General Harrington'un Gizli Raporu
Bu rapor, Büyük Zafer öncesi ve sonrasının Müttefikler arası kapalı kapılar ardında geçen gizli plân ve görüşmelerini kapsamaktadır. İstanbul’daki gizli teşkilâtımız tarafından başarılı bir plânla çalınmış, Ankara’daki Genelkurmayımıza gönderilmiş, İngiltere Harbiye Nezareti’nin eline geçmeden 1923 yılında “Ayın Tarihi” dergisinde yayımlanmıştır. Raporda, bilinenler yanında pekçok da bilinmeyen olaylar ve plânlar vardır. Olay, zamanında İngiltere için büyük bir skandal olarak nitelenmiştir. Hazırlanan bu rapordan, İstanbul’da İngiliz Gizli Servisi arasına sokulan bir Türk casusu tarafından Felah ve M.M. gruplarımız haberdar edilmiştir
Londra Harbiye Nezaretine Devletmeâp!
İngiliz kıtalarının Türkiye’de 1920 Kasımından 1923 Ekimine kadar olan faaliyeti hakkında işbu raporumu takdim etmekle kesb-i şeref eylerim.
Bu devir, yakın-şark gibi müşkül bir meselenin ilgi çekici birçok safhalarını içine almaktadır. Bu safhaların bazısında vaziyet pek emniyetsizdi; hattâ muhase mat başlayacak gibi görülüyordu.
İngiliz kıtalarının bu müşkül ve buhranlı devri başarı ile geçirdikleri için kendimi mutlu sayıyorum. Bununla beraber başlangıcını 1920 yılının meş’um bir safhasını teşkil eden bu devrin ilk devresini burada özetleyeceğim.
İlk hafta içinde aşağıdaki olaylar cereyan etmiştir:
1- İstanbul’a feci bir halde sığman Verengel Ordusu’nun çözülmesi,
2- Kars’ın sukutu,
3- Venizelos ‘un düşürülmesi,
Bütün bunların vaziyet üzerinde büyük etkisi olmuştur: İstanbul’a geniş çapta Rumların gelmesi, onların iaşe meselesini pek müşkül bir hale sokmuştur. Her ne kadar bu vazifeyi Fransızlar üzerlerine almışlarsa da onlara başka taraflardan da mümkün olan yardımın yapılması insanî bir lüzum halini almıştır.
İngiliz ordu ve donanması ise bu âli-cenâbane yardıma katılmıştır. O vakit Müttefikler arasında kararlaştırılmış bir anlaşma gereğince İngiliz ve dört Hint taburu miktarına indirilmişti. Bundan başka Yunan Ordusu’nun İzmit’teki 11. Tümeni ve Cezayir Bahrisefit Alayı’nın 204. Taburu emrim altındaydı. Fransız kuvvetleri altı, İtalyan kuvvetlen bir taburdan kuruluydu.
General Paraskevupulos, Bursa’nın ve Doğu Trakya’nın Yunan Ordusu tarafından işgaliyle sonuçlanan harekâtı icra eylemişti.
Türk Ordusu’na gelince: Türk Milli Ordusu o zaman henüz doğuyordu.
Ordu, faal ve vatansever reislerin idaresinde muharip kuvvetlerden teşekkül ediyordu. Başlarında Mustafa Kemal Paşa bulunuyordu. Oysa bu kuvvetler hiçbir zaman ciddiye alınmıyordu.
Şurası do kaydedilmelidir ki gerek Ankara ‘da, gerek İstanbul’da Sovyetlerin tesirleri o zamandan beri hissedilmeye başlanmıştı. O zaman Müttefik kıtalarının emniyetine zararlı bazı şahısların tevzifini emretmek zaruretinde bulundum. Bunlar arasında, Bursa’ya sevk edilen Bolşevik propagandacıları da vardı.
