
Son yıllarda en sevdiğin şarkıcı/gruplarla yapılan söyleşilerde bir şey dikkatini çekti mi? “Artık parçalarımızı bilgisayarda yapıyoruz”, “Ev stüdyomuzu kullandığımız için albüm maliyetini epey azalttık” gibi. Hadi onu geçtik, “Peheyt! doğru düzgün gitar bile çalamaz bu” dediğin arkadaşının iki ayda bir eline tutuşturuverdiği ve MTV’de gördüklerinden hiç de aşağı kalmayan demolardan gına mı geliyor? Aslında buradan çıkarman gereken iki kilit nokta var. Bir, evde oyun oynamak ya da İnternet’e bağlanmak için kullandığın bilgisayarında müzik yapabiliyorsun. İki, evde müzik yapmak stüdyoda albüm kaydetmekten daha ucuza mal oluyor. Birinci dersin sonu...
Bilgisayarına çekeceğin bir iki ufak ince ayar sayesinde kendi işini kendin yapabilir, son bestende ömrü hayatında görüp göremeyeceğin enstrümanlara sololar attırabilirsin. Hem de etrafta onları çalacak kimse olmasa bile. “Bu da az buz masraflı değildir” diyorsan da “yok öyle bir şey” demeyi borç biliriz. Bilgisayarında upgrade etmen gerekenler de öyle aman aman şeyler değil, iyi bir ses kartı (ki bunu masraftan bile saymacağına eminiz), sequencer ve mixing programlarını ağız tadıyla kullanabilmek için az biraz ram, belki bir midi klavye ve yaptıklarını doğru dürüst duyabilmene ön ayak olacak bir ses sistemi. İşin en kıyak yanı, öyle aman aman müzik bilgisine sahip olman gerekmemesi. Yani ne gitar çalarken parmaklarının görünmez olmasına (gerçi fena bir yetenek de değil hani) ne de bir oturuşta bütün notaları kağıda dökmene lüzum var.
Zaten, müziğin gelişimine bakarsan, teknolojinin yardımıyla güçlenmiş müzik aletlerinin yerinin ne kadar da büyük olduğunu iki saniyede göreceksin. Bu endüstrinin bir şekilde yürümesi gerektiği formülüne sırt yaslayan ve herkesin herşeyi yapamayacağını öngöreren bir takım zeki kimseler, “çarşıdan aldım bir tane eve geldim bir tane” önermesiyle, bir sürü başka enstrüman sesini taklit edebilen orgları icat etti. Bu da, kolaya kaçma geni baskın insanoğluna ilaç gibi geldi, biraz nota bilgisi ve klavyeyle onlarca enstrüman sesi çıkarabiliyor, egoya tavan yaptırabiliyordun.
Tüm bu gelişmelerden sonra, geleceği görebilmek için kristal küre ovuşturmak ya da kahin olmak gerekmiyordu... Elektronik müziğin kalitesinin artması ve yaratılan seslerin eciş büçüş değil de gerçeğe yakın olmaya başlaması, evde müzik yapmanın tohumunu atan gelişmeydi. Çeşitli elektronik aygıtlar ve orta derecede nota bilgisi ile müzik yapmayı mümkün kılan cihazlar ise yırtacak fırsatı henüz yakalayamamış müzisyenlerin ekmeğine bal sürüyordu. Bal tutan da parmağını yalamak istediğinden olsa gerek, “ev stüdyosu” kavramı gündeme fena halde mevzilendi. Sorular uçusur cevaplar kaçışır oldu fakat en yardımsever siten exi26.com imdadınıza yetişip, evde müzik yapmak isteyenlere kılavuzluk yaptı, gitarlarının jack’ı, mikserlerinin potans’ı oldu....
Bir Nevi Cep Sözlüğü
.jpg)
A/D Converter: Analog verileri, digital verilere çeviren elektronik devre, bir nevi büyücü.
Amplifier / Anfi: a) Bir sinyalin genliğini artıran elektronik nesne.
Amplitude / Genlik: Ses dalgaları ya da elektrik sinyalinin gücü. Sesin yüksekliğini (loudness) de belirler.
Compressor: Ses sinyalinin en tiz ve pes sesi arasındaki aralığı azaltan – sıkıştıran – alet.
dB (Decibel): a) Aslen geniş bir ölçüm aralığını, nispeten çok daha küçük bir aralığa ölçekleyen oran. İnsan kulağının farkını algılayabildiği en küçük oranın 1 dB olduğu söylenir. Eğer sinyal 6 dB artarsa ses baskısı ikiye katlanmış demektir.
Delay: Bir ses sinyalinin, genelde milisaniyelerle ölçülen ertelenmesi hali ve bunu yapmaya yarayan alet.
Distortion: Çıkan sesin “cayır cuyur” çıkmasına sebep olan efekt. Bazen tercih edilir, bazen de ölesiye kaçılır. Sinyalin, içinde bulunduğu manyetik alan yüzünden bozulma eğilimi göstermesi olarak da açıklanabilir.
