Mynak.Com

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Şuanda Bulunduğunuz Sayfanın Başlığı :

admin - Profil İzlenimi



Profil
Üye Resmi
Puanlama
 
Seçenekler
Seçenekler
Kişisel Açıklama
admin henüz kişisel bir bildirimde bulunmamış....
Kişisel Bilgiler
admin
Administrator
Yaş Bilinmiyor
Bay
Konum Bilinmiyor
Doğum Tarihi Bilinmiyor
İlgi Alanları
Bilgi Yok
Diğer Bilgiler
Cinsiyet: Erkek
İstatistikler
Üyelik: 06.12.2007
Profil Görüntüleme: 876*
Son Görülme: 18.08.2008 -22:17
322 ileti (1.24 adet gün başına)
İletişim Bilgileri
AIM Bilgi Yok
Yahoo Bilgi Yok
ICQ Bilgi Yok
MSN Bilgi Yok
* Profil görünümü her saat başı güncelenir

admin

Root Admin

***


Başlıklar
İletiler
Yorumlar
Arkadaşlar
İçerik
16 Aug 2008

Allah'ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, secdeye varıp huzura erince, şu fakiri de an bu gece. Hayırlı kandiller dileriz...

Mynak.com Yönetimi.
17 Jun 2008
AKINCILAR

Akıncılar yağma gâyesiyle düşman içine giren ve talanla hayatlarını geçiren bir topluluk değildi. Onlar, kendilerine kılıç çekmeyene kılıç çekmez; 'aman' dileyene dokunmazlardı. Serhat topraklarında yaşayan akıncıların pek çoğu, Avrupa ve Balkan dillerini bilen, aynı zamanda bilgili ve kültürlü insanlardı.

Akıncılar, baştan neyi kabul ettiklerini çok iyi biliyor, ölümle kol kola hayatlarını devam ettiriyor ve bunu sırf Allah rızasını kazanmak uğruna yapıyorlardı. Akıncılar, gönüllerindeki aşk ve heyecanla kendilerini devletin milletin ve dinlerinin bekâsına adamış, gerektiğinde canını vermekten çekinmeyen Hak fedaileriydi. Gönlünde bu aşk ve heyecanı tutuşturabilen insan bu uğurda ölmeyi cana minnet bilir.

Akıncıların vazifesi, başlarındaki beylerin önderliğinde sınır muhafazasına çalışmaktır. Yani bugün sınır boylarını koruyan Jandarma Komndolar gibi görev yaparlardı. Akıncılar, bulundukları toprakları korumakla birlikte gelebilecek saldırılara ve tehditlere karşı caydırıcı bir güç konumundaydılar. Avrupalıların sonraki asırlarda kurduğu özel komando birliklerini akıncılardan ilhâm alarak oluşturduğuna dâir rivayetler vardır.

Akıncılığın temelinin Osman Gazi döneminde, Köse Mihal tarafından atıldığı söylenir. Orhan Gazi zamanında daimî piyade ve süvari askerlerinin teşkiline kadar hep akıncılar kullanılmıştır. Osmanlı uç beyliği 'nin kısa sürede devlet hâline gelmesi de, akıncılar sayesinde olmuştur. Akıncılığın bir ocak şeklinde kurulmasında Evrenos Beyin büyük emeği olmuştur.

İlk zamanlar akıncı beylerinin çoğu, Osman Gazinin yoldaşları olan kumandanların çocuklarıydı. Akıncı beylerinin yetkileri çok geniştir, onlar istediklerini ocağa alır istemediklerini de ocaktan çıkarabilirlerdi. Divan-ı Hümâyun bu işlere hiç karışmazdı. Çok güvenilen akıncı beyi büyük bir yetkiye sahipti, emirleri doğrudan doğruya padişahtan alırdı.

