Damat Ferit Paşa Hükümetleri Döneminde Kuva-yı Milliye Hareketine Yöneltilen İthamlar
Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Kuvâ-yı Milliyecileri suçlayıcı ve halk nazarındaki itibarlarını zedeleyici faaliyetlerinden ilki, onları "İttihatçılık"la itham etmiş olmasıdır. Çünkü İttihatçılar, devleti gereksiz yere Birinci Cihan Harbi'ne sokmak ve milletin istikbaliyle oynamakla suçlanıyorlardı6. Zaten 1/2 Kasım 1918 tarihinde İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin bir Alman denizaltısıyla gizlice İstanbul'dan ayrılmaları "İttihatçılık" karşıtı propagandalara hız kazandırmıştı. Bu propagandalar neticesinde de "İttihatçı" yakıştırması Mütareke Dönemi'nin en ağır ithamı haline gelmişti. Tam bu noktada; Kuvâ-yı Milliye'nin lider kadrosunu oluşturan şahsiyetlerden -başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere-bir kısmının evveliyatında İttihatçılarla bağlantısının olması, Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından büyük bir fırsat olarak telâkki edilmiş ve ittihatçılık yakıştırması ile halkın Kuvâ-yı Milliyecilere düşman olması sağlanmaya çalışılmış ve bu yönde büyük gayret sarf edilmiştir.
Mütareke Dönemi'nde gerek Sultan Vahdettin gerekse de Damat Ferit Paşa'nın bizzat kendisi ve hükümetinin üyeleri işgallere karşı her fırsatta direnişi tavsiye eden ve bizzat direnişe geçen Kuvâ-yı Milliye Hareketi'ni İttihat ve Terakki'nin bir uzantısı olarak görmüşlerdir. Devletin başı olarak Sultan Vahdettin Kuvâ-yı Milliye'ye "her vesile ile izhar-ı husumet eder ve Anadolu hareket-i milliyesine de bu gözle bakardı". Vahdettin'e göre Kuvâ-yı Milliye hareketini oluşturanlar ve yönetenler, devleti lüzumsuz yere Harb-i Umumî'ye sokup halkı perişan eden İttihat ve Terakki yöneticilerinin yardakçıları değil bilakis "aynıtarikin saliklerı'ydilet10. Nitekim Sultan Vahdettin'deki Kuvâ-yı Milliye Hareketi'ne olan düşmanlığı Takvim-i Vekayi'de yayınlanan beyannamelerinden de rahatlıkla görebilmekteyiz.
Damat Ferit Paşa 30 Temmuz 1919'da ingiliz Yüksek Komiserliği memurlarından Hohler'e "Komiteler gene dokuz başlı yılan kafalarını kaldırıyorlar ve kabinesi üyeleri ondan (Mustafa Kemal'den) çekilmek için emir alıyorlar" demiştir. Yine, Sivas Kongresi'nin toplandığı günlerde Tan Gazetesi muhabirinin Damat Ferit Paşa'ya, Mustafa Kemal ve hareketinin mahiyeti hakkında yönelttiği suale, Paşa, Harekât-ı Milliye'nin askerî mahiyetinin olmadığını, millî bir esasa da dayanmayıp "bir saman alevinden ve İttihat ve Terakki teşvikatından ibaret olduğu" cevabını vermiştir. Bu beyanatlar Damat Ferit Paşa'nın Kuvâ-yı Milliye hakkındaki düşüncelerini ve dolayısıyla Hükümet'in Kuvâ-yı Milliye'yi nasıl algıladığını ortaya koyması bakımından büyük önemi haizdir. Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından Takvim-i Vekayi'de yayınlanan bir beyannamede de "Memleketimizde akl-ı selim ve vicdan-ı nezih ashabından piyade İstanbul'da hafiyyen ve Anadolu'da müselkhan Kuvâ-yı Milliye namıyla icrayı faaliyet eden İttihat Komitesi'nin şemâtet ve tesvîlâtı saha-i siyasette daima bir emîn-i iğfal ve ihtiyâl bulmakta olduğu cihetle suret-i hakda görünen erbab-ı fesad, ejkar-ı umumiye-i milliyemie şu aman-ı buhranda icrayı tesirden hâli kalmıyor" denilmekte ve bu beyannamede İttihat ve Terakki'nin dolayısıyla Millî Mücadele'nin faaliyetlerinin önüne geçilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. 22 Mayıs tarihli İstanbul Polis Genel Müdürlüğü'nden ve Genel Müdür Hasan Tahsin imzasıyla Adliye Nezareti'ne gönderilen bir yazıda da, Devlet'e harplerde feci bir yenilgi yaşatanların şimdi Devlet'in siyasi hayatını mahveden barış şartlarının galip devletler nezdinde kaldırılmasına, eğer bu mümkün olmazsa elden geldiği nispette hafıfletilmesine çalışacakları yerde tam tersine zulüm ve isyanlarına günden güne hız verdiklerinden, milletin ve devletin selameti için çaba harcayan Hükümet'in de icraatlarının önüne geçtiklerinden bahsedilmekte ve bozulan sükûnun ve asayişin tekrar yerine gelmesinin bu fesat ehlinin yargılanıp cezalandırılmasıyla mümkün olacağının altı çizilmektedir.