Dynamic Range: Bir ses sinyalindeki en tiz ve en pes ses arasındaki fark.
Equalization (EQ): Kimi frekansların elektronik olarak düzenlenmesi, manipüle edilmesi.
Frequency / Frekans: 1. Bir saniyede, belli bir harmonal noktadan geçen ses dalgası sayısı. 2. Hareketin tekrarlanış hızı.
Frequency Response / Frekans Tepkisi: Bir kolon ya da elektronik devreden alınabilen frekans aralığı. Aslında, garip şekilller gösteren bir grafiktir.
Gain / Kazanç: 1. Anfi devrelerindeki kuvvetlendirme oranı 2. Akustik feedback oluşmasına mahal vermeden elde edilebilecek ses miktarı.
Hz (Hertz): Bir saniyede yapılan tekrar sayısı. Naçizhane insan kulağı, 16 Hz ile 20.000 Hz arasındaki sesleri duyabilir.
Impedance / Empedans: Alternatif devrelerdeki dirençtir ama “reel hayatta bu bilgi ne işimize yarar diyecek” olursan, mikrofon, kolon ve anfilerden verim almak için az çok fikir sahibi olunması gerekir. (Kolonlar genelde 8 ohm çevresinde gezinir. Mikrofonlar ise yüksek empedanslı - min. 10.000 ohm - ve alçak empedanslı – 50/250 ohm arası- olarak amip bölünme yaşar.) Simgesi “z”dir, hani bulmacada falan çıkarsa diye söylüyoruz...
Jack: Ses bağlantılarında kullanılan “input” ya da “output” konektörü.
Monitor: Şarkıcı ya da dinleyici, sahnede ne çaldığını duysun diye dizayn edilmiş bir nevi hoparlör.
Noise Gate: Ses sinyali, önceden belirlenen bir ses seviyesi eşiğinin altına düşerse çıkışı kısan ya da kapatan efekt.
PA: (Public Adress sisteminin kısaltılmışı) Bir anfiye bağlı bir ve daha fazla kolon. Mikser ya da başka ses güçlendirme aletleriyle destekelenebilir.
Snake: Sahne ve kontrol odası arasında kullanılan çoklu bir kablo türü.
XLR Connector: Müzik endüstrisinde sıklıkla kulllanılan üç pinli bir konektör.
Gerekli Donanımlar
Yukarıda da belirtiğimiz üzere bilgisayara biraz para yatırmak gerekiyor. Geçen sene o çok sevdiğin oyunu “adam gibi” oynamak için gereken ekran kartına döktüğün paralara nasıl acımadıysan hallice bir ev stüdyosu için de bir takım ekipmanlara ihtiyacın olacak, bunlara da acıma. Başını dik tut, ey müzisyen! Olmadı AKBANK’tan ihtiyaç kredisi alıverir ve sana özel faiz olanaklarından yararlanırsın.
Üç ana kategori üzerinden gidecek olursak, (tabi bunlar da kendi altında dallanıp budaklanıyor) bilgisayar, ses sistemleri ile ses ve nota giriş elemanları ilk anda bahsedilmesi gerekenler. Eee, tabii ki “evde stüdyo kurmuşak” diyeceksen mekan faktörünü de çoktan çarpan ve bölenlerine ayırmışsın demektir.
A) Bilgisayar
.jpg)
Ev stüdyosunun bel kemiği diyebileceğimiz en önemli ekipman, hatta bel kemiği kadar da hassas. Kayıtları burada saklayıp, düzenleyip kullanacağın için gözün gibi bakman, düzenli olarak ilgi ve şevkat göstermen, tozunu alman ve üç beş kural kaideye boynunu eğik tutman gerekiyor. Bilgisayarı kendi içinde donanım ve yazılım olarak bölüverirsek:
1) Donanım: Bilgisayarı oluşturan tüm parçalara bu adı veriyoruz. Yani her seferinde hard disk+ram+cpu+ses kartı+fan vs dememek için birileri bu terimi uydurmuş, tamamen ihtiyaçtan yani. Donanım hanesine yazdığın parçalar ne kadar kaliteli ve birbirleriyle geçinebilir durumda olsalar o kadar iyi, malum ileride yapacağın tüm kayıt/bestelerin ne kadar sürdüğünü (iki saat mi oniki saat mi) bunlar belirliyor.
Sesle ilgili bir şey yapmak için paçaları sıvamandan mütevellit öncelikle iyi bir ses kartına sahip olmak elzem. İstersen kasayı kartondan yap (yapma, tabii) ama ses kartın hiper olmalı. Mesela son dönemde piyasayı ağına alan ProTools ve benzeri cihazlar, ses kartının yaptığından çok daha farklı işlemler yapsalar da, nadide eserlerin ses kartı aracılığıyla dinleyeceğin için risk almamanda fayda var. Sesi ne kadar iyi kaydeder ve ne kadar iyi geri verirsen çalışmaların da haliyle o kadar kaliteli olacaktır.