1920 kışı ve 1921 baharı sıralarında İstanbul’da vaziyete hâkim olmaya başladık. Fakat Türk Millî Ordusu kuvvetçe çoğaldıkça ve teşkilât itibariyle düzeldikçe Ankara’da Yunan Ordusu’nu Anadolu’dan kovmaya ve Müttefikleri İstanbul’u tahliyeye mecbur etmeyi hedef tufan bir kuvvet teşkil edilmekte olduğunu artık görüyordum.
Ciddî harekât için Yunan Ordusu’nun liyakatine tam güvenim olmadığı için vaziyeti İmparatorluğun Genelkurmay Reisi’ne (Müteveffa Henry Vilson’a) ve Harbiye Nezareti’ne izah etmek üzere Londra’ya gitmek üzere mezuniyet istedim ve gittim. Bu hususta ileriye sürdüğüm düşüncelerim 26 Mayıs 1921 tarihli bir muhtırada izah edildi. Bu muhtırada İstanbul’daki İngiliz kıtalarının hakikî ve muayyen bir maksadı olmadığı da belirtildi.
Fikrime göre İngiliz kuvvetleri kendi iradesini kabul ettirmeye yeterli değildi. Yalnız, bandıramızın açılmış tutulması için de pek fazla idi: Bu fikrimi hiçbir zaman değiştirmedim. Onun için, sırf askerî sebeplere dayanarak İngiliz kıtalarının İstanbul’dan alınmasını, adı geçen muhtıramda tavsiye ediyordum.
Venizelos’un düşmesinden sonra Yunan Ordusu’nda yapılan mütemadi değişikliklerden dolayı bu ordunun ciddî harekât için ne dereceye kadar liyakatli olabileceğinden daima şüphe ediyordum.
Fikrime göre asker iyi idi. Fakat Yunan Yüksek Kumanda Heyeti ve Genelkurmayı’nın (genelkurmayın birçok üyesi tecrübeden mahrumdu) geniş mikyasta harekâtı -bilhassa ciddî bir mâni karşısında- muvaffakiyetle neticelendirileceğine kanaatim yoktu. 1922 senesinin son ayları beni bu tahminlerimde haklı çıkardı.
Eskişehir’in işgalini hedef tutan harekâtın suya düşmesinden sonra bu şehir ve Afyonkarahisar, daha sonra, iyi icra edilen bir taarruz neticesinde işgal edilmişti. Ondan sonra Yunan Ordusu Ankara’nın işgalini hedef tutan yeni harekâta başladı. Bu husustaki taarruz plânı iyi hazırlanmıştı. Fakat bu plânın başarıya ulaşması için tecrübeli kumanda heyeti ve kurmay lâzımdı. O zamana kadar Yunan Ordusu mağlûp edilmemişti. Fikrimce, Ankara’ya karşı harekâta karar vermek ciddî bir hata idi.
Çünkü Ankara’nın işgali bile Türk Ordusu’nun savaş meydanında mağlûbiyetini temin edemezdi. Diğer taraftan, üssünden o kadar uzaklaşmış bir ordunun iaşe ve donatımı meselesi zor olacaktı. Bunun için de tamamen tecrübeli bir kurmay heyetine lüzum vardı.
Yunan taarruz plânı yukarıda söylediğim gibi, parlaktı. Fakat Sakarya’nın doğusunda durmaya mecbur kalınca Yunan Ordusu’nun değeri Türklerce de anlaşıldı. Fazla olarak levazım hizmetlerinde de karışıklıklar çıktı. Esasen Kurmay Heyeti gerekli sevk-ül-ceyş manevralarını icraya muktedir değildi ve Yunan Ordusu eski hatlarına çekilmeye mecbur kaldı. Bunu, ciddî değişikliklere uğramayan bir devre takip etti. Her iki muhasım taraf kuvvetlen hemen hemen müsavi idi. Bu iki muhasım taraftan hiçbiri diğer tarafa katî darbeyi indirmek kuvvetinde değildi.
Yunan Ordusu, tabii olarak, başarısızlığından dolayı hayal kırıklığına uğramıştı. Diğer taraftan Türk Ordusu, daha büyük bir itaat ve daha iyi bir donatımla Yunan Ordusu’nu mağlûp edeceğini anlamıştı. Başka bir deyimle söyleyelim, iki muhasım ordudan birinde muayyen bir maksat vardı. Diğeri o maksattan mahrumdu.
