Her gencin dileği şöyle iyi bir İngilizce bilgisi ve akıcı konuşmaya sahip olmak değil mi?




Gülçin Taşkın'ın yazısı

Sayılı gün çabuk geçermiş . Bu kez 20 yıldır bana aktarılan sorununuza açıklık getireceğim.

Her gencin dileği şöyle iyi bir İngilizce bilgisi ve akıcı konuşmaya sahip olmak değil mi?

Ha, bir de konuşabilmek için özgüven engelini de unutmayalım. Konuşmak için oluşturmak zorunda olduğumuz özgüven…

Gerçekten de lise öğrencileri, üniversite sınavına yoğunlaşmak zorunda kaldıklarından İngilizceyi hep ikinci plana atmak zorunda kalıyorlar. Öncelikler değiştiğinde ise lisede öğrendikleri İngilizce bilgisi gerilemeye başlıyor.

Anadolu lisesinde , özel bir lisede, üniversite hazırlıkta yada uzun soluklu dil okullarında bize öğretilen İngilizce alt yapısı ; dil bilgisi konusunda neredeyse bir İngiliz ile boy ölçüşecek hale getiriyor bizi ama yazılı anlamda.

İş konuşmaya geldiğinde hepimizi bir korku sarıyor. Hafiften terlemeler, kelimeleri hatırlamamalar ve tüm bilgilerin beyinde silinmiş olduğu duygusuna kapılmalar hep karşılaştığımız pratik yapamama sorununu oluşturuyor. Tam dut yemiş bülbül durumu.(!) İşte İngilizceyi bir şekilde öğrenen öğrencilerin sorunu burada kesişiyor.

Tabii herkesin aklına ilk gelen çözüm genellikle sadece İngilizce konuşulan bir ülkeye giderek bir dil okulunda pratik yapacakları yönünde oluyor. Konuşma becerilerini geliştirmek için dil okulları elbette bir çözüm. Özellikle doğru saptanmış ihtiyaca göre tek çözüm olmadığı yönünde kesin bir inancım ve aşağıda belirteceğim deneyimim var.

Tam da bu noktada ihtiyaca yönelik stratejiler oluşturmanın altını çizmek isterim. Yani gerçekten tek ihtiyacınız güveninizi oluşturarak öğrendiğiniz dili konuşmak mı ? Yoksa akademik kariyer anlamında daha yüksek bir dil seviyesine ulaşmak mı yada salt iş İngilizcesi size yetecek mi?

Belirlediğiniz ihtiyaç sadece konuşamama sorunu ise, harçlıklarınızdan birikim yaparak katılabileceğiniz Türkiye’deki Uluslararası Gönüllü Gençlik Kampları size kesin çözüm olacak hem de servet harcamadan..

Hiç düşündünüz mü, örneğin Kore, İngiltere, Japonya, İsviçre, İtalya, İspanya, Estonya, İtalya, Slovakya, ve benzeri ülkelerden gelen 15 -20 gencin, bir ila üç Türk gencinin rehberliğinde Türkiye’nin bir köyünde kamp yapma olanağı bulunduğunu; Bu şekilde,

- 2 hafta süren kamp için yol gideri hariç 150 YTL den daha az para harcayacağınızı,

- Yerli halk ile ortalama 15 yabancı genç arasında iletişim kurma zorunluluğu olan sadece ve sadece 3 Türk gencinin olacağını,

- Köylü tarafından sünnet düğününe, kına gecesine, köy kahvesine, ev gezmesine davet edilen grubunuza bunları anlatmanız gerektiğini, her soruyu ve cevabı çevirmeniz gerektiğini,

- Yöre koşullarına uyum sağlatmak zorunda kalacağınız her biri farklı kültürden gelen kişilere örf ve gelenekleri anlatmak durumunda kalacağınızı,

- Farklı kültürlerin oluşturacağı ortak dili , kurallara saygıyı ve farkındalıklarınızı keşfetmeyi,

- Yaşadığınız şehir ve çevre koşullarından farklı bir Türkiye bulacağınızı,

- Kamp için hedeflenen kamu yararına yönelik işi bu grup ile birlikte kotaracağınızı,

- Liderlik ve organizasyon becerilerinizi böylece artırabileceğinizi,

- Özgeçmişinizde böylesi bir gönüllü çalışmanın yer almasının pozitif etkisini,

- Ve sonunda İngilizce konuşma düğümünüzü burada çözerek, güveninizi oluşturacağınızı…

Biz oğlumuzun örneği ile bunları düşündük ve yaşadık.

Üç yurtiçi kamp yaptıktan sonra güven patlaması ile ilk yurtdışı deneyimi için Güney Kore’yi seçtiğini söylemem size yukarıdaki detaylar için bir güvence oluşturur herhalde. Yurtiçi gönüllü gençlik kamplarına katılım için 30 Nisan son gün bunu unutmayın…

Gençlik kamplarının aynı zamanda Dünyanın 82 farklı ülkesinde düzenlendiğini de hatırlatalım. Ancak bu kamplar için son kayıt günü sorunu yok..

Artık zincirleri kırıp konuşmaya başlama zamanı geldi..

*( Bir sonraki yazımda diğer yabancı dil eğitimi almış gençlere önerilerim olacak.)





Hürriyet