“Ev stüdyosu kuracam ben kesin” diye yola çıktıysan birkaç şey daha sıralayalım hemen.
Güçlü bir işlemci / Kaliteli ve yüksek kapasiteli hafıza / Anakart:
Yaptığın kayıtlardaki düzenlemeleri ve uyguladığın efektleri kaydetmeden önce render etmen gerektiği ve render işlemi de çizgi altı makinelerde bir ömür sürebileceği için işlemcini sıkı tut ayağını serin.
Ram tabir ettiğimiz aparatlar da tıpkı senin hafızan gibi projelerinin hamallığını yapan parçadır. Ram kapasiten ne kadar çoksa o kadar seri ve simültane iş yaparsın, bir bilgisayarcı atasözü der ki: Ne kadar Mhz o kadar hız.
Öyle iki kelam anlatıp huzurundan çekileceğimizi sanıyorsan fena halde yanılıyorsun, ne demiş büyüklerimiz “tak exi26’yı koluna düş bilgisayarcı yoluna.” Tabii ki bir takım ayrıntılara dikkatini çekeceğiz. Örneğin; Intel nispeten pahalıdır ama müzik PC'leri için en uysal ve sorunsuz seçimdir. AMD’lerin de iyi sonuç verdiği gözlemlenmiş olmakla beraber, zaman zaman kalorifer niyetine kullanılacak potansiyelleri düşünüldüğünde liste dışı kalırlar. İşlem hacminin büyüklüğü yüzünden doğan sıcaklık, kasanın içinde beslediğin elemanlara işkence eder hale gelecek, soğutma sistemi üzerinde yeterince düşünülmemişse ıvır zıvır bir sürü soruna yol açacaktır. Yok ben Intel’e para ayıramam, evimde de ASUS var dersen, ne ala...
RAM seçerken gururla DDR RAM'ları tercih edebilirsin. Hem hızlı hem de ucuzdur, bundan iyisi de cansağlığıdır. Müzik yapmak niyetiyle başına oturduğun bilgisayar, minimum 512 MB hafızayla taçlandırılmalıdır, 1 GB koydum gitti dersen tadından yenmez. Tadından yenmemek derken ucuz etin yahnisinin de kötü olacağını, mazallah mide yoracağını da hatırlatalım.
Kayıtları saklamak için CD veya DVD yazıcı:
.jpg)
Büyük emek ve uzun vakit harcayıp ortaya çıkardığın eserlerin kazara veya teknik bir nedenle kaybolması seni üzer. Hard diskin ufak olsa da, iş gören bir DVD-CD yazıcı ile istediğin kadar yedek alırsın. Unutma ki, yaptıklarının bir benzeri daha yok.
Hızlı bir hard disk:
Geldik en teferruatlı kısma. Hard diske kayıt yaptığını, ne zamandır dinlemediğin üç beş Mp3 albümün bile ne kadar yer tuttuğunu farkettiğin an, aydınlandığın andır. Hard disk seçmek biraz çoktan seçmeli soruları andırır. A) Hızlı mı olsun,
Hard Diskin, kesinlikle 7200rpm ya da üstü olmalı, bu çok kanallı okuma/yazma için gerekli. Ardından ATA standardı geliyor, ATA 66 ya da 100, müzik uygulamaları için yeterli. Kediler “mırrrr” sesini sevindiklerinde çıkarır, hard diskler ise üzüldüklerinde (ve seni üzmek üzere olduklarında.) Her şey bir yana normal şartlar altında hissedilmese bile onlarca kanallı bir parçayı yazarken ne kadar gürültü duyabileceğini hayal bile edemezsin. Bu yüzden mümkün olduğunca sessiz bir ürünü (testlerde bu ünvanı Seagate kazanmış) tercih etmende yarar var.
Bunların dışında kalan parçalar da önemli olmakla beraber, ikinci sıraya atarsan sana bozulmayacaklardır.
Kaliteli bir ses kartı:
Son dönemde Firewire portundan takılan bazı aletlerle, kayıt görevini yeni jenerasyon cihazlara bırakan ses kartları, önem derecesini yitirse de, yapılan işin kalitesinin anlaşılması için gerekli. Eğer grup kaydı yapacaksan, aynı anda kaydetmek isteyeceğin kanal sayısı da artacak anlamına geliyor. Buna göre de “Audio Interface” seçmen gerek. Eğer elinde hali hazırda bir mikser varsa, iş biraz kolaylaşacak ve mic pre fonksiyonuna sahip bir ses kartı almana gerek kalmayacak.
Kasa, Klavye ve Mouse: Uykusuz geçirdiğin saatler hızla arttığında, fanlardan gelen ses beynini kemirmeden hali hazırda birkaç önlem alsan iyi olur diye düşündük. Hele ki kayıt yapmayı planladığın odayla kasa aynı koordiatlardaysa... İşin ilginci esas gürültüyü fan değil, fan sesinin yankılanmasıyla titreşen kasa çıkarır bu sebeple de ince ucuz kasalardan değil de kalın saç ya da aluminyumdan yapılma server kasalarından bir tane kapıverdin mi, oldu bitti bu iş. Klavye ve mouse’un önemi ise öyle aman aman anlaşılmayabilir, ancak uzun süre bilgisayar kullandığında, ortopedik ve rahat bir klavye-mouse seti almadığın için oluşacak bilek ağrılarının nedenini fazla uzakta arama.
