73 FIRKA HAKKINDA
73 Fırkanın aslı 10 dur.
1)Sünnet ehli: 1 fırkadır.
2)Şiiler: 32 fırkadır.
3)Hariciler: 15 fırkadır.
4)Mürcieler:12 fırkadır.
5)Mutezileler: 6 fırkadır.
6)Müşebbiheler: 3 fırkadır.
7)Dirariyyeler:1 fırkadır.
8)Cehmiyyeler: 1 fırkadır.
9)Kilabiyyeler: 1 fırkadır.
10)Neccariyyeler: 1 fırkadır.
HARİCİLER FIRKASIAccare-Ahnesiyye-Ataiyye-Behnesiyye-Bidıyye-Cazimiyye-Ebadiyye-Ezarıka- Fedikiyye-Hafasiyye-Mechuliyye-Necdan-Saltiyye-Şemrahiyye-Zaferiyye olmak üzere 15 fırkadır.
ŞİİLER(RAFİZİLER) FIRKASI: 3 SINIFTIR.
1)GALİYYE 2)RAFIDA 3)ZEYDİYYE
GALİYYE 12 FIRKADIR:
Benaniler-Beziiler-Hattafiler-Mensuriler-Muammeriler-Mufaddililer-Mugirililer- Müfevvediler-Mütanasihler-Sebiiler-Şeririler-Tayyariler
RAFIDA 14 FIRKADIR:
Amiriler- İmariler-İsmaililer-Hüseyniler-Karamitiler-Katiler-Keribiler-Kisaniler- Memturiler-Muhammediler-Museviler (Museviyye)-Mübarekiler-Navusiler-Şahitiler
ZEYDİYYE 6 FIRKADIR.
Carudiler-Ebteriler-Naimiler-Sadisiler-Süleymaniler-Yakubiler
MUTEZİLE FIRKASI (KADERİYYE)
1)Behsemiyye
2)Cübaiyye
3)Huzeliyye
4)Kabiyye
5)Muammeriyye
6)Nizamiyye
MÜŞEBBİHE FIRKASI
1)Dasimiyye
2)Haşimiyye
3)Mukatiliyye
MÜRCİELER
Cehmiyye-Gaylaniyye-Kiramiyye-Muaziyye-Mürsiyye-Necariyye-Salihiyye-Şebibiyye- Şemeriyye-Yunaniyye-Yunisiyye
Naciyye( Kurtuluş ) fırkası, ehli sünnet ve cemaattir.
BOZUK DİNLER
1)AHMEDİYYE(KADIYANİ)
2)BEHAİLER VE BEHAİLİK
3)EL CEMAATÜL İSLAMİYYE
4)DEREZİLER
5)İSMAİLİYYE(Batıniyye,Hurumiye,Karamita,Sebiyye,Süleymaniyye)
6)MELAMİLER VE KALENDERLER
7)SİLFİYYE(SELEFİLER)
CoolSÜRYANİLER
9)ŞAMANİLER
10)YEZİDİLER
Diğer dinler:BUDİST,MECUSİ,SIHİ,ZERDÜŞTİ
VEHHABİLİK HAKKINDA:
1737 Senesinde Abdülvehhab bin Muhammed, ingiliz casusu Hempher ile birlikte oluşturdukları Vehhabilik inançları, kısa zamanda siyasallaşarak Arap yarım adasında yayıldı. Vehhabilere inanan Abdülaziz bin Muhammed sayısız müslümanı öldürüp, işkence etmiş ve Vehhabiliğin yayılmasında öncü olmuştur.
1795 Senesinde Abdülaziz bin Muhammed Mekkeye üç vehhabi din adamı gönderdi. Mekke'deki toplantıda Ehli Sünnet alimleri;ayet ve hadislerle cevap verince, Ehli Sünnetin haklı olduğunu, kendilerinin yanlış ve sapık yolda olduklarını anladılar. Mekke'deki vehhabi din adamları; böyle inanmanın İslam düşmanlığı olduğunu yazarak, üçüde bunu imzaladılar. Fakat Abdülaziz bin Muhammed siyasi emelleri yüzünden, din adamlarını dinlemedi ve Vehhabilik davasından vazgeçmedi.
