikten sonra modelin fotoğraf makinesine ve size alışması sürecini de başarıyla atlatmanız gerekiyor...
Portre fotoğrafında ilk dikkat edilmesi gereken nokta fotoğrafı çekilen kişiden izin alınması gerektiğidir. Birçok yeni başlayan fotoğrafçı uzun odaklı objektiflerle (300 mm vb) portre çekmenin daha kolay olduğunu düşünür. Ancak, bu şekilde; neredeyse gizlice, kaçamak bir şekilde çekilecek portre fotoğraflarının büyük çoğunluğu başarısız olacaktır. İzin alındıktan sonra fotoğrafı çekilecek kişinin fotoğraf makinesine ve fotoğrafçıya da alışması gerekmektedir. Bu nedenle biraz sabırlı olmak, başarılı bir portre fotoğrafının bir başka önemli adımıdır.
İnsan ilişkilerinde becerili olan fotoğrafçılar, (olmayanları “Kariyer” bölümündeki “Etkili İletişim” yazısına alalım) bu süreçten alınlarının akıyla çıkarlar, insanlarla konuşarak onları rahatlatmak, özellikle köy vb. yerlerde insanlardan fotoğrafın çekilmesi için izin almak ve fotoğrafı kısa sürede çekmek doğal pozu yakalamayı sağlar.
Fotoğrafını çektiğiniz kişiyi rahatlatmak için farklı konulardan konuşabilirsiniz. Bu o kişinin dikkatinin fotoğraf makinesinden ayrılmasını ve daha doğal bir duruş kazanmasını sağlayacaktır. Ancak, bu sohbet süresinde o kişinin yüz ifadelerini, duruşlarını, tepkilerini takip etmek ve her an fotoğrafı çekmeye hazır olmak gerekir. Fotoğrafı çekilecek kişiyi özgür bırakmak ve küçük müdahalelerle yönlendirmek en doğru yaklaşımlardan biridir.
Objektif Seçimi:
Eğer çekimden önce modelinizin nasıl bir ortamda bulunacağına ve neyi ön plana çıkaracağınıza karar verdiyseniz, kullanacağınız objektifi de aşağı yukarı seçmişsinizdir demektir. Yüz hatları, ifade ve verilen tepki gibi kişinin özellikle yakın plandan bir çekimi yapılacaksa en doğru tercih 100 – 105 – 135 mm gibi orta tele-objektiflerdir. Bu objektiflerin kullanımı, perspektif yığılması etkisi nedeniyle yüz hatlarını toplayacak, burun, göz, kulak vb. uzuvları aynı hizaya getirecek ve estetik ameliyata gerek kalmadan ifadenin daha doğru verilmesini sağlayacaktır.
Geniş açı objektif ile çekilen portre fotoğraflarında -konuya olan yakınlık nedeniyle- yüz hatlarında deformasyon oluşması gibi bir sorunla karşılaşırsanız şaşırmayın. Hergün gördüğünüz fındık burun olduğundan daha büyük görünürken, gözlerde kenarlara doğru kaçmalar olacak ve yüz, bozulma etkisi nedeniyle uzayacaktır. İşte bu sebeptendir ki, yüz hatlarının ya da ifadenin önemli olduğu portrelerde geniş açılı objektifler tercih edilmez.
Geniş açılı objektiflerin uygun kullanım alanı, elinizdeki konu “insan-mekan”, “insan-çevre”, “insan-başka insanlar” gibi bir ilişkiyi yansıtacaksa ya da yapılan bir işin ön plana çıkarılması istendiğinde layıkıyla ortaya çıkacaktır. Yine de deformasyonun aşırı derecede rahatsız edici olmamasına dikkat kesilmek gerekir.
Geniş açı objektiflerle yapılan çekimlerde önemli olan, ön planda anlattığınız ya da öne çıkarmak istediğiniz konu ile arka plandaki konunun izleyici tarafından net bir şekilde görülebilmesidir. Yapı itibarıyla geniş açı objektiflerde alan derinliği fazladır ve konuya çok yaklaşıldığı için alan derinliği azalır. Diyaframı kısmak suretiyle bu sorunun önüne az da olsa geçilebilse de düşük değerlere inecek olan örtücü hızı (enstantane) nedeniyle perdenin yukarıda kalma süresi artacak ve dolayısıyla vizör hakimiyetimiz azalacaktır. En makul çözüm, çekim esnasında bir gözünüzü konuyu vizör dışından da takibe ayırmak olacaktır.
Netlik ve Arka Plan:
Yüzün girintili çıkıntılı şekli nedeniyle, “alan derinliği” sorunlu bir kavramdır. Netliği gözlere yaptığınız an bu sorunun üstesinden geldiğiniz andır. Arka planın flu olması canınızı sıkmasın; bu, portreyi daha çok algılanır yapılacaktır. Ancak tele objektifin “perspektif yığılması” etkisi nedeniyle arka planda bulunması muhtemel ve kontur hatlarını bozacak objeleri de gözden kaçırmamakta fayda var. Portre için arka plan ararken, leopar desenli duvarlardan ya da kankırmızı fonlardan uzak durmayı unutmayın, özellikle yüz hatları ve ifadenin verilmeye çalışıldığı çalışmalarda ön taraftan daha aydınlık ve daha renkli bir fon ilgiyi dağıtacaktır. Arka planın daha temiz, mümkünse koyu renkte ve flu olması, ilginin ön tarafa yönlendirilmesini destekler.
Alıntıdır