Programlar ve Temel İşlevleri

Yazılım
Bütün işi donanım yapıyor gibi gözükse de, arka planda kalmaktan hiç gocunmadan, bütün düzenleme, işlemleri ve prosedülerini donanıma yaptırtan, boynu bükük yazılımlardır. Bu noktada önce iki dakika durman ve kendine şöyle bir soru yöneltmen gerekiyor. “Tüm bunları ne için kullanıyorsun, arkadaşlara sevabına kayıt yapmak için mi yoksa çektiğin kısa filme soundtrack devşirebilmek için yeterli paran olmadığından mı?” Kullanacağın programı da ihtiyaçlarına göre seçmen gerek haliyle. Fi tarihinde, belli işler için belli program kullanmak zorundalığı olduysa da bugün çoğu program, “ne iş olsa yaparım abiii” kıvamında tasarlanmış. Ama yine de midi çalışırken Cubase’i, sampler’lar da Akai’yi yabana atmak ev müzisyeninin şanına yakışmaz.
Sony Acid

Sonic Foundry’nin elleriyle büyüttüğü, solar iken diriltip Sony’ye sattığı mucizevi program Acid, aslen loop tabanlı bir program. Yani kendi içerisinde yazdığın loopları çalmak yerine daha çok dışarıdan aldığın bir wav ya da bir Mp3 dosyasını kolayca yerleştirip trafik yazmaya yarıyor. Yaptığın parçaları 2.0, 4.0 ve 5.1 olarak miksleme olanakların da imkan dahilinde.
Acid’i aynı zamanda multi track audio programı olarak da kullanabilirsin; 8.000, 11.025, 22.050, 32.000, 44.100, 48.000, 88.200, 96.000, 176.400 ve hatta 192.00 hz paleti arasında 8, 16 ve 24 bit sonuçlar alınabiliyor. Ayrıca işin erbabı olmasan da kurcalayarak deli işler çıkarabileceğin bir otomasyon tool'u var...
Programın, aslen bu konuyla çok alakadar olmayan fakat el altında olması faydalı bir özelliği de mpeg, avi ve hatta divx formatlı videolar üzerinde, sorunsuz ses düzenlemeleri ve iyileştirmeler yapması.
Dahili Efektler: Amplitude, chorus, distortion, dither, flange/wah - wah, graphic dynamics, graphic EQ, multi - band dynamics, multi - tap delay, noise gate, paragraphic EQ, parametric EQ, pitch shift, resonant filter, reverb, simple delay, smooth / enhance, time stretch, track compressor, track EQ, track noise gate ve vibrato.
Sistem Gereksinimi: Microsoft® Windows® 2000, XP Home ya da XP Pro
800 MHz processor (video kullanılacaksa 1 GHz)
Sony Sound Series Loops & Samples için 600 MB hard-disk alanı
256 MB RAM
Windows uyumlu ses kartı
Sony Acid Web Sayfası
Wavelab
Program, “piyasa kurdu” Steinberg tarafından üretildiği için VST plug-in’lerin yanısıra Anti-Direct X sürücülü plug – in’leri de çalıştırıyor. En büyük artısı ise farklı ses formatlarını desteklemesi, bunlar arasında aif, eu, mp3, rm, paf, osq, au, snd ve sd2 de var.
Wavelab’in en majör kullanım alanı kesme ve yapıştırma işlemleri ve mastering (parçanın kayıt, editing ve mixing aşamalarını tamamladıktan sonra her yerde dinlerken farklı bir sonuç almamak için uyguluyacağın “mastering compressor” ve “mastering EQ” işlemi) aşaması.
Wavelab Web Sitesi
Cubase
Yine bir Steinberg ürünü olan Cubase, tıpkı ProTools gibi kendisine ait bir donanımla gelen Nuendo versiyonundan sonra, en çok çalışılan midi uygulama programı haline geldi. Aynı anda hem audio hem de midi kanal kullanımını mümkün kıldığı ve piyasanın en eskisi olduğu için halen epeyce kullanılmakla birlikte audio konusunda yıldızı hafif hafif sönmekte. Tabii iyi bir “mixing engine” olduğu fikrimiz hala sabit.
Cubase İnternet Sitesi
Fruity Loops
Sırf eğlence amacıyla bile olsa bu işe az çok ilgi duyan her bilgisayar kullanıcısının en az bir kere yükleyip kullandığı, kolay arayüzü ve envai uygulamasıyla her derde derman olan sequencer. Kelli felli nota bilgisine ihtiyaç duymadan “piano roll” ve “score” olarak da, yani notaları wav ve software seslere yerleştirerek, parça yazılabilecek en candan program. Plug-In’ler: Video Player, BeatSlicer, DrumSynthLive, Soundfont player, SimSynth Standalone, Sytrus, SimSynth Live, DX-10, WASP ve Slayer 2 Filtreler: Reverb, compressor, procedural equalizer, distortion, phaser, flanger, bass boost, delay line vs.