Akıncı beylerinin rütbeleri sancak beyi seviyesindeydi. Akıncı eri, yüzlerce defa canını ortaya koyduğu için, diğer birçok ocağın subayından imtiyazlıydı. Akıncılar içerisinde fedai, dalkılıç, serdengeçti, deli, azap, gönüllü, beşli gibi şahıs ve grup isimleri vardı. Küçük rütbeli akıncı zabitlerine ‘toyca’ veya ‘taviçe’ denirdi. 16. yüzyıl sonlarında 40 bin olan akıncı mevcudu, zaman içerisinde artma ve azalmalar göstermiştir.

Akıncılar, yakaladıkları esirlerden aldıkları bilgileri merkeze iletirlerdi. Akınlar, katılan akıncı sayısına göre isimler alırdı. 100 kişiden az akıncıyla yapılana çete, 100’den fazla kişiyle yapılana haramilik, akıncı beyinin kumandası altında yapılana ise, akın denirdi.

Silâh ve teçhizatları uygun olmadığından, akıncılar kale kuşatmasına katılmazlardı; ancak akıncı fedâilerinden serdengeçtiler, kuşatılmış kaledeki düşmanın arasına dalarlardı. Akıncılar, sürekli ordu birliklerine dahil değildir. Rumeli’de serhat boyları 'na yakın yerlerde yaşayan akıncılar, sınır bölgelerinde pürüz çıkaran düşman memleketlerine âni baskınlar tertipleyerek onları yıpratırlardı.

Bu gruplar içerisinde en ilginci ‘deli’ adı verilendir. Düşmanı görünce âdeta deliye dönen bu grubun mensuplarını kimse durduramazdı. Ordu ile sefere iştirak ettiklerinde, savaşın en ön safında yer alır ve düşmana ilk onlar saldırırdı. Bu gruptan olanlar bazen hiçbir silâh kullanmaz, sadece kendilerini savunmak için yanlarında bulundurdukları kalkanlarla düşmanın içerisine dalar, kendilerine yapılan kılıç hamlelerini kalkanlarıyla savuşturup, mermere vurarak sertleştirdikleri o koca elleriyle düşmanın yüzünde şimşekler çaktırırlardı. Bir avuç deliyle baş edemeyen düşman, geride kendi sayısına yakın Türk ordusunu görünce paniğe kapılır ve birer ikişer kaçışırdı. Bu delilerin bir kısmı eğersiz ata biner, bir kısmı da akşama kadar ellerini mermer gibi sert cisimlere vurarak nasır bağlatırdı. Kat kat nasır bağlamış bu eller, düşman için kılıçtan daha tesirli bir silâh olurdu. Deli adıyla anılan bu süvariler, 15. yüzyıl sonlarından itibaren istihdam edilmişlerdir. Önceleri sadece Avrupa’daki sınır boylarında kullanılan deliler, ‘bayrak’ adı altında 60’ar kişilik ocaklara ayrılırdı. Başlarındaki kumandanlarına Delibaşı denirdi. Delibaşın altında gönüllü ağası ve bölük ağası gibi zabitler vardı. Deli süvarisi olmak isteyen, cesaretiyle kendini ispatlamak zorundaydı. 16. yüzyılda kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen delilerin, atları da akıncılarınki gibi çevik ve dayanıklıydı. Delilerin silâhları ise, akıncılarınki gibi kılıç, kalkan, mızrak, balta ve bozdoğandı.