O devreyi, Türk makamlarının ordularını donatmak hususunda büyük mesai sarf ettikleri bir devre takip etti. Hiç şüphe yoktur ki muhtelif kaynaklardan Türk Ordusu’na çeşitli birçok levazım verildi. İngilizler bu devre esnasında iki muhasımdan hiçbirine bir şey vermemek suretiyle tamamen tarafsız kalmışlardı. Burada ilâve etmekliğim lâzım geliyor ki o zaman emrimdeki 11. Yunan Tümeni’yle “Cezair-i Bahrisefit” Alayı 3-4 taburunun, İngilizlerde bir Milât hâsıl olmamak üzere, iadesini talep ettim. Bu istidam kabul edildi.
1921 Temmuzunda Müttefik Kuvvetleri Başkumandanlığı bana tevdi edildi. Fransız kıtaları hemen bize müsaviydi, İtalyan kıtalarının miktarı bizimkilerden fok azdı. O zamandan beri arkadaşlarım General Monbelli ve General Charpi’nin yardımiyle İstanbul’da kanunun hükmünü ve emniyetini temin eden birçok tedbirler aldım. Fakat zaman geçtikçe teşebbüs Türklerin eline geçiyordu.
Yunan maliyesi iflâsa doğru gidiyordu. Yunan askerlerinde hoşnutsuzluk belirtileri başlamıştı. Yunan Ordusu’nda arasıra parti hislerinden doğan hoşnutsuzluklar yayılıyordu. Ordunun da ciddî harekât için hazırlanmasına hiçbir gayret sarf edilmiyordu. 1922 baharında Yunanlıların, ordularını silâh altında tutmakta büyük Zorluklarla karşılaştıkları meydana çıktı.
Yunanlılar, 1922 Martında meseleye, memnunluk verici bir hal sureti bulmak için Müttefiklere mezuniyet verdiler. Müttefiklerin Paris Konferansı’ndaki kararları böyle bir neticeye bağlanacağı umuluyordu. Fakat hatırlanacağı gibi Türkler o şartları kabul etmediler. O konferansın Yunan Ordusu’nun Anadolu’yu tahliyesi ve Türk idaresinin teessüsü hakkındaki projeleri tahakkuk edemediğine her zaman müteessif olacağım.
Eğer projeleri tahakkuk etseydi Anadolu ve İzmir bugünkü harap hale gelmezdi.
O zaman Had Anesti Yunan Ordusu’nun Başkumandanlığı’na tâyin edildi. Anesti cepheyi teftiş ettiği zaman ordunun İzmir etrafındaki müstahkem hat yakınına çekileceğini askerlere ihsas ve ima ettirdi. Aynı zamanda istanbul’u bir darbe ile işgal etmek üzere Anadolu’daki ordunun bir kısmını Doğu Trakya’ya naklediyordu. Fikrime göre bu, fena fikrin mahsulü bir proje idi ve hiçbir başarı ümidi taşımıyordu.
Had Anesti’nin bu fikri hakkında kesin bilgi alınca bir beyanname neşrederek, İstanbul hakkında herhangi bir hareketin, 1921 Mayısında Müttefik Komiserleri tarafından tâyin edilen tarafsız bölgeye herhangi bir tecavüzün Müttefik kıtaları tarafından mukabeleye mâruz kalacağını Yunanlılara bildirdim ve aynı zamanda İzmit Körfezi’ndeki İngiliz kıtalarını Çatalca’ya sevk ederek General Charpi’nin emrine verdim. Fransızlar da o zaman üç piyade taburundan ve bir süvari alayından mürekkep bir takviye aldılar. Bu tedbirler meyvesini verdi. Yunanlılar, tasarladıkları taarruzu icra etmediler. Türkler, taarruz icra etmek üzere Yunanlıların Anadolu’dan Trakya’ya kuvvet göndermelerinden istifade ettiler. Plânları pek parlak oldu ve Afyonkarahisar sahasında büyük bir şiddetle tatbik ve icra edildi.