Yine Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Kuvâ-yı Milliye'yi nasıl algıladığı hakkında bilgi vermesi bakımından Cemal Karabekir'in hatıratında, Damat Ferit Paşa Hükümeti'nde Evkaf Nazırlığı yapmış olan Elmalılı Hamdi (Yazır)'ye atfedilen sözler ayrıca değer kazanmaktadır. Nitekim Cemal Karabekir, eski arkadaşı Elmalılı Hamdi'ye Kuvâ-yı Milliye cephesindeki hal ve vaziyeti anlatınca, Hamdi Bey, "Airiirim Cemal bu İttihatçı dolabıdır. Yine mevki sahibi olmak istiyorlar. Memleket halkı harplerden bıkmış usanmış, artık istirahat ve sükûnet istiyorlar, ne bahasına olursa olsun bunu istiyorlar. Halkın önüne düşen ^abitan Ordu dağıldıktan sonra açığa çıkıp aç kalmaktan korkuyorlar. Bunun için kendilerine iş bulmak, memleketin kendilerine muhtaç olduğunu göstermek ve bu suretle geçinmek istiyorlar. Hükümet orduyu tamamıyla dağıtmalıdır. Memleketi, dâhili asayişi temin için yalnız Jandarma ve Polis kuvvetleri ile idare etmelidir. Biz bu kanaatteyim Bundan başka da selamet çaresiyoktur" diye cevap vermiştir. Elmalı Hamdi Bey'in vermiş olduğu cevap Mütareke Dönemi'ndeki Osmanlı Devleti'nin takip ettiği siyasetle aynı doğrultudadır. Nitekim Sultan Vahdettin, 15 Temmuz 1919'da The Morning Post Gazetesi muhabirine verdiği demeçte, "Milletimiz harbe girmekle büyük hata etti... Fakat memleketi harbe sürüklemeye hiç katılmamış olan binlerce halkı cezalandırmak da elbette hatalıdır. Sevgili Babam Sultan Abdülmecid ingiltere'nin büyük dostu ve bu memleket ile Fransa'nın müttefiki idi. Ben daima ingiltere'ye hayranlık besledim ve daima ingiltere'ye dost bir siyasetin destekleyicisi oldum: Biz İngiliz milleti ile hükümetinin insaf ve insanlık duyguları ile adaleti temin için bizeyardım edeceklerini ümit etmekteyiz.. ." demiştir. Bu demeç Vahdettin'in, Devlet'in kurtuluşunun ancak ve ancak İngiltere ve diğer büyük devletlerle dostça ilişkiler içerisinde olmakla sağlanabileceğine inandığını göstermektedir. Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki hareketin Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından kuşku ile izlenmeye başladığı bir dönemde Dâhiliye Nazırı olan Ali Kemal Bey, 26 Haziran 1919 tarihinde bütün vilayetlere gönderdiği beyannamesinde; bazı yerlerde ordu müfettişlerinin emriyle asker ve iane toplandığını, merkezden böyle bir emrin olmadığını ve bunu yapanların şiddetle cezalandırılacaklarını bildiriyor ve Kuvâ-yı Milliye hareketini de eski idareyi (İttihat ve Terakki) tekrar geri getirmek için oluşturulan bir yapı olarak tasvir ediyordu
.