Akıncılığa kabul edilmek çok zordu. Bunun için doğrudan doğruya gönül rızası gerekirdi. Zîrâ kötü bir akıncı, birliğin mahvına sebep olabilirdi. Çok süratli intikâl, seri hareket, harikulâde süvarilik, fevkalâde silâhşorluk bu işin olmazsa olmazlarındandı. Bazı istisnalar haricinde akıncılık, babadan oğul’a geçerdi. Akıncılar savaş zamanlarında ordudan önce düşman arazisine girerek, orduya yol açar ve kurulması muhtemel pusuları bozardı. Akıncılar düşman topraklarına girecekleri zaman, kademeli olarak birkaç bölüme ayrılır, ilk kuvvetin karşısına mukavemet eden bir düşman çıkarsa, arkadakiler yetişip ona yardım ederdi. Akıncıların hücumları âni ve sert olduğundan, hemen her zaman düşman kuvvetlerini sarsıp dağıtırdı. Ayrıca ordunun yolu üzerindeki hububat muhafazasını sağlamak, esirler vasıtasıyla düşmandan haber toplamak, köprü ve geçit gibi yerleri emniyet altında tutmak da akıncıların vazifeleri arasındaydı.

Akıncı olabilmenin şartlarından birisi de, Türk olmaktı. Devşirmelerin devletin her kademesine, hatta sadrazamlığa kadar, yükselebilme imkânı varken, akıncı olmaları imkânsızdı. Bir akıncı adayı; imam, köy kethüda'sı veya dürüst birini kefil göstermek zorundaydı.

Akıncı ordu birlikleri diğer ordu ocakları gibi komuta kademesine bölünürdü. Her on akıncıyı onbaşı; yüz akıncıyı subaşı; bin akıncıyı da binbaşı komuta ederdi. Bir hareketin akın adını alabilmesi için, bu akına beyinin katılması gerekiyordu. Bu komuta zincirini, bütün kuvvetlerin başında olan akıncı beyi tanımlardı. Akıncı beyini devlet tayin ederdi. Bu önemli kumandanlık uzun süre Mihaloğlu, Evrenosoğlu, Turhanoğlu ve Malkoçoğlu gibi ünlü akıncı ailelerinde kalmış ve babadan oğula intikal etmiştir. Mihaloğlu, Sofya’da; Evrenosoğulları, Arnavutluk'ta; Turhanoğulları, Mora’da; Malkoçoğulları da Silistre dolaylarında bulunurlardı. Osmanlı’da akıncılar, merkezî idareye bağlı değildi, sınır boylarında ocaklar hâlinde teşkilâtlandırılmıştı. Her mıntıkanın kumandanı ayrıydı ve akıncılar mensup oldukları sülâlenin ismiyle anılırdı.

Akıncıların en yiğitleri ‘dalkılıç’ ve ‘serdengeçti’ adı ile anılırdı. Bunlar akıncıların fedai kısımlarıydı. Bu fedailerin düşman içine dalmak ve mahzûr bulunan bir kaleye girmek gibi çok zor görevleri vardı. Bu yiğitlerin çoğunun böyle bir vazifeden geri dönme ihtimalleri azdı. İhtiyar Cezzar Ahmet Paşa karşısında ilk yenilgisini tadan Napolyon’un şu sözleri, Osmanlı askerini anlamak açısından mânidârdır: “Osmanlı askerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar sıkıştırmak el vermez, bir kere dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz adam meydana çıkarsa, mağlup olmamak mümkün değildir.’

Akıncılar, ordunun genellikle beş günlük mesafe ilerisinde yol alırlardı. Bir düşman ordusuna dalmak gerektiği zaman, bu vazifeyi yapacaklar ordudan ayrılır, düşmanı vurmak icabeden yere kadar giderler, âni ve şiddetli şekilde düşman saflarına dalarlardı. Bunun neticesinde düşman şaşırır ve bozguna uğrardı.

Düşmanın iktisadî ve mânevî yapısını alt üst ederek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayan akıncıların akın taktiği şöyleydi: Akıncı ordusu belirli bölümlere ayrılır, ayrılanlar da daha küçük birliklere bölünerek yollarına devam ederdi. Sefer yapılacak ülkede her birliğin ele geçireceği şehir ve kasabalar önceden kararlaştırılır, dönüşte birlikler gene belirli yerlerde, fakat daha önce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşerek, vatan topraklarına dönerdi. Bu durum düşman ülkesini korku içerisinde bırakırdı. Kasırgalar gibi esip geçen akıncıların, ne zaman, nerede ortaya çıkacakları hakkında yüzlerce söylenti çıkardı.

