|
Profil
Üye Resmi
Puanlama
Seçenekler
Kişisel Açıklama
EfTeLyA henüz kişisel bir bildirimde bulunmamış....
Kişisel Bilgiler
EfTeLyA
Yeni Mynak
24 yaşında
Bayan
Melekler Şehri:)
Doğum Mart-3-1984
İlgi Alanları
Bilgi Yok
Diğer Bilgiler
Cinsiyet: Bayan
İstatistikler
Üyelik: 15.01.2008
Profil Görüntüleme: 282*
Son Görülme: 01.02.2008 -18:57
Yerel Zaman: 29.08.2008 -21:46
39 ileti (0.17 adet gün başına)
İletişim Bilgileri
Bilgi Yok
Bilgi Yok
Bilgi Yok
Bilgi Yok
* Profil görünümü her saat başı güncelenir
|
Başlıklar
İletiler
Yorumlar
Arkadaşlar
İçerik
22 Jan 2008
ANKARA (ANKA)- Romatoloji Araştırma ve Eğitim Derneği (RAED) “Hastalıkları Bilin Sağlıklı Kalın” kampanyası ile romatizmal hastalıklara dikkati çekmeyi amaçlıyor. Günümüzde romatizmanın yeterince önemsenmediği ve doğru isimleriyle bilinmediğini belirten RAED Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayhan Dinç, ANKA'ya yaptığı açıklamada romatizmal hastalıkların, bilindiğinin tersine iyi tedavi edilebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade etti. Romatizmal hastalıklara karşı uyarıda bulunan ve tedavi edilmediği takdirde organ tutulmalarına yol açabileceğini belirten Dinç, "Böyle bir durum nadir de olsa ölüme kadar götürebilir" dedi. "ROMATİZMANIN TAM OLARAK TANINMAMASI CİDDİ SONUÇLARA YOL AÇIYOR" Romatizma, vücudun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara verilen genel ad olarak tanımlanıyor. Ancak RAED,romatizma konusunda genel anlamdaki tanımdan çok hastalıkların isimleriyle yapılan bir tanımlamanın daha faydalı olacağını savunuyor. Halkı, romatizmal hastalıklar konusunda bilgilendirmek amacıyla "Hastalıkları Bilin, Sağlıklı Kalın" isimli bir kampanya başlatan RAED, hastalıkların doğru isimlerini öğreterek, tedavi başarısında erken teşhisin önemini anlatmayı hedefliyor. RAED Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayhan Dinç, kampanyanın çok önemli olduğunu vurgulayarak, romatizmal hastalıkların halk tarafından tam anlamıyla tanınmadığını söyledi. Bu durumun tedavinin gecikmesine ve ciddi sonuçların çıkmasına neden olduğunu belirten Dinç, "Hasta hastalığını tam olarak bilmediği için doğru tedavi yapacak uzmana ulaşması zaman alıyor. Bu sürede hastalık ilerliyor. Bunun önüne geçmek ve toplum tarafından yanlış bilinen bazı yargıları düzeltmek için bu kampanyayı yapıyoruz" dedi. "ROMATİZMA ÖLÜME KADAR GÖTÜREBİLİR" Bilindiğinin tersine romatizmal hastalıkların tedavi edilebildiğine dikkati çeken RAED Genel Sekreteri Dinç, önemsenmediği zaman ise kalp, böbrek, akciğer gibi iç organları etkileyerek ölüme kadar gidebileceği konusunda uyarıda bulundu. Genellikle uzun süreli ilaç tedavisinin uygulandığı bu hastalıklarda ilaçların da iç organları etkileyebileceğini belirten Dinç “O nedenle durum takiplerde dikkate alınmalıdır” dedi. Romatizma 9 farklı isimle karşımıza çıkıyor. Behçet ve Gut hastalıklarının yanı sıra karın ağrısı, ateş ve eklemlerde şişmeyle kendini gösteren ailevi Akdeniz ateşi hastalığı da romatizmal rahatsızlıklar içinde yer alıyor. Omurga romatizması zamanla omurgada eğiklik, el parmaklarında şekil bozukluğu yaratırken, tedavi edilmediği takdirde ise kişi bardağı dahi tutamaz hale geliyor. Bir diğer romatizmal hastalık ise SLE olarak da bilinen “Sistemik Lupus Eritematozus” hastalığı. Genellikle kadınlarda görülen bu rahatsızlıkta ise güneş alerjisi,saç dökülmesi,ellerde beyazlaşma ve morarma yaşanabiliyor. Hatta hamile kadınlarda düşüğe bile neden olabiliyor. Ağızda yaralara sebep olan “Behçet Hastalığı”ndan zengin hastalığı olarak bilinen ve et tüketimine de bağlı olan “Gut Hastalığı”na kadar pek çok hastalık aslında romatizmal rahatsızlıklar arasında sayılıyor. İşte bu noktada hastalıkların ismiyle bilinmesinin tedavi açısından oldukça önemli olduğunu vurgulayan Romatoloji Araştırma ve Eğitim Derneği(RAED) Genel Sekreteri Ayhan Dinç, “Romatizmal hastalıklar iyi tedavi edilebilmekte ve kendine özgü isimleri bulunmaktadır” diyerek “Lütfen doktorunuzdan hastalığınızı tıbbi ismiyle söylemesini isteyin” uyarısında bulunuyor.