Daha sonra Abdülaziz'in oğlu Süud bin Abdülaziz, Mekke ve Medine'yi işgal ederek müslümanlara büyük zulüm ve işkenceler yaptı, türbeleri yıktı, İslam eserlerini ve kitapları yakıp, tahrip ettiler.1818 Yılında Osmanlı hükümeti tarafından; Deriyye'de yapılan kanlı savaştan sonra Abdullah bin Süud yakalandı ve idam edildi. Sırayla aynı soydan gelenler vehhabilerin başına geçtiler. Osmanlı hükümeti vehhabilerle kanlı şavaşlar yaptıysada; hem içten, hemde dıştan gelen sorunlar ve ayaklanmalar yüzünden vehhabiliği bitiremedi ve günümüzdede devam eder bir hal aldı.
GİZEMLİ TARİKATLAR
İSMAİLİLER,KIRMITİLER, BATINİLER,HAŞHAŞİNLER
Haşhaşinler; haçlı seferleri döneminde, estirdiği terör ve esrarengiz yapılanmalarıyla tanınan tarihin gizemli ve kanlı örgütlerinden biridir. İsmailliler mezhebini, Hasan Sabbah bulunduğu bölgede fedailerden oluşan bir orduya dönüştürmüştü. Hasan Sabbah, Alamut kalesini; güzel kadınlar,çiçekler,ağaçlar ve derelerle sahte cennet yapmış, uyuşturucu ve haşhaşla fedailerini afyonlayıp, müridlerine her istediğini yaptırır hale getirmişti. Bu sahte cennete kavuşabilmek için fedaileri gözlerini kırpmadan ölüme atlıyor, itirazsız istenileni yapıyorlardı. Hasan Sabbah, tarihte Fatimiler ve İsmailliler adıyla bilinen gizli bir tarikatın,(Meymunilerin) İranda yaşayan temsilcileridir. Bu gizli tarikat; Meymun ile başlayıp, Hasan Sabbah'a ve Şeyhül Cebel Sinana kadar uzanır.(Meymun:Doğu İran da yaşayan ve İslam fıkhı uzmanı olarak bilinen fakat hiçbir dine bağlı olmayan birisidir.)
Bu tarikat İslam itikatını ve imanını sarsmaya çalışıyordu. İran'da sünni mezhebine karşı, şiiliği savunuyor olarak gözüküyordu. İranlılık duygusunu kullanarak, İran'ın eski medeniyetine dönüleceğini müjdeliyor ve mecusiliğe yada mezdek dinine dönülmesini tavsiye ediyordu. O'na göre mecusilik İran'ın milli diniydi. Meymun görüşlerini yaygınlaştırmak amacıyla gizliliğe dayalı bir tarikat kurmuş ve müridlerinin yaşadığı çevrenin ortamına uygun hareket etmelerini sağlamıştır. Hangi bölgede olurlarsa olsunlar, o bölgenin güvenini sağlamak için, ortama göre hareket ediyorlardı. Güven ve takdir sağladıkları zaman görüşlerini açıklayıp, etkinliklerini arttırıyor ve yeni müridler ediniyorlardı. Meymun öldükten sonra, oğlu Abdullah sayesinde bu örgüt, şiiliğe dayalı bir tarikata dönüştü. Abdullah bu tarikatı, şiileri etkileyecek bir imam olan İmam İsmail'e dayandırdı. İlk şeyhleride Meymun oğlu Abdullah oldu. Tarikat, İsmailliler adıyla büyüdü ve yayıldı. Bu tarikat, gizli ilimlerlede ilgilenmeye başlamasından dolayı Batıniler diyede anılmaya başlanmıştı.
Bu tarikatın temeli Zerdüştük mezhebine dayalıydı. Zerdüştüğün kuralları bu tarikat tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Abdullah bu sistemi kendine göre düzenleyip tarikatı yedi dereceye ayırmıştı.
1)Müminler Derecesi: Tarikata bağlı olacağına yemin eden herkes mümin sayılıyordu ve herkese açıktı. Müminler derecesi tarikatın dış yüzünü oluşturuyordu. Bu tarikat mensupların ilk durağı olup, tarikatın pirine el vermekten ibaretti.
2)Yükümlüler Derecesi: Müminler derecesinde yetişip, olgunlaşan, yetenekli kişiler yükümlülük derecesine ulaşıyorlardı. Bunlar; topluma karışıp, tarikatı anlatıyorlar ve tarikata taraftar topluyorlardı.