Damat Ferit Paşa Hükümeti'nde Şeyhülislamlık görevini ifa eden Mustafa Sabri de Anadolu'daki Kuvâ-yı Milliye hareketini Osmanlı Devleti'ne kaldırılmış olan bir isyan bayrağı olarak görmekte ve Kuvâ-yı Milliyecileri İttihatçılıkla itham etmektedir. Anadolu'daki Millî Mücadele'yi "Kuvâ-yı Milliye namı altında İttihat ve Terakki şekaveti.." olarak tanımlamaktadır. Mustafa Sabri, 21 Mayıs 1920'de Sultan Ahmet Camii'nde verdiği hutbede de Kuvâ-yı Milliye'yi İttihat ve Terakki namına hareket eden bir yapı olarak insanlara arz etmekte, Anadolu'da İttihat ve Terakki aleyhine bir bir kıyamların baş gösterdiğinden bahsetmekte ve halkın zihninde var olabilecek Kuvâ-yı Milliye'ye olan meylin önüne geçmeye çalışmaktadır. Yine Hafız İsmail'in de Ayasofya Camii'nde Cuma günü verdiği vaazında İngiliz taraftarlığı yapması ve Loyd George'nin "Biz Türklerle değil, İttihatçılarla harp ediyoruz' dediğini nakletmesi ve Kuvâ-yı Milliye'nin tenkilinin devletin bekasının bir gereği olduğunu savunan açıklamalarda bulunması20, Hükümet'in Kuvâ-yı Milliye'yi İttihatçılıkla suçlamasında tesiri mutlak olan "Camii", "Cuma Hutbesi' ve "din adamı"ndan nasıl faydalandığını göstermesi bakımından da önemlidir. Zaten ileride detaylıca üzerinde durulacağı üzere Damat Ferit Paşa Hükümeti'nde Şeyhülislamlık görevi yapan Dürrizade Abdullah Efendi'nin Kuvâ-yı Milliye'yi "din ü devlete' isyan eden asilerden müteşekkil olan bir yapı olarak arz eden ve Kuvâ-yı Milliyecilerin yok edilmelerinin farz olduğunu belirten fetvası bir önceki cümlemizi teyit eder bir mahiyet taşımaktadır. Mustafa Sabri'nin Alemdar Gazetesi'nde yayınlanan bir diğer makalesinde de, Mustafa Kemal Paşa saltanatı kaldırarak kendi iktidarını kurmak isteyen bir kişi olarak gösterilmekte ve bu makalede de Millî Mücadele İttihat ve Terakki Komitesi'nin bir faaliyeti olarak değerlendirilmektedir
.
20 Eylül 1919 tarihinde Mehmet Vahdettin'in İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine halkın tedirgin olmamasını ve Yunanlara karşı silahla karşı konulmamasını öğütleyen beyannamesinin ardından Hürriyet ve İtilaf Fırkası Sadaret'e sunduğu arizada; İzmir'in işgalinin halkta uyandırdığı heyecanın hedefinden saptırılmak istendiği ve bu suretle bazı kimselerin kendilerine çıkar elde etmek istedikleri, Hükümet'in takip ettiği doğru siyasetin bunlar eliyle berbat edilme riski taşıdığı ve bunu yapanların hayatlarının ihtilal ve şaibelerle dolu olduğu belirtilmekte ve vatanın zararını kendi zararı telakki eden Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın böyle bir duruma rıza göstermeyeceği vurgulanmaktadır. Ayrıca, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Ali Rıza Paşa Kabinesi'ne verdiği İkinci ve Üçüncü Muhtırada, Kuvâ-yı Milliye adı altında çıkarılan fitne ve fesadın İttihat ve Terakki teşvikatından ibaret olduğunu ve hüviyet ve mahiyetleri pek maruf olan bu şahsiyetlerin meydana getirdikleri bu isyanın hedeflerinden birisinin de Hürriyet ve İtilaf Fırkası olduğunu iddia etmektedirler.