Entegre Enstürmanlar: TS404 (efsanevi bassline engine’i), 3xOSC (subsynth), Plucked! , MIDI Out, DX10 (FM synth), Scratcher (turntable emülatörü), WaveTraveller (wave bend synth), Wasp, SimSynth Live
FL Web Sitesi
Reason

Propellerheads firması tarafından üretilen program, tıpkı Fruity Loops gibi nota ya da piano roll aracılığıyla parça yazmanın mümkün olduğu hem de bunlara ek olarak –özellikle de “kablo mu o da ne” diyen çaylaklar için müthiş bir özellik olan- mikser, efekt ve ses modüllerin hem ön hem de arka panelini görerek kabloları sanallıkla takıp çıkarabildiğin bir program
Ses ve Nota Giriş Elemanları
1) Software Sesler
Bütün servetini pahalı sampler’lar ve iki gıdımına milyonlar ödemeye muhtaç olduğun ses bankalarının hükmü biteli çok oldu. Daha önce de dediğimiz, gibi şarkına didgeridoo solosu koymak istersen karalar bağlama, gönlünü dağlama, aşağıdaki ses yazılımlarıyla istediğin her enstrümanı bilgisayarının içine sokabilirsin.

Absynth: İçerisinde glo adıyla kayıtlı elektronik sesler bulabileceğin önemli bir ses bankası. Toplam on farklı ses bankası ile geliyor ve her bankada ortalama 80 örnek mevcut. (127 sese rastlandığı olmuştur.)
Edirol orchestral: Klasik Batı Müziği enstrümanlarının hepsini bulabileceğin, yani bir flarmoni orkestrasıyla beraber parça yapabilmen için sana lazım olan her şey.
Giga sampler: Basitçe anlatmak gerekirse, akai sampler ses bankası cd’lerini açabildiğin ve çeşitli sequencer programlarında sampler gibi kullanabildiğin bir plug - in.
Kompakt: 4 cd (ya da bir dvd) olarak edindiğin bu plug-in’i Fruity Loops, E magic, Logic, Steinberg ve Cubase gibi programlarda açabilir ve kanallara istediğin enstrümanları uyguyabilirsin. Mühim bir mevzu olduğundan Kompakt’ı biraz daha açıklayalım. Mesela akustik deyip Kompakt’tan bass’i seçiyor, oradan da onlarca ses, hatta çalınış tarzı arasından kafana ve şarkına uyanı şeçip kullanabiliyorsun. Kaliteli ötesi ses dinamiği de cabası.
Valla abartmıyoruz Kompakt çeyiz sandığı gibi yazılımın, içinde yok yok: Bas, davul ve perküsyon, etnik enstrümanlar, gitar, hazır enstrüman loop’ları, orkestra enstrümanları, kilise orgları, padler ve fx sesleri, piyanolar ve diğer tuşlu enstrümanlar, yaylılar, synth’ler, vokal loop’ları ve nefesli entrümanlar bunlardan bazıları, ki alt menülerden bahsetmedik bile...
midi (musical instrument digital interface): Nasıl ki tarih yazının bulunmasıyla başladıysa midi’nin de müzik tarihinde öyle bir yeri var. 1983’lerde, synthesizerlar arası iletişim kurup bir keyboard’la birden fazla sesi kullanabilmek amacı ile icat edilmiş olan protokol, bütün müzik endüstrisini kalbinden etkilemiş ve 80’lerde ZZTop’ın davulcusunun gruptan kovulmasına sebep olmuştur, nokta. Kullanım amacının genişletilebileceğini düşününen uyanıklar sağolsun, stüdyolardaki yerini almış ve bugüne kadar gelmiştir.
“Midi de midi” deyip durduk bir paragraftır ama nedir bu midi? Midi, bilgisayarda bir resim dosyası kadar bile yer tutmayan kanal ve kanal bilgilerinin, nota ve notaların velocitylerinin, yani projenin her türlü bilgisinin saklandığı dosya türüdür. Midi dosyaları ses değil sadece bilgi içerdikleri için midi dosyalarını ve midi seslerini karıştırmak çok da akıllıca olmaz, en azından exi26 okuruna yakışmaz.
Midi sesler, mikrofonla kayıt edilmiş sesler değil de frekanslarla oynanmasıyla doğan ve mevcut teknolojide kullanabileceğin en temiz seslerdir. Bir midi modülünü ya da bir keyboard’un midi seslerini bilgisayar aracılığıyla kontrol edebilir hatta keyboard çalmayı biliyorsan metronom üstüne direk midi olarak (yani bizzat çaldığın akorların, nota üzerindeki basınçlarına kadarki bilgiyi) kaydedip sonra üzerinde ufak mixing çalışmaları yapabilirsin. Bu yüzden midi, her stüdyoda olduğu gibi senin ev stüdyonda da çok işe yarayacak.