22 Jan 2008
[color="#000000"][/color] Washington (AA)- Erkeklerin ilerde kel olup olmayacağı, gen testiyle belli oluyor. ABD'de bir biyoteknoloji laboratuvarı, 40 yaşından önce saçlarını kaybedip kaybetmeyeceklerini merak eden erkeklere, internet üzerinden bile bunu öğrenme imkanı sunduğunu öne sürüyor. Meraklısı, tükürük örneğini laboratuvara postayla yolluyor ve kendisine bu yolla konulan genetik teşhisi, 149 dolar karşılığında öğrenebiliyor. Şirket yöneticileri, yaptıkları gen testinin, erkeklerin ilerde kel kalıp kalmayacakları sorusunun cevabını şimdiden verdiğini ve kelliği mukadder olan 20-30 yaş arasındaki genç erkeklerin, bunun önüne geçmek için boşuna para ve vakit harcamasının önlendiğini iddia ediyor. Şirket açıklamasında, "genetik saç dökülmesi kaçınılmazdır" denildi ve kellikle mücadelede herhangi bir mucizevi ilaç veya tedavi yöntemi tavsiye edilmedi.
22 Jan 2008
Ankara (AA)- Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demircan, ülkenin birçok bölgesini etkisi altına alan dondurucu Sibirya soğuklarından, ''bilinçli hareket edilerek korunmak gerektiğini'' söyledi. Ahmet Demircan, soğuk kış günlerindeki donma vakalarının sıklıkla kuru ve rüzgarlı havalarda ortaya çıktığını ve özellikle hareketsiz kalanlarda görüldüğünü belirterek, böyle bir durumda kol ve bacaklardaki dokularda donma geliştiğini, bunun kalıcı his kaybına ve en sonunda da kangrene yol açabildiğini belirtti. Vücudun soğuk ortamlarda cilt damarlarını kasıp kan akımlarını azaltarak derin dokuların ısı kaybını önlediğini ifade eden Demircan, ''Isı kaybını önleyen bu koruyucu mekanizma el ve ayak parmaklarında kan akımını azaltarak 'soğuk yanığı' denilen donmayla sonuçlanabilir. Eğer vücut ısısı tehlikeli derecelerde düşerse vücut işlevleri yavaşlar, hatta bazen durabilir'' diye konuştu. -SOĞUK ISIRMASINA DİKKAT- ''Burun, kulak, yüz, el ve ayakların soğuğa korunmasız maruz kalması halinde, 'soğuk ısırması' denilen, içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkabileceğini'' kaydeden Demircan, şu uyarılarda bulundu: ''Aşırı soğukların yaşandığı Sivas'ta oynanan maç sonrasında bazı futbolcuların karşılaştığı durum uzun süre soğukta kalan herkesin başına gelebilir. Eğer bu futbolcular bir 90 dakika daha soğukta kalsaydı belki donma tehlikesi yaşayabilirlerdi. Bu kabarcıklara uzman olmayan kişilerce müdahale edilmemelidir. Aksi takdirde deride enfeksiyona ve zedelenmelere yol açabilir. Böyle durumlarda mutlaka tıbbi yardım istenmelidir.'' -''ÜŞÜRSENİZ SAKIN ALKOL ALMAYIN''- Demircan, soğuk havalarda uzak mesafeleri yürüyerek kat etmek zorunda olanlarla dağcılık ve avcılık gibi uğraşları bulunanlar