3)İzinli Dailer Derecesi: Bunlar; propaganda yapmaya yetkili, imam adı altında biat alabilen ve tarikata girmek isteyenleri kabul eden kişilerdi. Müminlerin derecelerini yekseltme görevide bunlarındı.
4)Büyük Dailer Derecesi(Daiyi Ekber): İzinli Dailerin amirleridir. Bunlara kapı anlamına gelen bab deniliyordu. Bu derece daha yüksek derecelerin kapısıdır.
5)Yudum Emenler Derecesi: İlim ve Marifet kaynağı olan Hüccet'den bir yudum ilim emmeye uygun olanların derecesidir. Bunlara Zu Massa (bir yudum emenler) de denilir.
6)Hüccet Derecesi: İmamdan aldıkları marifeti, yudum emenlere aktarmakla yükümlü olan, kendilerinden sonra gelenlere, ilim ve marifeti damla damla verenlere Hüccet deniliyordu.
7)İmam Derecesi: Doğrudan Allah ile irtibatlı olduğu sanılan kişiye imam deniliyordu. Gaybın bilgileri aracısız ona ulaştığı sanılıyordu. İnanışa göre herşey onun emrine bağlıydı. Her yaptığı ve söylediği din dışıda olsa, din gibi kabul görmekteydi.
DAİ: Tarikatın propagandasını yapan, insanları tarikata davet eden kişilere dai denilir.
Dailer, tarikata girmesi için çalıştıkları kişilerin ruh yapısına ve eğilimlerine göre hareket ediyorlardı. O kişinin ibadetini ve yaptıklarını onaylayıp, üstün bir başarı göstermiş gibi davranarak güvenini kazanıyorlar; daha sonrada kendi görüş ve düşüncelerini aşılıyorlardı. Sonuçta kişiyi hiç bir dine inanmama noktasına getiriyorlardı.
Abdullah hesabına çalışan Osman oğlu Ferec Kaşani; Irak'da Zikreveyn adıyla kendini tanıtarak, tarikatı yaymak için gizlilik içinde çalıştı. Fakat asıl bu tarikata büyük taraftarlar toplayan Nehruvan tarafından faliyet gösteren Zahid oldu. Bu kişi dünyayı terkedip, ahiret ten başka bir düşüncesi olmayan biri olarak tanınıyordu. Halk onun mübarek bir zat olduğunu, evliya, veli olarak düşünüyordu. Görünüşte ömrünü ibadete adamış biriydi.Her sözüne inanılır olunca; Zahid ,ibadetten bahsetmeyi bırakıp, nübüvvet hanedanına mensup bir imamın etrafında toplanılması gerektiğinden bahsetmeye başladı. O'na göre Mehdi gelecek ve herşeyi düzeltecekti. Taraftarlarından Mehdi için yılda bir altın getirmelerini emretti.Tüm çalışmalarını gizlilik içinde yapıyordu. Fakat Heysem adında bir emir Zahid ve yaptıklarından haberdar olunca durumu hükümete bildirdi. Zahid, hükümet tarafından idama mahkum edildi. Fakat müridlerinin yardımıyla gizlice haspsedildiği yerden kaçtı. Bu kaçış halk arasında bir keramet olarak görüldü. Daha sonra Zahid, yerini Kırmit adında birine bıraktığını açıklayarak ortadan kayboldu. Böylece hem hükümetin eline geçmekten, hemde halk arasındaki şöhretini kaybetmekten kurtuldu. Gizli kalınca şöhreti daha çok arttı ve efsaneleşti. Zahid den görevi devralan Kırmıt, cemaati derecelere ayırmış ve derecesi yükselenlerin kendilerini dini ve ahlaki kurallardan üstün görmelerini sağlamıştır.
894 Yılında, Kırmıtiliğin yayılmaya başladığı Bahreyn'de Yahya adında biri kendini Mehdinin adamı olarak tanıtmaya başladı. Halktan mallarının beşte birini Mehdi için verilmesini istedi. Topladığı mallarıda, Zikreveyh adını kullanan Ferec Kaşani'nin oğlu Cenabiye bıraktı ve ortadan kayboldu. Kırmiti tarikatı Mezdekilik den kalma adetleri sürdürüyordu.