Devlet tarafından akıncıların isimlerini, eşkallerini ve tımara (toprağa) sahip olanların listelerini gösteren bir defter tutulurdu. Defterler iki nüsha hâlinde tanzim edilir, bunlardan biri merkezdeki defterhanede, diğeri de akıncıların bulundukları eyalet veya sancakların kadılıklarında muhafaza edilirdi. Böylece herhangi bir yolsuzluğa meydan verilmezdi. Her akın sonunda şehit veya malûllerin yerine, kuvvetli gençler akıncı olarak kaydedilirdi. Akıncılara tahsis edilen bir maaş yoktu. Elde ettikleri ganimetlerin 1/5’ini pençlik (humus) vergi olarak verdikten sonra, kalanlarla geçimlerini temin ederlerdi. Bazılarının ise tımarları (işleyebilecekleri toprakları) vardı.

Akıncıların atları hızlı, dayanıklı ve süratli olanlardan seçilirdi. Akıncılar sefere çıkarken yanlarında dört-beş at götürürler, yorulan atları konak yerlerinde bırakarak, hız kaybetmeden yollarına devam ederlerdi.

Uzun mesafeleri, kısa sürede koşabilecek şekilde yetiştirilen ve birçok meziyeti olan akın atlarının eskisi kadar yetiştirilememesi, bu teşkilâtın zayıflama sebeplerindendir. Fetihler döneminin sona ermesi ve duraklama devrinin başlaması ile akıncılar görülmez olmuştur. 1595 yılında Koca Sinan Paşa'nın Eflak’ta Prens Mihal’e yenilmesi üzerine Tuna’nın öte yakasında kalan akıncıların ve akın atlarının pek çoğu telef olmuştur.

16. yüzyıldan itibaren sayıları iyice azalan akıncılar, geri hizmetlerde kullanılmaya başlanmıştır. Akıncıların yerini bu dönemden sonra Kırım Hanları'nın emri altındaki Tatar askerleri almıştır. Akıncı adı 1826 yılında resmen ortadan kalkmıştır.

15 Jun 2008
Türkiye: 3 Çek Cumhuriyeti: 2
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası A Grubu'daki son maçında Türkiye, Cumhuriyeti'ni 3-2 mağlup etti ve çeyrek finale adını yazdırdı. Ay-Yıldızlılar'a galibiyeti getiren goller 75. dakikada Arda Turan, 87 ve 92. dakikada Nihat Kahveci'den gelirken; Çekler'in gollerini 34. dakikada Koller ve 62. dakikada Plasil kaydetti.

Karşılaşmaya Çek Cumhuriyeti başladı... Başarılar diliyoruz A Milli Takımımız'a...

Matejovsky maçın henüz başında ilk şutu çekiyor... Farklı şekilde dışarıya gitti...

2. dakika... Sağ köşe gönderine yakın bir yerden serbest vuruş kullanacak Çekler...

Jankulovski arka direğe doğru ortalıyor... Sionko vurdu kafayı... Dışarıya...

Koller bizim yarı sahamızda Mehmet Topal'a faul yapıyor...

Volkan geldi atışı kullanmak için...

Uzun bir orta... Kaleci Cech'e kadar gidiyor top...

Stade de Geneve'de ilk 5 dakikayı golsüz eşitlikle geçiyoruz...

6. dakika... Mehmet Topal, Polak'a yaptığı faulden sonra sarı kart görüyor...

Plasil ceza sahası dışından şansını denedi... Kötü bir şut... Dışarıya..

9. dakika... Arda sol kanatta kaptı topu... Aurelio'ya dönüyor... Çek savunmasının presi var... Tehlikeyi uzaklaştırıyorlar...