ve ısının uzun süre eksi değerlerin altında seyrettiği yerlerde yaşayanların şu önlemleri almaları gerektiğini bildirdi: -''Kırsal bölge gezileri dikkatli planlanmalı, bu kişiler yanlarında mutlaka çalışır durumda cep telefonları bulundurmalı ve çevredeki yetkilileri geziden haberdar etmeliler, -Çok küçük rahatsızlığı bile bulunanlar böyle gezilere katılmamalıdırlar,-Gezi sırasında yaralanan veya kendini iyi hissetmeyenler derhal güvenilir bir yere nakledilmeliler, -Bu tür gezilerde yedek kazak, kuru çorap ve uyku tulumunun yanı sıra acil durumlar için ilaç ve diğer malzemeler bulundurulmalı,-Yolculuk sırasında tüketmek için yüksek kalorili besinler seçilmelidir. Ancak uzun süre soğukta kalanlar kan damarlarını genişleterek ısı kaybını hızlandıran alkolden kaçınmalıdır. Birçok kişi alkolün soğuk havada vücudu ısıttığını zanneder. Ancak, alkol ilk alındığında damarları genişlettiği için sıcaklık hissi vermesine rağmen, bu genişlemenin ilerleyen sürede devam etmesi nedeniyle vücutta ısı kaybı olur ve kişi hayati tehlikeye maruz kalabilir, -Soğukla baş etmenin en iyi yolu sıkı giyinmektir. Birkaç kat giysi tek kat giysiye göre soğuğa karşı daha etkilidir. Soğuk havalarda yünlü ve pamuklu giysiler tercih edilmeli, naylon giysilerden kaçınılmalıdır, -En dıştaki giysi su ve rüzgara karşı yalıtkan olmalı, boyun ve bilek kısımları genişleyebilmelidir, -Kardan yansıyarak göze direkt temas eden güneşin zararlı ultraviyole ışınları kornea yanıklarına sebep olabilir. Bundan korunmak için mutlaka doğru seçilmiş koruyucu gözlük kullanılmalıdır.'' -''DONAN BÖLGEYİ KARLA OVMAYIN''- Uzun süre soğuğa maruz kalanlarda, iğnelenme ve karıncalanma, solukluk, ardından uyuşma, deride hissizleşme ve sertleşme, etkilenen bölgede cilt rengi değişimi (önce beyaz, sonra benekli ve mor, en sonunda da siyah) şeklinde donma belirtileri ortaya çıkabileceğini bildiren Demircan, bu durumda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: -''Eldiven, bot, yüzük ve bilezik gibi sıkması muhtemel giysiler çıkartılmalıdır, -Etkilenen bölge elde, kucakta ve donan kişinin koltuk altında ısıtılmalıdır, -Halk arasındaki yanlış inanışın aksine deriye veya diğer dokulara zarar vereceği için donan bölge kesinlikle karla ovulmamalıdır, -Donmuş kısım ısıtılmadan hasta sıcak bir ortama taşınmalıdır. Ayağında donma olan hasta yürütülmemelidir, -Etkilenen bölge vücudun dayanabileceği kadar sıcaklıktaki suyun içine bir süre yerleştirilmeli, buradan çıkartıldıktan sonra da dikkatlice kurulanmalı, ardından da ince ve yumuşak bir kuru gazlı bezle hafifçe sarılmalıdır, -Şişmenin önlenmesi için donan uzuv havada tutulmalıdır.''