Mezdekilik, 437 yılında ikiliğe dayalı, İran'da ortaya çıkan bir mezheptir.
1)İnsanlar herşeyiyle eşittir ve eşit yaşamaları gerekir
2)Her şey toplumun ortak malıdır.
Hatta erkekler kendinlerine misafir gelen arkadaşlarını memnun etmek için, eşlerini onlara takdim ediyorlardı. Bu durum samimiyetin ve arkadaşlığın en yüksek ve en ileri boyutuydu. Bu mezhep Mezdek adında biri ve arkadaşları tarafından kurulmuş ve hızla yayılmıştır. İş çığrından çıkınca İran hükümdarı tarafından bu mezhep mensupları öldürüldüysede tamamen ortadan kalkmamıştır.
Zikreveyh'in (Ferec Kaşani) oğlu Yahya etrafında büyük bir çete oluşturdu. Kardeşleri Hüseyin ve Ali'de onun yanında yer aldı. Bunlar kendilerini İmam İsmail'in torunu olduklarını iddia ediyorlardı. Kırmıtiler 901 yılında, Yahya'nın önderliğinde Şam' a saldırdılar. İlk seferde başarılı olamadılarsada, ertesi yıl büyük bir kuvvetle saldırdılar. Şamlılar vergi vermeyi kabul ederek ölümden kurtuldular. Humus'a ilerleyip orayıda ele geçirdiler. Burada hutbe okutuldu ve Yahya'nın kardeşi Hüseyin, Mehdi ilan edildi. Kırmıtiler, Seleme, Hama ve Maarra' yı ele geçirdiler ve buralarda çok büyük katliamlar yaptılar. Bu olaydan sonra Bağdat hükümeti bir ordu gönderdiysede, Kırmıtiler karşısında başarılı olamadı. Bu sefer, Mısır büyük bir ordu gönderdi ve Kırmıtiler bozguna uğratıldı. Mehdilik iddiasıda bulunan Hüseyin yakalandı ve idam edildi. Bu olaydan sonra liderleri Zikreveyh 'in üçüncü oğlu Ali oldu. Ali Yemen'i işgal etti. Zikreveyh, saklandığı yeraltı ininden çıkarak kendini Mehdi ilan etti. Oğlu Hüseyin'in intikamını almak için Suvan'a doğru harekete geçti. Bağdat hükümeti, Kırmıtıleri durdurmak için Sortek'in oğlu Vasıf'ı, yirmibin kişilik ordu ile gönderdi. Başlangıçta Vasıf, başarılı olsada savaşı Kırmıtıler kazandı. Bu başarı Mehdilik iddiasında bulunan Zikreveyh'i meşhur etmiş, bu başarı onun Mehdi olduğu inancını güçlendirmiş ve taraftarları çoğalmıştı. Fakat 906 yılında Vasıf, güçlerini toplayıp, Kırmıtıler'e saldırdı. Zikreveyh, savaşta yaralandı ve Bağdat'a götürülürken yolda ölmesine rağmen, Kellesi kesilerek, her bölgede gösterildi. Onun ölümünden sonra, Cennabi, Kırmıtılerin başına geçti. Basra'ya akınlar düzenledi.913 Yılında hamamda yıkanırken öldürüldü.
Onun yerinede, oğlu Ebu Tahir geçti. Ebu Tahir, acımasız ve zalimliğiyle tanındı. Basra Emiri Muktedir'in askerlerini yendi, Mekke'ye giden hacıları kılıçtan geçirdi. Küfe'yi aldı, şehri yağmaladı. 929 Yılında Mekke'ye saldırdı. Burada katliam yaptı. Haceri Esved'i ve Kabe kapısını söküp Hucr'a götürdü. Amacı Hasa'a yeni bir kabe yapmak ve halkı kendi kabesine yöneltmekti. Bağdat, hükümeti Haceri Esved'i geri almak için elli bin altın teklif etti. Ebu Talib kabul etmedi. Fakat gerçek lideri olan Fatımi halifesi Muiz, Ebu Talib'e bir mektup yazınca; 950 Yılında Mekke'ye iade edildi. Muiz; Meymun oğlu Abdullah'ın varisi olup, Fatimililerin başıydı.