Aurelio itirazlarından dolayı sarı kart görüyor... Bir üst tura çıkarsak cezalı duruma düşüyor...

12. dakika... Sol kanattan geldik... Aurelio ceza sahası içerisine doğru ortalıyor... Arka direkte Tuncay var... Tuncay zor pozisyonda vurdu kafayı... Dışarıya...

Tuncay yaklaşık 25 metreden sert vurdu... Yandan dışarıya gidiyor...

17. dakika... Matejovsky uzaklardan vurdu... Volkan'da kalıyor top...

Sağ köşe gönderinin hemen dibinden taç atışı kullanacağız...

Atışı hemen kullanıyoruz... Mehmet Topal'ın önünde kaldı... Mehmet kaleyi görür görmez ceza sahasının önünden sert vurdu... Dışarıya gidiyor...

22. dakika... Soldan hızlı geldilor... Jankulovski, ortalıyor... Sionko çevirdi... Savunmamız son anda altıpas üzerinde ayak koydu...

Sionka ceza sahamızın önünden, kaleyi görür görmez vurdu... Az farkla üssten dışarıya gidiyor...

Çek futbolcular devamlı sağ kanattan gelmek istiyor... Bu dakikaya kadar Hakan, Arda ve Servet orayı iyi kapattı...

29. dakika... Sol taraftan köşe vuruşu kullanacağız...

Nihat ortalıyor... Koller'den sekti... Hamit sağ kanattan bindirme yapıyor... Hamit ortalıyor bu kez... Servet vurdu kafayı... Cech'te kalıyor...

İlk yarım saati geride bıraktık ve topla oynama yüzdelerinde % 58'e % 42'lik bir üstünlüğümüz var...

Ve gol... Dakika 34, gol Koller... Yine sağ kanattan geldiler... Grygera ceza sahamızın dışından ortalıyor... Koller altıpasın hemen önünden vurdu kafayı... Volkan'ın parmaklarının ucundan filelere gidiyor top... Türkiye 0-1 Çek Cumhuriyeti...

35. dakika... Kaleye yaklaşık 30 metre mesafeden serbest vuruş kullanacağız... Nihat ve Hamit var topun başında...

Nihat doğrudan kaleye çok sert vurdu... Savunmaya çarpan top dışarıya gidiyor... Korner...

Köşe vuruşunu da Nihat kullanıyor...

Ön direğe doğru bir orta... Arda hareketlendi... Cech son anda yumrukluyor...

38. dakika... Matejovsky'nin bir sakatlığı var... Oyuncu değişikliğine gidiyor Karel Brückner... Matejovsky'nin yerine David Jarolim oyunda...

İlk yarıda son 5 dakikaya 1-0 geride giriyoruz...

Ceza sahamız içerisine doğru kavisli bir orta... Koller yine vurdu kafayı... Bu kez dışarıya... Şanslı olduğumuz bir dakikaydı...

Karşılaşmanın hakemi 2 dakikalık kaybolan zaman işareti veriyor...

Savunmamızda bir anlık boşluk... Polak ceza sahası sağ çaprazında... Vuruyor... Emre'ye çarpan top dışarıya gidiyor...

Köşe vuruşunu hemen kullandılar... Bir orta... Savunmadan seken top... Ve hakem ilk yarıyı bitiren düdüğü çalıyor... Türkiye 0-1 Çek Cumhuriyeti...

Milli Takımımız ikinci yarıya değişiklikle maşlıyor... Semih'in yerine Sabri oyunda...

İkinci yarıyla birlikte Cenevre'de yağış da başladı...

Çek ceza sahası içerisine doğru bir orta... Savunma kafayla karşıladı... Nihat, top yere düşmeden vuruyor... Üstten dışarıya...

47. dakika... Sol taraftan Arda bindirme yapıyor... Ortasını yaptı... Çek savunması araya girdi...