22 Jan 2008
[color="#000000"][/color] İSTANBUL (İHA)- Tıp dilinde disk hernisi olarak adlandırılan bel fıtığının toplum içinde rastlanma sıklığının onda bir gibi yüksek bir düzeyde olduğu bildirildi. Çin Halk Cumhuryeti'nin Bei Jing Üniversitesi Çin Tıp Fakültesi'nde bir yıl boyunca geleneksel Çin Tıbbı ve Akupunktur öğrenimi gören Dr. Nimet Kaşkarlı, Online Sağlık'a (www.onlinesaglik.com) yaptığı açıklamada, bel fıtığının en sık 35 - 50 yaş arasında ve her iki cinste de eşit olarak görüldüğünü kaydetti. Omurga yapısı nedeniyle uzun boyluların bel fıtığına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu dile getiren Dr. Nimet Kaşkarlı, bel fıtığının en önemli nedeninin uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilme olduğunu ifade etti. Dr. Nimet Kaşkarlı, bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesinin da bel fıtığına neden olabileceğini vurguladı. Dr. Kaşkarlı, "Uzun süre oturmak zorunda kalan şoförler, öğretmen, eczacı, garson gibi meslek sahipleri ile yoğun stres altındaki yöneticiler bel fıtığına yakalanma olasılığı en fazla olan kesimdir" dedi. Kaşkarlı, küçük yaştan itibaren omurgayı yeterli çalıştırmamanın ve günün birinde ondan ani bir şey istemenin bel fıtığını kolaylaştırıcı faktörler arasında yer aldığını dile getirdi. FİZİK TEDAVİ UZMAN DENETİMİNDE OLMALI Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar ile ayaklardaki uyuşmalar, hareket kısıtlıkları, yürüme ve oturmadaki güçlüğün bel fıtığının belirtileri olduğuna işaret eden Dr. Nimet Kaşkarlı, hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymalarını ve yirmi dakikadan fazla oturmamalarını önerdiklerini söyledi. Dr. Nimet Kaşkarlı, bel çektirme, bele balık bağlama, el masajı, zift yakma gibi yöntemlerin ancak istirahatle bile iyi olabilecek bel fıtıklarına fayda edebileceğinin altını çizdi. Bu tip alternatif tedavi metotlarının fizik tedavide olduğu gibi kasları gevşetme esasına dayandığına vurgu yapan Kaşkarlı, amacı dışında uygulanması halinde bu metotların faydadan çok zarar getireceğini anlattı. Çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararlarının daha fazla olduğunu kaydeden Nimet Kaşkarlı, kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatmasının daha uygun olacağını belirtti. Dr. Kaşkarlı, fizik tedavinin mutlaka bir uzmanın denetiminde olması gerektiğini vurgulayarak, birçok hastalıkta olduğu gibi bel fıtığından değil geç kalınmaktan korkulması gerektiğini sözlerine ekledi.
22 Jan 2008
İSTANBUL (ANKA)- Beslenme ve yaşam tarzının değişmesi, farklı sıkıntı ve hastalıkları da beraberinde getiriyor. Mide asidinin, anormal bir şekilde yukarı doğru çıkarak yemek borusuna ve boğaza gelmesi durumunda oluşan reflüyü uzmanlar modern toplum hastalığı olarak niteliyor.
Reflünün beslenme düzeninin değişimiyle bağlantılı olduğunu ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Dursun Buğra, “Günümüzde daha çok fast food, hızlı yemek yeme alışkanlığı, kötü yağlarla yapılan gıdaların tüketimi, aşırı çay, kahve içilmesi, kola, soda, bira gibi gazlı içeceklerin tüketilmesi, sigara alışkanlığının artması reflüye zemin hazırlar. Tüm bunlar mideden yukarıya doğru asit kaçışını kolaylaştırıcı etkenlerdir” dedi. Kötü beslenme alışkanlığı nedeniyle kiloların da artmaya başladığını belirten Prof. Dr.Dursun Buğra “Kilonun biriktiği yer ise en sıklıkla karındır. Karında biriken fazla kilolar, yağ artışı midenin basıncını artırır, dolayısıyla mide içindeki yüksek basınçtan, daha düşük basınçlı yemek borusuna doğru hem asidin hem de gıdanın kaçışı kolaylaşmış olur ve bunlar da reflüyü kolaylaştıran etkenlerdendir” diye konuştu. -"İLAÇ TEDAVİSİ ETKİ ETMEDİĞİ TAKDİRDE CERRAHİ GİRİŞİMLER YAPILABİLİR"- Reflü tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemin ilaç tedavisi olduğunu belirten Prof. Dr. Buğra, tek başına ilaç tedavisinin de yeterli olmayacağını hastanın da yardımının gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Dursun Buğra, yaşam tarzının mutlaka değiştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Kişinin kilo alımı, kötü beslenme, gazlı içecekleri içme, kahve ve sigara gibi olumsuz etkenlerden vazgeçmesi gerekir” dedi. Geceleri baş tarafın yükseltilmesi ve asit önleyici ilaçlarla hastalığın yüzde 90'ının tedavi edilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Buğra, “Tedaviden sonra yakınmaları tekrar ortaya çıkanlarda ya da ilaç tedavisinden hiç yarar görmeyenlerde ise cerrahi girişimler yapılabilir” diye konuştu.(ANKA) |
Son Ziyaretçiler
Yorumlar
Arkadaşlar
Sonuç (arkadaş) bulunamadı....
|
|
Basit Görünüm | Tarih: 30.08.2008 -00:46 |