Ebu Tahir, otuz yıl bölgede hüküm sürdü ve terör estirdi. Öldükten sonra, oğulları arasında savaşlar oldu. Sonunda oğlu Hasan hakimiyet kurdu.
Fatımiler, Mısır'ı alıp ve Suriye'yide zapt edip, İbni Felah'ı Şam'a vali atadılar. İsmaillilerin; Irak kolu olan ve gerçekte Fatimiler'e bağlı olan Kırmıtiler ile Fatımilerin arası Şam'dan haraç alınması konusunda bozuldu. Kırmıtilerin başında olan Hasan Şam'ı elegeçirdi. İsmailerin devlet kurmayı başaran hali olan Fatımililer; ünlü kumandanları Gevher'i, Kırmıtililerin üzerine gönderdi. Ayrıca Muiz; Hasan'ı azletti ve yerine kardeşlerinden birini tayin ettiğini açıkladı. Böylece Kırmıtiler arasında kardeş savaşları başladıysada; Hasan, Şam'a ve Mısır'a saldırılarını sürdürdü. Sonuçta Fatımiler galip gelerek; Ebu Tahir'in evlatlarını azlederek yerlerine, kendi adamlarını yerleştirdiler. Kırmıtiliğin içten yıkılmasını sağladılar.
İsmaililerin Devlet Kurmaları:
Irak. İran, Yemen'de İsmaililer büyük güç haline gelmişti. Afrika ve Mağrib'e de örgütlenmek için Ebu Abdullah Şii gönderildi. Ebu Abdullah Şii; uzun yıllar uğraşarak kabileler arasında söz sahibi olmayı başardı, büyük güce ulaştı ve Afrika hükümeti Ağlubiler'e savaş açtı. Bu arada İbni Meymun'un torunu Hüseyin; yeni dul kalan ve bir oğlu olan, güzelliği dillere destan Yahudi bir kadınla evlendi. Bu Kadının çocuğunu yetiştirdi, ona Ubeydullah adını vererek, kendine vekil tayin etti. Hüseyin ölünce, yahudi Ubeydullah, Onun yerine geçerek, İsmaililerin imamı oldu. Ubeydullah ayrıca İsmailliğin devletini kurup, ilk halifesi olacak kişiydi.
Büyük bir güç haline gelen Ebu Abdullah Şii; Ubeydullah'ı Mağrib'e davet ettti.
Ubedullah; Trablus'dan Kiravan' a giderken Sicilmasa'da yakalanarak hapsedildi. Ebu Abdullah Şii; Mehdi hapse atıldı diyerek Mağriplileri ayaklandırdı. Emir Zayedetullah ve hükümetini devirerek Ubeydullah'ı kurtardı. Ubeydullah; Kıravan'da Mehdi ilan edildi ve 909 yılında İsmaili devletini kurdu. 933 yılında Ubeydullah öldü, yerine oğlu Kaim geçti. Kaim sınırları Fas'a kadar genişletti. Cenovayı aldı. Daha sonra sırasıyla Mansur ve Muiz İsmaililer devletini büyütüp, sınırlarını genişlettiler. Muiz; Mısır, Suriye ve Fas'a kadar olan bölgede imparatorluk kurdu. Muiz'in torunu Hakim kendinde ilahlık gördü ve toplumun yapısını bozacak kararlar aldı. Gündüz uyumayı, gece çalışmayı ; Hıristiyanların Müslüman olmasını emretti. Teravih namazının kılınmasını ve kadınların sokağa çıkmasını yasakladı. Hakim, 1020yılında kız kardeşinin tertipleyip, düzenlediği suikast sonucu öldü.
Sırasıyla devletin başına; Zahir (Zahir çocuk olduğu için onun yerine Sittül Mülk devleti idare etti.), Sittül Mülk ve Zahir'in oğlu Mustansır geçti. Mustansır'ın amacı İran ve Turan'ı alıp, Abbasileri elegeçirip, İslam dünyasına İsmaililiği yaymaktı. Fakat Mavereünnehir'in hükümdarı Buğra Han, İsmaili tarikatına girerek; onları yakından tanıdı ve 1044 yılında onlara karşı savaşarak bölgesindeki İsmailileri yoketti. Bir sene sonra, Tuğrul Bey, kardeşi İbrahim'i Cebel'e göndererek, o bölgedeki İsmailileri imha etti. Tuğrul Bey'in amacıda İsmailileri tamamen yoketmekti.