Sol kanattan geldik yine... Hakan Balta ceza sahası içerisine doğru ortalıyor... Nihat'a doğru gelen top... Rozehnal araya girdi...

İkinci yarıda sol kanatı iyi kullanıyoruz...

52. dakika... Sağdan bir orta... Aurelio dokunamadı... Tuncay vuruyor kafayı... Cech'te kalıyor top...

Arda sol kanattan ortalıyor... Nihat yükseldi... Cech çıktı ve topu aldı...

Sabri sağ kanattan bindirme yapıyor... Bir çalım... Açısı daraldı... Bir çalım daha... Yerden bir orta... Savunmaya çarpan top dışarıya gitti... Korner...

Bir oyuncu değişikliği daha yapıyoruz... Mehmet Topal çıktı, Kazım oyunda...

57. dakika... Nihat kullandı köşe vuruşunu... Hamit'ten sekiyor top...

Tuncay'dan sol kanattaki Arda'nın koşu yoluna harika bir pas... Arda ceza sahası içerisine bakıyor... Ortasını yaptı... Cech çıktı ve topu aldı...

Emre Güngör bir sakaklık geçiriyor... 59. dakika...

Ve Emre oyuna devam edemiyor... Emre Aşık oyuna girecek...

Savunmamızın arkasına bir top... Koller koşuyor... Koller ceza sahasına girdi... Bir şut yandan dışarıya...

Ve top ikinci kez ağlarda... Dakika 62, gol Plasil... Sağ kanattan arka direğe doğru bir orta... Seken top... Plasil altıpasın hemen önünden vurdu... Volkan yine dokunuyor ama yeterli değil... Türkiye 0-2 Çek Cumhuriyeti...

Emre Güngör'ün yerine Emre Aşık oyunda... Golden sonra Terim ve teknik ekibimizin 4. hakeme oyuncu değişikliğini geciktirdiği için itirazları var...

64. dakika... Kazım ceza sahası dışından vurdu... Savunmaya çarpan top Cech'te kalıyor...

Arda ceza sahası içerisine doğru ortalıyor... Tuncay vuruyor kafayı... Yine Cech'te kaldı...

Çekler sağdan geldi... Bir orta... Polak vurdu... Direkten dönüyor... Emre uzaklaştırdı...

Bu arada Polak bir sakatlık geçiriyor... Emre'yle girdiği mücadeleden sonra yerde kaldı Çek oyuncu...

Oyun tekrar başladı...

73. dakika... Rozehnal yerde... Hakem Emre'ye sarı kartını çıkarttı...

Ve gooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooolll... Gooooooooooooooooolll... Dakika 75, gol Ardaaaaaaaaa... Sağ kanattan Hamit bindirme yaptı... Yerden bir orta... Sekiyor top... Arda'da kaldı top... Arda sol çaprazda... Arda vuruyor... Cech'in parmaklarının ucundan fielere gidiyor top... Türkiye 1-2 Çek Cumhuriyeti...

Golden sonra tempolu oyunumuz var...

Sağdan Kazım ortalıyor... Kimse dokunamadı...

Atağımız devam ediyor... Servet sol kanattaki Arda'ya doğru ortalıyor... Arda yetişemedi... Aut...

79. dakika... Arda'ya faul yapan Galasek sarı kart görüyor...

Çekler'de oyuncu değişikliği yapılıyor... Plasil çıktı, Kadlec oyunda...

80. dakika... Kaleye yaklaşık 35 metreden serbest vuruş kullanacağız...

Hamit doğrudan kaleye vuruyor... Savunmaya çarpan top dışarıya gitti...

Korneri hemen kullandık... Ön direkte karşılıyor Çekler...

Atak devam ediyor... Arka direğe doru bir orta... Servet yükseldi... Bir kafa... Az farkla yandan dışarıya gidiyor... Çok net bir pozisyondu... Şanssız olduğumuz bir dakika...

Sionko çıkıyor, Vlcek oyunda... 84. dakika...