Teali İslam Cemiyeti de yayınladığı Birinci Beyannamesinde Anadolu halkına; bir zamanlar ne kadar mesut bir hayat sürdüklerini fakat İttihat ve Terakki'nin ülkeye musallat olmasıyla birlikte halkın huzurunun bozulduğunu,Harb-i Umumî'den yenik ayrılıp Mütareke'nin imzasıyla birlikte İttihatçıların birer birer kaçtıklarını ve tekrar yönetimi ele geçirmek için gizliden gizliye çalıştıkları ifade edilmektedir. Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğindeki hareket İttihatçılıkla nitelendirildikten sonra memleketin binlerce evladı Enver, Talat, Cemal ve Mustafa Kemaller yüzünden telef olurken memleketin bu şakilerin vücudunun ortadan kaldırılması adına bir hareketi göze alamadığından bahsedilmektedir. Ayrıca beyannamede büyük devletlerin, "Eğer Anadolu'da Kuvâ-yı Milliye isyanını devam ettirir ve bastıramayanı İstanbul'u da elinizden alacağız' diyerek İstanbul Hükümeti üzerinde baskı oluşturduğu da altı çizilen bir başka hususu oluşturmaktadır. Teali İslam Cemiyeti tarafından Kuvâ-yı Milliye Hareketi, Hükümet ile Millet arasına sokulan ve devlete haricî düşmanların yapamayacağı fenalıkları yapan bir hareket olarak görülmektedir.
Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Kuvâ-yı Milliye'yi "İttihatçılık'la itham etmesine İstanbul basınından bazı gazetelerde büyük destek vermiş ve "İttihatçılık" suçlaması adı altında büyük bir karalama kampanyasının içerisine girilmiştir. Meselâ 6 Ekim 1919 tarihli Alemdar Gazetesi'nde Refıi Cevad imzalı "Harekât-ı Milliye ve İttihat ve Terakki' adlı makalede "Bu günlerde İttihatçıların yükünden neşeler saçılıyor. Kendilerini Harekât-ı Milliye ile alâkadar göstererek böbürleniyorlar. Bunda da bi't-tabi' bir maksad-ı mahsusaları var. Hâlbuki Harekât-ı Milliye'ye iştirak edenlerin yemin suretlerinden anlaşılıyor ki bu adamlar hiçbir fırkaya bahusus İttihat ve Terakki'ye temayül etmiyorlar. Bunun da derece-i sıhhatini bilmiyorum Fakat Harekât-ı Milliye bu şeklini iktisap eyledi ise, bunu hiç şüphesiz İttihat ve Terakki'ye temayül eylememesine af etmek icap eder..."li denilip İttihatçılar ciddî şekilde eleştirilmekte ve Harekât-ı Milliye de İttihatçı tezgâhına gelinmemesi noktasında uyarılmaktadır. Refıi Cevad bir diğer makalesinde de, "Harekât-ı Milliye'de İttihatçı dolabı görmek istemeyiz' demekte ve yine İttihatçılara çatmaktadır. Bir makalesinde de, İttihatçıların veremden daha tehlikeli olduğu ve veremden evvel İttihat ve Terakki çetesinin önüne geçilmesi gerektiği üzerinde durmakta ve "...memlekette bir veremle mücadele heyeti yerine İttihat ve Terakki ile mücadele heyeti teşekkül etse ve her şeyden evvel bu derd-i müdhişin önüne geçmiş olsa elbette daha iyi olur" demektedir. Bir yazısında da, "Bu toprak yaşayacaktır, yaşamaya layıktır" fakat "İttihat ve Terakki eli ona şifa vermez, veremez. Çünkü nalbanttan dişçi, demirciden saatçi olamaz demektedir.
Refıi Cevad'a göre "Mustafa Kemal Paşa İttihatçı değildir. Fakat Harekât-ı MiHiye'ye sokulan şahsiyetlerin ekseriyet-i ammesi ittihatçıdır". Yine Refıi Cevad, Harekât-ı Milliye içerisindeki İttihatçıların halka yaptıkları zulümden Mustafa Kemal Paşa'nın malumatı olmadığını zannettiklerini, Mustafa Kemal Paşa gibi makul bir adamın deliler arasında olmasının delilerin ekmeğine yağ sürdüğünü ve Mustafa Kemal Paşa'yi delilerin arasına yakışmayacak bir zihniyette gördüklerini ifade etmektedir. Refıi Cevad, daha sonra ilerleyen günlerde üslubunu değiştirecek ve Harekât-ı Milliye'yi direkt olarak İttihat ve Terakki'nin teşvikatından ibaret sayacaktır. Nitekim "Mustafa Kemal Paşa'nın Nutku" isimli makalesinde, "Mustafa Kemal Paşa, ilk defa Teşkilat-ı MiHiye'ye taraftar olduğu zaman biz bundan memleketin istifade edebileceğini ümid ediyorduk. Ve Teşkilat-ı Milliye'nin, sırf millî bir teşkilat olacağını zannediyorduk. Tamamen aksi çıktı. Yavaş yavaş gördük ki Teşkilat-ı Milliye'de at oynatanlar hep İttihatçılar oldu. Vaktiyle işkencecilik, sopacılık edenler Teşkilat-ı Milliye'de birer kahraman kesildiler..."demekte ve bu ve bundan sonraki yazılarında da Kuvâ-yı Milliye'yi tamamen İttihatçıların direktifleri ile hareket eden bir teşkilat olarak itham etmektedir.