1070 Yılında, Alp Arslan, İsmaililerden Halep'i aldı. Ardından Melik Şah; Ramley, Kudüs ve Şam'ı aldı. İsmaililer Mısırda sıkışıp kaldılar. Bu arada, Müntasır 'a İran'dan bir misafir geldi. Gelen; Hasan Sabbah dı.
Müntasır'dan büyük yetkiler alan Hasan Sabbah, dönüşünde Alamut'u aldı. Burayı sahte cennete çeviren Hasan Sabbah, fedailerini kullanarak suikastler düzenliyordu. Selçuklu vezirlerinden, Nizamülmülk, Alamut'u kuşattı. Fakat suikast sonucu Nizamülmülk öldü ve kuşatma kalktı. Melih Şah'ın ölümünden sonra kardeş kavgaları başladı. Fakat 1106 yılında kardeşlerden Sultan Mehmet, Şahdur kalesini kuşattı. İbni Attaş esir alındı ve öldürüldü. İran'da, İsmaililerin başına Hasan Sabbah geçti. Ünvanı Şeyhül Cebel (dağların kartalı) oldu. Hasan Sabbah 33yıl hüküm sürdü.1124 Yılında öldü. Ölümünden sonra yerine Kiyübüzürk geçti. Üç yıl kaldıktan sonra yerini oğlu Kiya Mehmet Büzürk' e bıraktı. 1161 yılında ölünce onun yerinede oğlu Hant Hasan geçti. Hant Hasan, teşkilatın yapısını ve özelliklerini halka ilan etti. Herşeyin açıktan yapılmasını emretti. Bu davranışı yüzünden Hasan İbni Numur tarafından öldürüldü. Yerine Hant Mehmet geçti. Babasının intikamını aldı.
Haçlı ordularının gelmesi onların işine yaradı. İsmaililerin hareketleri kolaylaştı. Topraklarını genişletmek ve bölgedeki etkinliklerini arttırmak için haçlılarla birlikte hareket ettiler. Hasan Sabbah'ın İsmailiği, İsmailiğin merkezi konumunda olan Mısır ile komşu oldu. Mısır ve Suriye tekrar İsmailiğin etkisi altına girdi. Bu dönemde İsmaililerin ve haçlıların karşısına Selahaddin Eyyubi çıktı. Selahaddin Eyyubi, 1171 yılında Mısır'ı alarak 270yıl hüküm süren İsmaili devletini yıktı. İsmaililer; Selahaddin Eyyubiye suikast girişiminde bulundularsada başarılı olamadılar.
İsmailiye mezhebi çeşitli bölgelerde 1256 yılına kadar varlığını sürdürdü.1256 Yılında İlhanlılar devleti tarafından tamamen yokedilsede; günümüzde bu akımın benzer bir kolu Lübnan'da Dürziler adıyla varlığını sürdürmektedir.
Fatımi halifesi Azidüd dinillah iç isyanlar ve karışıklıklardan hayli zayıfladı ve haçlıları diğer müslümanlara karşı desteklemesine rağmen, haçlı tehdidi altında kalınca Nurettin Zenki'den yardım istedi. Haclı tehdidi ortadan kalkınca, Kudüs kralı Amury ile Nurettin Zenki'ye karşı gizli bir anlaşma yaptı. Kudüs kralı ordusu ile Mısır'a gelince Fatımi ordusunun zayıflığından faydalanmak ve Mısır'ı elegeçirmek istedi. Fatımi halifesi tekrar Nurettin Zenki den yardım istedi. Selahaddin Eyyubi; haçlı ve Kudüs kralının ordularıyla yapılan savaşlarda büyük başarı gösterdi ve efsanelesti. Fatımi halifesi, Eyyubi'nin amcası Şirkuh'u kendine vezir yaptı. Şirkuh vefat edince Eyyubi vezir oldu.1171 Yılında Fatımi halifesi ölünce, çocuğu olmadığından, Selahaddin Eyyubi hükümdar oldu. Eyyubi; hutbelerde Abbasi Halifesi El Müstezi Binurillah adını okutunca Şia ayaklanmaları oldu. Selahattin Eyyubi; isyanları bastırdı ve İsmaililer hakimiyetine son verdi.