Türklerin bir muvaffakiyet kazanmaya çalıştıkları söylendi.
- Türklerin bu harekâtı ne dereceye kadar evvelden karar altına almış oldukları şüphelidir.
Yunan Ordusu’nun güney grubu yarıldı, artık müdafaaya muktedir olamadı ve tarihin en büyük çöküntülerinden biri olarak Anadolu’dan denize döküldü. Bununla beraber Yunan Ordusu’nun kuzey grubundan bir kısmına, Trakya’ya salimen geçmeye muvaffak olduğu için, takdirname vermek gerekir.
Türkler, tabii olarak basanlarından cesaret alarak dikkatlerini, Anadolu’daki Müttefik kıtaları üzerinde topladılar.
O zaman bu kuvvetler münhasıran İngilizlere aitti. Emrim altında yalnız Çanakkale’de Küban Alayı’nın bir taburu ve İzmit Yarımadası’nda iki tabur bulunuyordu. Müttefiklerin birlik ve beraberliğini göstermek için Çanakkale’ye ve İzmit’e Fransız ve İtalyan müfrezeleri göndermelerini İtalyan ve Fransız komiserlerinden rica ettim. Bu dileğim hemen kabul edildi. Ben de evvelkine benzer bir tebliğ çıkardım. Fransız ve İtalyan hükümetleri ise bu tebliği uygun görmediler. Ve Anadolu’daki müfrezelere geri çekilmek emri verdiler.
İstanbul’un hakikî müdafaası Boğaziçi’nin 10 mil doğusunda Maltepe Dudullu müdafaa hattından ibaretti ve Müttefik kıtaları tarafından hazırlanmıştı.
Fransız ve İtalyan hükümetlerinin, kıtalarından hiçbirisinin Boğaz’ın Asya sahilinde kullanılamaması hususundaki kararları durumu pek zorlaştırdı. Çünkü emrim altındaki İngiliz kuvvetleri gerek Çanakkale’nin, gerek İzmit Yarımadası’nın müdafaasına -bilhassa ciddî bir taarruz karşısında- kâfi değildi. O sıralarda Türklerin bu iki noktaya karşı kuvvet topladıktan anlaşılmıştı.
Çanakkale’deki mevki, mahallinde mevcut kuvvetlerle takviye ettim. Evvelce Çatalca’ya gönderilmiş olan kuvvetleri de geri aldım. Bununla beraber İngiliz kuvvetleri yine de yetersizdi. Hatta diyebilirim ki tehlike önümüze çıktığı zaman karşı koyacak kuvvetlerim yoktu. Onun için takviye kıtalarının gelmesine kadar mevkilerimizi muhafaza konusunda lâzım olan vasıtaların tedariki büyük gayretleri gerektiriyordu.
9 Eylül’de Çanakkale Müdafaası’nın tanzimini Albay Satel Gourt’a tevdi ettim; vaziyet vehamet peyda ediyordu. Bu albayın emrinde yalnız bir piyade taburu, bir süvari bölüğü ve bir sahra top bataryası bulunuyordu.
Az bir müddet içinde Malta’dan iki taburluk bir takviye aldı. Bu küçük kuvvetin faal ve muktedir komutanının idaresiyle ve tel örgüleri vücuda getirmek üzere hizmet eden İngiliz donanması erlerinin yardımıyla yaptığı is her türlü sitayişe lâyıktır. Bu kuvvet pek üstün kuvvetler tarafından tehdit ediliyordu. O küçük kuvvetin takviyesi için Çanakkale’ye İskoçya muhafız efradından, diğer taburlardan, 17 ve 19. sahra top bataryalarından, 5. ağır top bataryasında ve Ruayal Garison Artiyeri’den mürekkep olan mevcut kuvvetlen gönderdim. Her saat geçtikçe mevkiimizin daha ziyade sağlamlattığını hissederek müteselli oluyordum.