Basında bir diğer makalede de, Anadolu'daki mezalimin önüne geçilmez ve Kuvâ-yı Milliye haydutları ortadan kaldırılmazsa, Kuvâ-yı Milliye kisvesi içinde Enverlere bedel Mustafa Kemallerin İttihat ve Terakki'nin o Ortaçağ göçebe vahşiliğiyle memleketi kana buladığı gibi memleketin Mustafa Kemaller eliyle kana bulanacağı, bunun önüne geçilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.
Osmanlı Devleti'nin kurtuluşunun temini için tek çıkar yolun Mütareke hükümlerinin uygulanması ve İngiltere ile beraber yürümek olduğuna inanan gerek Damat Ferit Paşa Hükümeti gerekse de Damat Ferit Paşa Hükümeti'ni destekleyen gazeteler, inandıkları yolda başarılı bir siyaset takip edememelerinin nedenini, ülkeyi on yıldır yöneten ve halkı perişan eden İttihat ve Terakki'nin hala ülkenin yarını ile uğraşmasına ve bütün çabalara rağmen İttihat ve Terakki'nin önüne geçilemeyişine bağlamaktadırlar
.
"İttihatçılık" suçlamalarında ilginç bir nokta ise İtilaf Devletleri de Kuvâ-yı Milliye hareketini ittihatçıların bir uzantısı olarak görmektedirler. Mesela İngilizler, Millî Mücadele hareketini "İttihatçı" bir hareket kabul edip, Mustafa Kemal Paşa'yi da "İttihatçı fikirlerini" benimseyen biri olarak görmekte ve İttihatçıların da Paşa ile işbirliği içerisinde olduklarına inanıyorlardı. İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, "...milli hareketin yayılması haydutluğa taze şiddet vermiştir, bir Haçlılar Seferi için toplanan kuvvetler tahsisan Türk bağımsızlığının savunulması içindir... Mustafa Kemal Paşa ve onunla birleşenler... nüfuslarını mahallî memurlara zorla kabul ettirmektedirler... hareket kendiliğinden olma değil... ama İttihat ve Terakki Komitesi'nin liderlerinin teşvikiyle, hâlâ mevcut teşkilatın da yardımı gibi meydana gelmiş görünmektedir"diyerek Milne 2 Ağustos 1919'da, Mustafa Kemal Paşa'ya Damat Ferit Paşa Hükümeti'nce bir şey yapılamayıp tevkif edilemediğinden yakınmış ve Amiral Calthorpe da İttihatçı olarak gördüğü Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına karşı şiddetle hareket edilmesini Damat Ferit Paşa'dan istemiştir. Amiral De Robeck, Lord Curzon'a gönderdiği bir raporda "İttihatçıların evladı olan Mustafa Kemal ile müzakere ümitsizdir" demektedir. Belçika'nın İstanbul temsilciliğini yapan S. Marghetitch'in, Dışişleri Bakanı Paul Hyman'a gönderdiği 20 Kasım 1919 tarihli raporunda da; Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey gibi ileri gelen İttihatçıların gayretleri ile "millî çeteler"'m oluşturulduğundan, bazı güçlüklerin İttihat ve Terakki sayesinde üstesinden gelindiğinden ve İttihat ve Terakki ile millî çetelerin tek bir teşkilat olarak gösterilmesi ile oldukça tesirli bir idare tesis edildiğinden ve Türk halkının sadece millî güçler tarafından temsil edilebileceğine inandırıldığından bahsedilmektedir.