Sağ kanattan geldik yine... Sabri'den Kazım'a... Kazım ortalıyor... Çok kötü bir top oldu... Dışarıya...

GOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOLLL... GOOOOOOOOOOOOOOOOOLLL.. DAKİKA 87, GOL NİHAT... SAĞDAN HAMİT ORTALADI... CECH SEKTİRİYOR... NİHAT ALTIPASIN ÖNÜNDEN DOKUNDU... TOP AĞLARDA... TÜRKİYE 2-2 ÇEK CUMHURİYETİ...

GOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOLLL... GOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOLLLL.. GOOOOOOOOOOOOOOOOLLLLLLLL... DAKİKKA 92, GOL NİHAT.... SAVUNMANIN ARKASINA BİR TOP... CEZA SAHASI ÖN ÇİZGİSİ ÜZERİNDEN VURDU... ÜST DİREĞE ÇARPAN TOP AĞLARA GİDİYOR...

VOLKAN KIRMIZI KART GÖRÜYOR... 93. DAKİKA... SAHADA 10 KİŞİYİZ...

TUNCAY KALEYE GEÇTİ... SON SANİYELER ARTIK...

SON DÜDÜK GELİYOOOOOOOOOOOOORRR... TÜRKİYE ÇEYREK FİNALDE...


İLK 11'LER

Türkiye: Volkan Demirel, Servet Çetin, Hakan Balta, Mehmet Topal, Aurelio, Nihat Kahveci, Semih Şentürk, Emre Güngör, Arda Turan, Tuncay Şanlı, Hamit Altıntop.

Yedekler: Rüştü Reçber, Tolga Zengin, Gökdeniz Karadeniz, Emre Aşık, Uğur Boral, Kazım Kazım, Ayhan Akman, Sabri Sarıoğlu, Mevlüt Erdinç.

Çek Cumhuriyeti: Cech, Grygera, Polak, Galasek, Jankulovski, Sionko, Koller, Matejovsky Plasil, Ujfalusi, Rozehnal.

Yedekler: Blazek, Zitka, Kovac, Fenin, Sverkos, Vlcek, Pospech, Kadlec, Jarolim, Baros, Sivok, Skacel.
19 May 2008
Yusuf Armağan, bir yorumunda, “ş harfi bizim için önemlidir” diyor ve ekliyor: “Herkesi kucaklamak yerine, kucaklaşmak...”

Ş, a ile k arasına boşuna konulmamış.

Ş’deki çınlama kimde var? İşte: Ş...
Ş olmasa, kuş nasıl uçar? Maaş nasıl ödenir?

Ş olmasa, şen şakrak olabilir miyiz?

Kabul ediyorum: Dilimizdeki en güzel kelimeler m harfi ile başlıyor. Merhametten, maneviyattan, mevsimden tutun da meşakkate kadar... İsimler de öyle: Muhammed, Müslüman, Mekke, Medine, Müslim...

Aydın değil, münevver; odak değil, mihrak; yurt değil, memleket vs.

M harfi, gördüğünüz gibi, hepsine bir derinlik kazandırıyor.

Ama ş de, m harfi kadar mühim vazifeler görüyor. Mesela j olmazsa, en fazla şu olur: Japonya değil, caponya; jandarma değil, candarma; jop değil, cop... Değişen bir şey olmaz yani.

Fakat ş’nin olmadığı bir Türkçe düşünemiyorum.

Ş olmasa, kavuşamayız bile. Şiir diyemeyiz. Şükredemeyiz. Şaha kalkamayız. Şefkatli olamayız. Şahsi fikrimizi söyleyemeyiz. Şehitlik kavramına başka bir isim bulmak zorunda kalırız.