2) fx plug-in’ler
Kanal üzerindeki gain’i daha fazla açmak istediğinde şartlar mümkün değilse ve fader’ı daha fazla kaldıramıyorsan bu efektler ile sesi yükseltebilirsin.
Chorus: Delay’ den türemiş bir efekt. O anda çalan kaydın, üstüste gelmesinden ve milisaniyelik farkla çalınmasından doğan rezonans ve doygunluk hissi.
Distortion: Jimi Hendrix’in tarzından doğan ve eninde sonunda biri tarafından icat edilecek olan (sesin fader’dan dengelenebilmesi ve gain’den tepe yaparak ortaya çıkan) “cozurdama” efekti. Rock çalan gitaristlerin vazgeçilmezidir.
Dither: Ses dosyasının bit rate’inde azaltmaya gidileceği vakit, aradaki kayıpları en düşüğe indirmeye yardım eden FX plug-in.
Flange/wah – wah: Türk müziğinde özellikle bağlamada duyduğumuz ve “wıy wıy” eden gitarda da kullanılan efekt.
Graphic EQ: Sesi 20 hz – 20 khz’e (yani bas dan tize) doğru görüp, seviyelerini grafikle görerek aralamaya olanak sağlayan efekt.
Multi - band dynamics: Ses dinamiğine, dört ayrı bant üzerinde operasyon yapmana destek verecek efekt.
Multi - tap delay: (Sanki) Birden fazla delay’i, sadece bir kanala açmışız da başka başka sonuçlar almışız hissi yaratan efekt.
Paragraphic EQ: Grafik olarak görebildiğin fakat sadece değer olarak müdahele edebildiğin EQ.
Parametric EQ: Tek bant üzerinden çalışan EQ.
Pitch shift: Kullanım alanı en etine bol efektle karşı karşıyayız, ister kendi sesini kaydedip çocuk ya da “fragman seslendiren tok sesli adam” sesine dönüştürebilir ya da aklı başında kullanımıyla nota değerlerini aşağı ya da yukarı çekmek için uygulayabilirsin. Yeni çıkan nerdeyse bütün programlar bu efekti kendi kendilerine uygulayabilir ama eğer kullandığın program bunu desteklemiyorsa, destekleyen bir sürücü ile başka bir markanın plug – in’ini kullanabilirsin.
Reverb: Yankı efekti.
Time stretch: Kanal üzerindeki sesin notasıyla değil de metronomunu kullanarak zamanını uzatıp kısaltabildiğin, efektten hallice plug-in.
[b]Track compressor: Eşik, oran ve giriş çıkış ayarını, sesin desibeline göre verip alttaki kanalda kalan sesi duyulur kılmaya hizmet eden efekt.
Track EQ: [/b]Kanal üzerinde genellikle dört bant (yani bas, bas mid, mid ve tiz) olarak bulunan efekt.
Vibrato: Sesin nota olarak, bir yukarı bir aşağı, sanki titrer gibi oynamasını gerçekleştiren efekt.
Ses Sistemi
.jpg)
1) Çok Kanallı Ses Kartları ve Hard Disc Recorder
Baştan uyaralım! Ses kartı ve/veya hard disk recorder edinirken khz ve bit rate’ten sonra dikkat etmen gereken, ki genelde kaale alınmaz, ilk şey audio convertor... Kablodan gelen sinyalleri dataya çevirip yazan convertor ne kadar iyiyse sen de o kadar iyi ve temiz bir kayıt alabilirsin. Kullandığın hard disk recorder ya da çok kanallı ses kartı, 96 khz ve 24 bit olmasına rağmen kötü çevirme yapıyorsa, aldığın sonucun iyi olmamasına da şaşmamak gerekir.
Çok kanallı ses kartları ile hard disk recorderları birbirinden ayıran en önemli özellik, ses kartlarının çalışmak için bir programa ihtiyaç duyarken hard disk recorderların ise herhangi bir işletim sistemi kullanmadan kendi başına yetebilen bir şekilde tasarlanmıs olmasıdır.
2) Mikrofonlar
.jpg)
Evet, mucize gibi tınlayacak ama eğer gerekli ekipmanı toparlayabilmişsen, beş altı tane de iyi mikrofunun varsa, evde albüm bile kaydedebilirsin. Nasıl, şaka gibi değil mi? Ama tabii ki önce alnından iki damla ter akıtıp aşağıdaki ipucu ve bilgileri beyin kıvrımlarına döşemen gerek.
Mikrofonlar, sesin sebebiyet verdiği mekanik hava basıç değişikliklerini aynı frekanstaki eşdeğerli elektriik dalgalarına çevirerek insanüstü bir iş yapar. (Zaten bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü en nihayetinde mikrofon bir insan değildir.) Sonra mikrofona gelen ses dalgaları, ilerideki diyaframa çarpmakta, bundan etkilenen diyafram da ses basıncındaki değişikliklere göre içe veya dışa hareket etmek marifetiyle mekanik titreşimler meydana getirmektedir.
Mikrofon elzem bir şeydir, kısa ve net bir cümle oldu ama öyledir. İstersen dünyanın en bir süper, hiper vokalistini getirip kayıt yap eğer kötü mikrofon kullanıyorsan, imkanı yok düzgün ses alamazsın. Eğer, “benim doğru düzgün bir mikrofona sahip olmamın zamanı geldi de geçiyor” dersen alışverişe öıkmadan önce okuyup dikkat etmen gereken bir takım incelikler var. Bunların ilki frekans aralığı. Bastan tize, 20 hz ile 20 khz arasında süren bu yolculuktaki iyi bir mikrofon en az 40 hz ile 15 khz aralığa sahip olmalı. Araman gereken bir diğer özellik ise ortam dayanıklılığı, mikrofonun su geçirmez olursa ne ala.
Mikrofon Türleri
Unidirectional (Tek-yönlü): Bunlar tek yönlü çalışan mikrofonlardır, kendi ekseninin 120-240 derece arasında kalan tüm sesleri öldürür ve kayda geçirmez. Mikrofon çeşitleri arasında epey tuzluca fiyat etiketleriyle ayırdedilirler. Cardioid, Super cardioid ve Hyper cardioid mikrofonların hepsi aslen tek yönlü mikrofonlardır.
Bidirectional (İki-yönlü): Bu tür mikrofonlar ön ve arkadan gelen ses dalgalarını alıp, yanlardan üstten ve alttan gelen sesleri iki çırpıda yok eder. Kullanım alanı bir miktar kısıtlı olduğu için genelde vokalistlerin sahne tercihi olmuştur.
Omnidirectional (Çok Yönlü): Her yerden gelen ses dalgalarını algılayabildikleri için kendilerine çevresel mikrofonlar da denir.
Mikrofonların efendisi olma taktikleri
Mikrofon kullanmanın öyle çıkmaz kalemlerle yazılmış kural ve kaideleri yok, mevcut kuralları da zaten ihtiyaçlarına göre tutup orasından burasından çekiştirmen için listeledik. Ama mikrofonla kayıt hakkında hayat kurtaracak sırrı sona sakladık: Tecrübe. Evet, her şeyde olduğu gibi mikrofonların doğru kullanım alanlarını, aldığın sonuçları kullandıkça, kayıt yaptıkça ve yeni açılar denedikçe göreceksin. Tabii ki bu süreçte sana yardımcı olması için mühim mikrofon fmarkalarının sitelerini incleyebilir kullanım alanlarına hatim indirebilirsin.
Vokal kaydederken tüplü mikrofon edinebiliyorsan edin. Baktın olmadı bir Shure SM - 58 al ve onunla kayıt yap.
Anfi önüne mikrofon yerleştirirken çeşitli açılar denemelisin, öyle dümdüz burnuna dayarsan ve başka kolondan çıkan sesi direk almayıp, kolona dönük ama köşeden gösterirsen ses sanki başka bir anfiden çıkıyormuş gibi değişir.
Eğer deneysel yanımı törpülemek istiyorum deyip evde bir vokal korosu kaydetme hülyalarına daldıysan, üstüne üstlük araya bir tane daha yerleştireyim diyorsan X-Y Tekniği’ni kullanabilirsin. X –Y: cardioid iki mikrofonu, 135 derecelik bir açı çizerek ve uçları birbirine değecek şekilde çaprazlamasına birbirine tutturup, 135 derecelik açıdan çıkmayacak şekilde önlerine koydun mu bitti bu iş.
ORTF French Broadcasting Organization, aynı işlemi 110 derecelik bir açı ile yapıp bu sefer mikrofonların kıçlarını birbirine değdirerek ve uçlarında 17 cm’lik ayrılık bırakarak muradına ermiş.
İki Stereosonic bidirectional mikrofonla, aynı X-Y de yaptığın gibi mikrofonların kafalarını birleştirerek fakat bu kez 90 derecelik açı bırakarak kayıt yapmayı deneyebilirsin.
NOS Dutch Broadcasting Foundation sisteminde tıpkı ORTF’de anlattığımız gibi mikrofonları 90 derecelik bir açıyla, kıç kıça yerleştirilmen kafi.
Enstrümanları aynı anda çaldırıp yine kanal kayıt yapabilirsin fakat bu durumda “close miking-mikrofonları yakından tutmak” yapman gerekecek. Ses akışını en aza indirmek, yani başka bir enstrüman sesinin, diğerlerine karışmasını önlemek için (mesela trompet gibi yakın mesafeden ses basıncı çok yükselebilen bir enstrümanda bu tamamen çalanın ustalığına kalmıştır, sorgu sual olunmaz) 3’e 1 kuralına uymak durumundasın. Ki kendisi doğru oranlarla kullandığın takdirde çok yere adapte edebileceğin temel ve nadide bir kuraldır.