Son şiirlerimden birinde, “Avlumuz vardı, çok uzaktık balkona / Büyük farktı bu, düşmanla aramızda” diye yazmıştım. Düşmandan kastım, elbette batı. Batı ile aramızdaki fark, sadece avlu ve balkondan ibaret değil. Onlar soğuk, biz ise sıcakkanlıyız. Biz kucaklaşırız, onlar kafalarını sallar. Biz neşe dolarız, onlar sevinir. Biz şükrederiz, onlar etmez...
Belki de bu yüzden, ş harfinin batılılarda olmaması bana hep anlamlı gelmiştir.

Tabii şeytanın ş harfiyle başlaması da...

Öyle ya, bunca güzelliğin arasında şeytanın ne işi var?

Ş harfini kurcalarken, Muhammed arkadaşımız geldi ve “İbrahim ağabey, h harfini de ihmal etmeyelim” dedi.

Doğru, ihmal etmeyelim.

H, en içli harftir. Gırtlaktan değil, içeriden gelir. Derinlerden bir yerden...

Kendinizden geçercesine bir Allah deyin bakalım. Hû deyin. Hay deyin.

Sadece h harfi camı buğulu hale getirir. İsterseniz bir deneyin. Sadece h harfi, ellerimizi sıcak tutar. Avucunuzu ağzınıza yaklaştırın ve hohlayın... H harfi sizi ısıtacaktır.

Peygamber meyvesi olan hurmanın da h harfiyle başladığını unutmayalım. Ne mübarek bir meyvedir o...

“Hamdolsun” derken ki masumiyet... Huşudaki teslimiyet, hayattaki güzellik, hanımdaki sadakat, hafızdaki içtenlik, hanedeki sıcaklık, hakikatteki huzur, hacdaki ferahlık, hayâdaki incelik... Hep h harfi.

Ne ev, ne de konut hanenin yerini tutar.

Hanım; karı, bayan ve madamdan daha yukarıdadır. Ama hatundan yukarıda değildir. Çünkü hatun da h harfiyle başlar.

Buna karşılık ö harfi ile aram hiç iyi olmamıştır. Ö, alfabenin içinde bir korkuluk gibi durmaktadır.

Bizi korkutan, zarar veren, şüpheye sevk eden birçok şey ö harfiyle başlar: Örgüt, öcü, ölüm, öç, öfke, öksürük, hatta ödev!

Birini karşımıza almak istersek, onun başına ö harfini koyarız: Öteki...

Birini korkutmak isteyince yine onu kullanırız: Öööö!

Ödlek, korkaktan daha çok olumsuzluk çağrıştırır.

Örselenmek, üzülmekten daha ağırdır.

Ödeşmek bile, çoğunlukla olumsuz şeylere kapı açar.

Örümcek, ufak tefek olmasına rağmen, en korkulan hayvanların başında gelir.

Harflerin hikâyesi bitmez. Her bir harf için müstakil bir yazı yazmak gerekir

Alıntı
Son Ziyaretçiler


12 Aug 2008 - 18:13


27 Jul 2008 - 12:08


28 Jun 2008 - 14:18


24 Jun 2008 - 9:18


14 Jun 2008 - 14:16

Yorumlar
Diğer kullanıcılar sizin için bir yorum yapmamışlar admin.

Arkadaşlar
Sonuç (arkadaş) bulunamadı....
RSS Basit Görünüm Tarih: 22.08.2008 -06:18
Dünyayı daha iyi yapmayan insan, insan değildir.
Dost Siteler :
iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması resimler
Konu Arşiv Görünümü
2 3 4 5 6 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 97 98 99 100 101 102 103 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 91 92 93 39 40 86 41 106 122 42 43 44 87 45 46 47 105 48 49 50 51 52 53 88 55 56 54 57 58 59 63 60 61 62 64 65 66 80 81 85 104 69 82 83 84 70 71 89 90 94 95 96 68 67 130 131 138 132 134 136 133 135 137 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 121 117 118 119 120 123 124 125 126 127 128 129 72 73 74 75 76 79 77 78