3’e 1 kuralı: Kaydettiğin objeyle mikrofon arasında bir metre varsa üç metreden daha yakınına başka bir mikrofon daha yerleştirmemelisin. Geleneksel yönteme geçip örneklerle açıklayalım dersek, duvar piyanosu kaydında mikrofonla piyanonun uzaklığı 10 cm ise, 30 cm sonrasına bir mikrofon daha koyman gerekecek, bu da böyle sürecek.
3) Kablo ve Jacklar
.jpg)
Ayağın takıldı ve düştün diye yerlerdeki onlarca kablodan nefret etmiş, hatta illallah demiş ve kendilerini eziklemeye başlamış olabilirsin, bizce olma. Her ne kadar amip hızıyla çoğalan ve stüdyonun (bak evin demedik) her bir karışını örümcek ağı gibi kaplayan kablolar, evde müzik yapman, daha doğrusu doğru düzgün müizk yapman için acaip öneme sahip ekipmanlardır. Sinyal, alimallah kötü bir kaynaktan alınırsa düzeltmek için birkaç bir şey yapmaya uğraşabilirsin ama oldu ki kayıt cızırtı dolu. İşte o an bittiğin andır. Eninde sonunda cızır cızır sesleri mikslemekten ruhunu teslim edecek ve az duyulduğunu düşündüğün bir cızırtıyı EQ ayarları ya da kompresör ile daha duyulur hale getirdiğinde “ah kablo yaktın beni” dememek için önlemlerini alsan iyi edersin.
İste bu yüzdendir ki ezik büzük, iki büklüm kablolar kullanmamanı şiddetle tavsiye ediyoruz. Madem ki kablolarına iyi muhafaza etmen gerek bu durumda bakımları da şefkatle yapılmalı. Mesela bir kabloyu toplarken kağıt gibi ikiye katlaman içerisindeki bazı tellerin kopmasına ve acını da ikiye katlamış olmana sebep olur. Ok, belki kablo bozulmayacaktır ama kablodan zaman içerisinde aldığın verim azalırsa suçu bizden bilme. Doğru yöntem nedir peki? Şudur: Kabloyu toplarken avuç içi ve dirsek üstüne sarmak yerine sağa sola dönmeden elinle bir daire haline getirip kullanırsan ilk günkü halini koruyacak ve iki taraf da koşulsuz memnuniyetini sürdürecektir.
Kablo çeşitleri ve işlevleri
R-bus: Roland tarafından geliştirilmiştir, portun kablosu printer soketine benzer. Takıldığı yerden sekiz analog XLR jack ucu çıkar. Cihaz üzerinde sekiz XLR girişini işgal etmemesiyle takdir toplayan bu dijital kabloyla gelecekte epey bir karşılaşacağız sanki.
Firewire: USB’den hızlıca ve bir miktar daha temiz veri aktarım protokolü ve aynı adlı kablosu. Dört ya da altı pinli versiyonları bulunmakla birlikte son zamanlarda aktarım hızı 800.000 kbps’ye kadar çıkmıştır.
USB: 2.0 versiyonuyla 400.000 kbps’ye ulaşan aktarım hızıyla daha verimli hale gelmiştir. Çoğu kullanıcının tanışık olduğu bir port türü olduğu için kullanımı yaygıncadır.
Midi: Midi sesleri barındıran cihazla bilgisayar arasındaki iletişimi kurup midi cihazı çaldırmak için kullanılan çok pinli kablo.
Optik: Yollağı kırmızı ışın ile iletişim kuran ve çoklu kanal iletişimi de yapabilen dijital bir kablo.
XLR: TRS ve jacklar için kullandığımız “balanced” ve “unbalanced” analog kablolar.
4) Mixerler
Bu bölümde ise temel görevi yumurta çırpmak, milkshake yapmak ve hamur yoğurmak olan mikserlerin ikinci göbekten akrabaları olan ses mikserlerinden bahsediyoruz. Kendisinin görevi farklı elektronik sinyallerden gelen ses sinyallerini üstüste bindirmek ve çok lazımsa bu seslerin üstünde gereken değişikliklerin yapılmasına yardım ve yataklık etmek. Mikser isimli güzide aletin omuzlarındaki yük bu kadar hafif değil elbet. Ayrı track’lerden gelen sinyalleri tek veya iki kanal üzerine yerleştirmek, farklı kanallardan gelen diğer sinyalleri istenilen düzeye düşürüp yükseltmek veya üzerinde bulunan hazır (ve eğlenceli) efektler sayesinde sesleri tanınmaz hale getirmek bu misyonlardan sadece bir kısmı. Eğer, mutlaka bir mikser edineceğim dersen ve çok fazla kayıt/grup tecrüben yoksa tavsiyemiz miniminnacık, küçücük sekiz kanallı bir mikserden başlaman. Kullanım ihtiyaçlarına ve cebinin şişkinliğine bağlı olarak işleri sonradan da büyütebilirsin.
ALıntıdır
